Ana səhifə

Unutulan tarih zengiNLİkleriMİzden rüstem baba dergâhi dursun güMÜŞOĞLU


Yüklə 32.65 Kb.
tarix06.05.2016
ölçüsü32.65 Kb.
UNUTULAN TARİH ZENGİNLİKLERİMİZDEN RÜSTEM BABA DERGÂHI

DURSUN GÜMÜŞOĞLU

 

 



2003 temmuzunda arkadaşım Bahadır Cendere’nin daveti üzerine Erikli’ye yaptığım bir gezide Rüstem Baba Dergâhına gitmiştim. Hava aşırı sıcak olmasına rağmen onların da yardımı ile orada bulunan Hüseyni taçlı mezar taşlarını fotoğrafladım. Üzerlerindeki yazıları okuyup yeni yazıya çevirdim. Daha sonra yaptığım araştırmalarda burası ile ilgili Edirne’de basılan “Yöre” adlı dergide Yrd. Doç. Dr. Ratip Kazancıgil’in yazısını görünce sevindim. Orada olmayan bilgileri de, bu makalede kaydettim. Dergide yayınlanmış olan yazıdan, dergâhın tarihçesi ile ilgili bazı bilgilere ulaştım. Öncelikle bunları kaydettikten sonra kendi tespitlerimi yazmanın daha uygun olduğunu düşündüm. Rüstem Baba Orta Asya’dan Anadolu’ya olan Türkmen akınları sırasında Horasan Erenleri ile gelen Kolonizatör Türk Dervişlerindendir. Padişahın bağışladığı arazi üzerinde bir dergâh yapmış. 1421 yılında vefat etmiştir.

 

Osmanlı dönemi divan şairlerinden Mehmet İzzet Molla’nın “Mihnetkeşan1[1]” adlı manzum eserinden faydalanılmış. Keçecizâde Mehmet İzzet (İzzet Molla) Kazaskerlerden Mehmet Salih Efendinin oğlu olup 1785 tarihinde doğmuştur. 2. Mahmud döneminde Sadrazam Hamdullah Paşa’yı eleştiren konuşması nedeni ile 1822 yılında Keşan’a sürgün edilmiş ama Kadılık görevi elinden alınmamıştır. Keşan’a gelince pek çok yeri ziyaret ettiği gibi Rüstem Baba Dergâhını da ziyaret eder. Buradaki anılarını “Mihnetkeşan” adlı eserinde şu şeklide anlatmaktadır. “Muarız kenarında Rüstem Baba Dergâhına gittiğimizdir: O ulu dergâhı görünce hemen secde ettim . İçeriden iki can gelip bizi karşıladılar. Hemen baş keserek(baş eğerek) ellerini öptüm. Meydan kapısına geldik. Orada mürşidle görüştük. Bana “Ey tarikat yolunun âşıkı sefa geldin” dedi. O bizde hürmet saygı meydandadır. Önce o yüce makam görülsün” dedi. Meydan süslü değildi ama onu mânevi değeri süslüyordu. İstanbul’daki dergâhlara benzemiyordu. Mermerleri ayna gibi parlıyordu ve gönülleri yansıtıyordu. O sırada tarikat Pîri (postnişini olan baba) geldi ve şeyh Pîr’e destur deyip çekildi. O görkemli misafirhâne daire daire idi. Hemen bana gönül açıcı bir hücre açtılar, oraya yerleştim. Bazen ahbaplarla bazanda baba ile oturduk. Böylece zevk içinde akşam oldu. Bir kelender(Bektaşi Dervişi) yemeğin hazır olduğunu haber verdi. Süslü deriden sofra örtüsünü açtılar. Ekmek kebap helva çok lezzetli idi. Herkes yemekten çekilince ışıklar(genç dervişler) çerağları uyandırdılar(mumları yaktılar). O gece felek de çerağını yaktı. Çevre ışığa boğuldu.2[2] Nihayet sabah olur Hacı Bektaş Veli’ye hitab ederek Mevlâna’ya seslenir.



 

Der-i Hacı Bektaş’a ettim niyaz,

Dedim ey serefrâz-i her serefrâz

***


Bu şeb kıymet-i nânini,

Diriğ eyleme huvan-i ihsanini

***

Geçer Hazret-i Mevlâna’ya sözün,



Mugayir değildir özüyle sözün

***


Niyaz edip ağladım hazret’e

Dedi bir kalender gelip İzzet’e

***

Erenler buyur aşk meydanına



Şu âşıkların bezm-i figanına

 

Der: kapı, niyaz: saygıyla eğilme, dua, Serefrâz-ı hem serefrâz:üstünlerin üstünü Şeb:gece, Nân: ekmek, Diriğ: yasaklama Mevlâna: efendimiz, Mugayir: zıt, karşıt, Bezm-i figan: (Tanrı aşkı ile olan inilti) çığlık meclisi.



Pek çok Bektaşi Dergâhı gibi, Rüstem Baba Dergâhı da, kaybolmaya yüz tutan dergâhlarımızdandır. Dergâh, Edirne ili Keşan ilçesine bağlı Mecidiye Köy, Erikli ve Bey Köy üçgeni arasında kalan Baba Burnu denilen tepe üzerinde bulunmaktadır. Osmanlı’da dergâhlar aynı zamanda haberleşme ve dinlenme yeri olması bakımından konumları önemlidir. Oldukça geniş bir alanı seyredebileceğiniz bir konumda bulunmaktadır. Tekkenin Ege denizi istikametinde geniş bir düzlük ve göl bulunmaktadır. Aynı zamanda Enez yolu ile Balkanlara açılan bir gözetleme tepesidir. Bu gün bile bu özelliğini korumaktadır. 1826 ‘da 2 Mahmud tarafından Bektaşi tekkeleri kapatıldıktan sonra, burası da yıkılmış, dergâhın binalarıyerle bir olmuştu.

Oldukça sık ve dikenli olan bitki örtüsünün altında son derece az mezar taşları kalmıştır. Bu taşların bazıları kırılmış bir parçası bir yerde, diğer parçası başka yerdeydi. Bektaşi dergâhlarının yeri ve tarihçesi ile ilgili araştırma yapanlar burasının tam yeri ile ilgili yeterli bilgilerinin olmadığını gördüm. Bu nedenle gördüklerimi yazmak taşların üzerindeki yazıları gelecek nesillere ulaştırmayı bir araştırmacı olarak görev kabul ettiğim için yazmak istedim. Kamera ile çevreyi ve mezar taşlarını görüntüledim. Daha sonra bilgisayarda okuyup yeni yazıya çevirdim. Dergâh alanı içindeki tümseklerden yerdeki dağılmış olan taşlardan bina duvarlarının yerlerini tahmin etmek mümkün olmaktadır. Kamerada okunaklı çıkmış olanlar aşağıya kaydediyorum.

 

No:1 yerde yatan taş


....................... Hüseyin baba nice dem ......... bu postta olub bu asitanda keramat ehli olduğun anın .......................... günagün nişanı hikayeti erenler neşesi ruz u şanlı neciş olurdu bendegâhı desd olduğu dem vaadi hakkı bekaya şevkleri oldu revane merhum HÜYSEYİN Baba’nın ruhu içün el fatiha sene 1227

 

No:2

Hü Rüstem Baba Sultan tekkesi postnişini Ali dede ruhu revanı şad olsun sene 1193

 

No:3


 

Hü! Darı Dünya’yan çekildi ruhunu şad eyleye her dem anın o ceddi......................hatifi gani İbrahim Seyfi Baba efendi hali Ali beyan sene 1182


 

No:4


 

Kutbül arifiyn Rüstem Baba tekkesinin muhibbanından merhum seyyid Yakub’un ruhu içün el fatiha sene 1216


 

No:5


 

Hü! Merhum ve mağfur Derviş Seyyid Ali ruhu içün el fatiha sene1234

 

No:6


 

Tarihi 1195 (gerisi silik olduğundan okunamadı)

 

No:7


 

Merhum ve mağfur Mehmed Ali’nin ruhu içün fatiha

Sene 1150

 

No: 8


Ya Hü! Etmeyüb rağbet fena i vesair kimdi, fahreti kabasın edüb, bir gıybeti kob (kovub) fakiyri , ibasız bu dergâhın hem, oldu postnişini anın hizmetler aldı hem himmetler duasın, merhum el mağfur İbrahim Baba’nın ruhuna fatiha 1216

 

Rüstem Baba Dergâhının alt tarafında halen faal durumda olan Tekke çeşmesi bulunmaktadır ve güzel bir piknik alanıdır. Hıdırellez’de ve Aşurede çevre köylerdeki insanlar buraya gelmektedir. Üzerindeki kitabede:



 

Çeşme kitabesi


 

Râhı abı sekahüm içenler katresin cana

Hayatı cavidan olsun Kuduret görmesin asla

Yedenler geldiler şeyyen dediler iş bu tarihi

Hasaneyn3[3] aşkına kıldı küçük Hüseyin dede icra-i ma 1239

 

Ayrıca Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki 9771 numaralı Maliyeden Müdevver Bektaşi tekkeleri ile ilgili defterde ise Rüstem Baba Dergâhı ile ilgili şu kayıtlar bulunmaktadır.



 

Der-Kazâ-i Keşan Zâviye-i Rüstem Baba ve Okçu Baba

 

Kırkbeş ve kırkaltı seneleri hâsılatı bundan böyle bi’ t-tahkik iltizâm olunduğu Kaydı inhâ mukâta’ ât hazinesine ilm u haberi virildi.fî 6 Rebîyü’l –âhir sene 1243. (Milâdi 1827)



Zavâyâ-yı merkûmenin kırküç senesinden berü hâsılatının tahsili ve zâviye-i

Merkûme emlâkı fürûht olunarak ma’ resm-i hümâyûn mu’accelesinin irsâli bâbında emr-i

Âlî virilmiş. Fî 5 Muharrem sene 1247

Zâviye-i mezkûrenin kırk dört senesi hâsılatı âlîşân-ı şer zimmetinde olduğundan

Tahsîli bâbında emr-i âlî virilmiş.fî 9 Rebîyü’l-âhir sene 1247

Zâviye-i mezkûre emlâkları mahallinde kırkaltı senesine mahsûben tesbit ve

Hâsılatı ve tahsîli bâbında emr virildi.fî 19 Ramazân sene 1247.

Berâ-yı eşya inhâ vesâire zâviye-i Rüstem Baba

25695 guruş

mesarîfât 03675 guruş

22020 guruş

Bektaşi dergâhları bilindiği gibi bünyelerinde dervişlerin gönüllü olarak çalıştıkları, hayvancılık ve tarımla uğraşan hem üretim, hem de eğitim merkezleri idi. Yapılarında büyük ahırlar ve erzak depoları da bulunurdu. Anadolu’nun, balkanların çeşitli yerlerinde yüzlercesine rastlanmaktaydı. Dergâhların açık olduğu dönemlerde ortalama 35 kilometrede bir mutlaka bir Bektaşi tekkesi bulunurdu.4[4]

Ben İstanbul’da oturan bir insan olarak bu kadarını yapabildim. Şimdi görev sırası Keşan’nın yöneticilerinde. Geçmişten geleceğe bizi bağlayan tarih hazinemizden birisini kurtarmaya davet ediyorum. Bu konuda gereken hassasiyeti göstereceklerine inanıyorum.

 

 



 

Dursun Gümüşoğlu

0216 338 39 90

0216 338 23 83

 

0532 271 98 69



 

dursun@goztepenakliyat.com.tr






1[1] Çektiği çileleri ifade eden zahmetler destanı anlamındadır. (Mihnetkeşan: sıkıntı çeken)

2[2] Yöre Dergisi sayı 37-38 Nisan – Mayıs 2003 Yrd. Doç.Dr. Hatip Kazancıgil makalesi

3[3] Hasaneyn: Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin

4[4] Barkan,Ömer Lütfü; Hüdavendigâr Livası adlı eserde


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət