Ana səhifə

Tarihi İstanbul Düğünleri


Yüklə 86.95 Kb.
tarix05.05.2016
ölçüsü86.95 Kb.





Tarihi İstanbul Düğünleri
Bir zamanlar dünyanın, şimdi de Avrupa’nın, başkentler dâhil, içinden deniz geçen tek büyük şehri; İstanbul’un tarihi merkezi Sultanahmet, yüzyıllar boyunca nice önemli aşklara, nice düğünlere, nice şenliklere ev sahipliği yaptı…
Bu kadar özel bir konumda, bütün dinlerin buluştuğu, bütün yolların kesiştiği ve belki sizin de evleneceğiniz bu bölgede sizden yüzyıllarca önce ve daha yakın geçmişte evlenenler kimlerdi? Nasıl bir düğünle evlenmişlerdi?
Bilinen en eski tarihi merkez düğünleri Doğu Roma – Bizans dönemine takvimleniyor. Arkasından Osmanlı dönemi onu izliyor.
Daha çok soyluların ve imparator düğünlerinin belgelendiği Bizans dönemini el yazmaları ve tarihçilerin araştırmalarından, Osmanlı dönemini de en çok padişahların çocukları ya da yakınlarının evlenme ve sünnet düğünlerini belgeleyen “Sȗrnâme” ve minyatürlerden öğreniyoruz…
Doğu Roma / Bizans İmparatorluğu dönemi düğünleri:
• Antoninus ve Fausta Yıl: 141 (bilinen en eski düğün, evlilik parası bastırmışlar)

• Arcadius ve Eudoksia Yıl: 395

• Üçüncü Valentinian ve Eudokia Yıl: 437 (evlilik parası bastırmışlar)

• Birinci Anastasius ve Ariadne Yıl: 491 (evlilik parası bastırmışlar)

• İmparator İkinci Theodosius ve Athenais (Eudokia) Yıl: 421

• Birinci İustinianos ve Theodora Yıl: 525

• İmparator Mavrikios ile Aelia Constantina Yıl: 585 (Bu düğünü Theophylact Simocatta adındaki bir Bizans tarihçisi ilk kez ayrıntılarıyla anlatılan bir Bizans evlilik töreni olarak tarihe geçirmiş.)

• Herakleios ve Fabia Yıl: 610

• Üçüncü Konstantin ve Gregorya Yıl: 629

• İkinci Romanos ile Theophano Yıl: 995

• Dördüncü Romanus ve Eudokia Yıl: 1068 (evlilik parası bastırmışlar)
Tarihi Merkezde Doğu Roma ve Bizans İmparatorluğu Döneminde Evlenme”(*)
Bizans’ta kadınlar ve evlenme konusunda 4-6. yüzyıllar arası ile 9-13. yüzyıldan sonrasına ait daha çok bilgi mevcut. Bizans kadınlarıyla ilgili bilgilerin çoğu, yüksek tabakadan soylu ve zengin aile mensuplarına ait. Özellikle “soylu ve zengin kesimden olan kadınlar” faal toplumsal bir yaşam sürdürmüş; yazar, kaligraf, kitapsever, sanat hamisi ve manastır kurucusu olmuş ve sıklıkla siyasete el atmışlar.
İmparatorların kızları ve kız kardeşleri, erkek kardeşlerinden daha az şımartılsalar da, yalnızca imparatorların uzlaşmak istediği küçük hükümdarlarla evlenerek ülkeleri için yararlı olmuşlar.

Bizans toplumunda Roma uygarlığında olduğu gibi, evlenmeden önce babada olan “hak devri” evlendikten sonra kocaya geçiyordu. Bizanslı kızlar evlenirken beraberinde çeyiz ya da drahoma getiriyordu. Çeyizde yer alan eşya, hayvan, para ve gayrimenkuller evlilik kontratında belirtiliyordu.


Ölüm halinde ise bunlar çocuklara miras kalıyordu. Bizans evlenme âdetleri Yunan ve Roma gelenek ve göreneklerinin Hıristiyan inançla harmanlanmış biçimidir. Hıristiyanlık, evliliği Yunan ve Roma toplumunda olduğu gibi sırf bedensel bir ilişki ya da hukuki antlaşma olmaktan çıkarıp daha ruhsal bir düzleme yerleştirdi. Tıpkı taç giyme törenleri gibi evlilik törenleri de Roma mirası olarak Bizans’a geçti. Romalı imparatorlar evlilikleri anısına hatıra paraları bastırmıştı. “Dextrarum junctio” adı verilen antlaşma sahnesi bir evlilik sembolü olarak Antoninus ve Fausta için 141 yılında basılan para üzerinde görülür. Bu gelenek erken Bizans döneminde de devam etmişti. Geç Roma döneminde evli çiftler, evlilik yıldönümleri anısına ya da gömü hediyesi olarak birbirlerine üzerlerinde kendi resimleri ve adları bulunan çok değerli altınlı cam kaplar yaptırıp hediye ediyordu. Tören sırasında evlilik tacı takma geleneği ise Eski Yunan’ın etkisiyle sürdürülmüş, Bizans’ta ve Bizans sonrası dönemde bir Ortodoks Hıristiyan geleneği olmuştu.
Hıristiyanlıkla birlikte aile bağları kutsallaştırıldı ve kadının aile içindeki yeri, ana olmasından dolayı önem kazandı. 4. yüzyılın sonlarında Konstantinopolis patriği olan İoannes Khrysostomos da evliliğin kutsal ve nesillerin devamlılığı için şart olduğunu belirterek, ailelerin çocuklarını evlendirmede acele etmesi gerektiğini savunuyordu. Şair Aphrodito’lu Dioskorus da evliliğin kutsallığını, kadının erkeğine Tanrı emaneti olduğunu vurgulamıştı. 740 yılında yayınlanan Bizans medeni kanunu “Ekloga”da, Adem ile Havva’nın, Hıristiyan aile modelini oluşturduğu belirtiliyordu. Selanikli Simeon da karı kocanın birlikteliğini, iki farklı özün birleşip tek bir beden oluşturması olarak yorumluyor ve İsa’daki baba-oğul birlikteliğine benzetiyordu.
Theophylact Simocatta adındaki bir Bizanslı yazar ilk kez bir Bizans evlilik törenini ayrıntılı olarak anlatmıştır. Anlatılan düğün, imparator Mavrikios ile Aelia Constantina’ya (585) aittir.

Bizans İmparatorluğu’nun ilk yıllarında resmi nikâh vardı. Bunun yanında, resmen geçerli olmasa da dini nikâh da yapılıyordu. 8. yüzyıldan sonra, kilisede yapılan evlilik töreni tek başına geçerli oldu.

Bizans toplumundaki evlenme törenlerini “soylu” ve “halk” kesimlerine göre farklı başlıklar altında ele almak gerekir. Bizans’tan günümüze ulaşabilen kanıtların çoğu, soylu sınıfa ait yazılı, görsel ve maddi materyallere dayandığından onların evlenme gelenekleri daha iyi bilinmektedir.
Soylu Düğünü
Bizans sarayının en önemli görevlerinden biri de imparator ya da prensi evlendirme sorunudur. Gelecekte Augusta ya da Basilissa unvanını alacak gelinin en belirgin özelliği güzel, genç, bakire ve iyi eğitimli, ailesinin soylu, saygın ve varlıklı olmasıydı.

İmparatorlar evleneceği zaman ülkenin her tarafına saraydan memurlar gönderilir, imparatoriçe olabilecek en güzel ve müstesna aday bulunmaya çalışılırdı. 8-9. yüzyıllarda imparatorluğun değişik bölgelerinden seçilen en güzel kızlar Büyük Saray’da toplanır, burada yapılan güzellik yarışmasında (bir tür “gelin-şov”!) bizzat imparator tarafından seçilirdi. İmparatoriçe olmak üzere seçilen en güzel kıza, Paris’in Üç Güzeller yarışmasında yaptığı gibi altın bir elma vermesi gerekiyordu.


Gelin yabancı ise Bizans’a gelmeden önce elçiler gönderilerek saraya haber veriliyordu. Deniz ya da kara yoluyla Bizans topraklarına ulaştığı yerde, “Despina” adı verilen gelin alayı tarafından törenle karşılanıp, Altın Kapı dışındaki Pigi’deki (Balıklı) sarayda damatla buluşturuluyordu. Geline bu karşılaşma merasiminde genellikle kırmızı bir elbise giydiriliyordu. Karşılama merasimi, başkente evlilik tacını (“stephanos”) giymek için gelen yabancı damat için de sur dışında yapılıyordu. Damat eğer deniz yoluyla geliyorsa, saray komutanlarının kostümleri giydirilerek müstakbel kayınpederi tarafından Boukoleon veya Blakhernae’daki kilise önünde karşılanıyordu. Bizans’ta yabancı damat için yapılan tören hiçbir zaman gelin için yapılan kadar görkemli ve şaşaalı değildi. Gelin ve damat adayları kilisede kendi ailelerinin de bulunduğu bir törenle kutsanıyordu. Nişandan sonra “sponta” denen süre içinde gelin kendi ailesinin yanında kalıyordu. Bizans’ta resmi taç giyme töreni nikâhtan sonra yapılıyordu. İmparatorların taç giyme törenleri Ayasofya’da yapıldığı halde, imparatoriçelerinki Büyük Saray’da gerçekleşiyordu.
Madrid Ulusal Müzesi’ndeki Yannis Skylitzes “Vakainame” (kronik) elyazmasının minyatürlerinde dokuz evlilik töreni sahnesi vardır. Bu sahneler evlilik törenlerinin görsel kanıtları olması açısından önemlidir. Bunlardan birinde İmparator Theophilos’un kızkardeşi Theophobos’un nikâhı resmedilmiştir. Kiliseyi temsil eden kubbeli “baldake”nin altında patriğin elleri, sağında ve solundaki soylu çiftin başlarındaki evlilik taçları üzerindedir. Evlilik tacının takılmasından sonra çiftler birbirlerine yüzük vermekte ve sağ ellerini birleştirmektedir. Aziz Aleksius’un “vita”sında, özel odalarında eşine bir evlilik yüzüğü ve kemeri vermesi anlatılmıştır.
(Sanat Tarihçisi Ayşe Başak Akay’ın “Madrid Skylitzes Kroniği’nde Tören Sahneleri” başlıklı tezinde, sözü geçen el yazmasındaki minyatürler ve Bizans tören yerlerinin krokileri bulunmakta. Bkz: (http://www.belgeler.com/blg/1ht7/madrid-skylitzes-kronigi-nde-toren-sahneleri-ceremonial-scenes-in-the-chronicle-of-skylitzes-matritensis#)
İmparatoriçe unvanını alan gelin, ona hediye edilen değerli takıları, üzerinde altın ve mücevher işlemeli “loros”u olan erguvani ipekten giysileri ve tacını takmış olarak saray ileri gelenleri, askerler ve din adamlarının aralarından geçip halkın bulunduğu yüksek bir yere çıkarak, önce haça doğru eğilir ve sonra halkın “Tanrı Augusta’yı korusun” sesleri arasında halkını selamlardı. Bu tören sonunda tahtta oturan imparator ve imparatoriçe geçit törenini izler, daha sonra özenle hazırlanmış odalarına çıkardı. Kapılarının önünde bir asker nöbet tutardı. İmparator düğünleri bir veya iki hafta, bazen de bir ay sürüyordu. Bu düğünlerde askerlerin ve tüm halkın eğlenmesi sağlanıyor, fakirler ve öksüzler giydiriliyor, esirler serbest bırakılıyordu. Düğün sırasında imparator ailesi, soylular ve tüm görevliler en güzel ve gösterişli giysilerini, askerler ile din adamları örf ve âdetlerin emrettiği giysileri giyip aksesuarlarını takıyordu. Damadın babası altın “sagion”, imparator “citzakion” denen bir giysi giyiyordu.
Halk düğünlerinde, düğünden önce olan “gelin hamamı”, soyluların evlenmesinden sonraki üçüncü günde yapılıyordu. Resmigeçit düzenlenerek yeni imparatoriçe ve beraberindekiler hamama götürülüyordu. Hamam elbiseleri giyiliyor, hoş kokular ve müzisyenler eşliğinde yıkanılıyordu.
Halk Düğünü
Bizanslı aileler çocuklarının evlenme çağına geldiğini düşündüklerinde “Mesazontas” “Mesolaboontas” denen arabulucu kadınlarla görüşüyordu. Ayrıca yasa tarafından belirlenmiş bir ücret karşılığında isteyene gelin ve damat bulma işi yapan “Proksenitai” – “Proksenitria” ya da “Kourkourai” denen kadınlar da vardı. Gelin adaylarında aranan en önemli nitelikler güzellik, bakirelik, yaş, aile geçmişi ve çeyizin zenginliğiydi. Gelin adayı belirlenip kız istemeye gidildiğinde, kıza ve ailesine hediyeler verilmesi âdettendi. Düğüne karar verildiğinde, anlaşmanın geçerliliği için “Egkolpia” ya da “Ipovolon” denen, başlık parası olarak adlandırabileceğimiz belirli bir miktar para, gelin adayının ailesine veriliyordu.

Dinsel açıdan oldukça önemli sayılan ve “Desmos” olarak adlandırılan nişanla, evlilik öncesi bir bağ oluşturuluyordu. Önceleri yazılı belgelerle geçerli sayılan nişan daha sonra yalnızca kilisede yapılan dinsel törenle geçerlilik kazandı. Damadın uzakta bulunması gibi bazı durumlarda damat adına bir kişinin tanıklığıyla nişan yapılabiliyordu. Nişanlanan erkek, nişanlısının evine bundan sonra gelip gidebiliyordu.

11. yüzyıldan itibaren evliler birbirine ya sözlü ya da noter tarafından yazılı sözleşmelerle bağlıydılar. Roma hukukuna uygun olarak koca, çeyizi (“drahoma”) mirasçılarına intikal ettirmek zorundaydı. Koca da karısına, dul kalırsa gelirini oluşturacak olan ve genellikle mücevher, değerli eşyalar ya da gayrimenkul bağışlardı.
Düğün öncesi gelin odasının süslenmesi gerekliydi. “Pastos” denen süsleme geleneğinde en özen gösterilen yer yataktı. Oda değerli kumaşlar, değerli eşyalar, çiçekler ve aşk tanrıları Aphrodit ve Eros figürleriyle süsleniyordu. Bunlar gerektiğinde başkalarından ödünç olarak da alınabiliyordu.
Düğün günü, “Hara”, yani “sevinç günü” olarak kabul ediliyordu. Düğüne çağrılanlara duyuru, “Kliturion” denen, kalıplaşmış sözlerini muhafaza ettiğimiz davetiyelerle yapılıyordu.

Düğüne armağanlarıyla birlikte gelen davetlilerin ve gelinlerin, Eski Yunan ve Roma geleneklerine uygun olarak baştan aşağı beyaz giysiler giymesi gerekiyordu. Damat müzisyenlerle birlikte gelin evine geliyor, coşkulu eğlenceler arasında geline aşkını simgeleyen bir elma veriyor, gelinin yüzünü kapatan duvağını kaldırıyordu. Sonra hep birlikte kiliseye gidiliyordu. Yol boyunca çifte gül ve menekşeler atılıyordu. Gelin ve damadın yanında, ellerinde evlilik taçlarını taşıyan vaftiz babaları bulunurdu. Rahip evlenen çifti “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” adına kutsayıp evlilik duasını yaptıktan sonra, evlilik taçlarını başlarına takardı. Çiftler evlilik yüzüklerini birbirlerine verdikten sonra evlilik töreninin yemekli, eğlenceli kısmı başlardı.


Evlenme töreninin yapılacağı günün belirlenmesinde kilisenin bazı kuralları vardı. Örneğin “Pentekoste” ve buna benzer yortu günlerinde Noel’den “Acısu” gününe kadar geçen günlerde düğün yapılamazdı.
Evlilik Armağanı Olan Takılar
Başka toplumlarda olduğu gibi, Bizans’ta da damadın müstakbel eşine hediyeler vermesi yaygın bir geleneksel uygulamaydı. Evliliğin başlangıcında verilen bu hediyeler arasında çoğu kadının hoşuna gidecek olan takılar başta geliyordu. Küpe, kolye, gerdanlık, bilezik, toka, fibula ve kemer gibi süslenme, manevi korunma, statü gösterme amacıyla ve işlevsel amaçlarla kullanılan takılar, erkek tarafından sevdiği kadına hediye ediliyordu.

Bu türde takıların yanı sıra yurtiçi ve yurtdışındaki müze ve özel koleksiyonlarda, üzerlerinde Hıristiyan inancıyla ilgili figür ve şekillerin yanında pagan figürler, karşılıklı veya yan yana gösterilmiş kadın ve erkek figürleriyle yazıtlar yer almaktadır. Yazıtlarda, evlenen çiftin isimleri, bazen buna eşlik eden duygusal ifadeler, İncil’den alıntılar, dualar, sağlık, yaşam ve en önemlisi “uyum” (“omonia”) kelimesi yer almaktadır. Üzerlerinde benzer ifadeler bulunan takıların gelin takıları olduğu, nişanlanma veya evlenme aşamasında damat tarafından


kayınvalide aracığıyla süslü kutular içerisinde geline evlilik hediyesi olarak gönderildiği kaynaklarda belirtilmiştir.
Bizans’tan günümüze ulaşabilen bir çift evlilik tacı vardır. Atina Bizans Müzesi’nde sergilenen bant biçimli bronz halka şeklindeki taçların sadece alnın üst kısmına gelen bölümü yarım
daire biçiminde yükselmekte ve bu alana kazıma tekniğiyle büyük ve küçük haçlar işlendiği görülmektedir.
Yassı şerit biçimli bantların üzerindeki yazıtlar yataydır ve şu şekilde okunur: “Tanrım, hizmetçin Spatharokandidatos Romanos’la birlikte karısı ve çocuklarına yardım et” ve “(Zebur 21:3) Onu güzel armağanlarla karşıladın. Başına altından taç koydun. Senden yaşam istedi, verdin ona. Uzun sonsuz bir ömür.” Araştırmacıların ortak görüşleri ise bunların evlilik ya da adak taçları olabileceği şeklindedir. 10. ile 11. yüzyıllara tarihlendirilmektedirler.
Pyksis denen sandık biçimli kapaklı küçük kutular farklı amaçlar için de kullanılmış olmalıdır. Takı ve kozmetik amaçlı kullanılanlar, üzerlerindeki figürlü bezemeler yardımıyla diğerlerinden kolayca ayırt edilebilmektedir. Hem geç Roma, hem de Bizans’ta fildişi, bronz veya gümüşten yapılmış mücevher kutuları vardır. Erken örneklerin gümüş ve altın yaldız kaplamalı, 11. yüzyıldan sonraya tarihlendirilenlerin fildişinden yapılmış olduğu dikkati çekmektedir. Batı Trakya’nın Haskovo bölgesinde gümüşten yapılmış bir kutu ele geçmiştir. Dikdörtgen prizması şeklindeki kutunun geçmeli, düz bir kapağı vardır. Kapak ve yan yüzlerde kalıpla baskı tekniğinde kabartma figürler bulunur. Kapak üzerindeki bezemede ortada büyük bir Latin haçı, üstte Grekçe OMONOIA/OMONVA (uyum) yazısı ile birbirine bakar şekilde profilden gösterilmiş kadın ve erkeğin büst tasvirleriyle, yan yüzlerde ise Tanrı Kuzusu, tahtında oturan İsa ve havariler betimlenmiştir.
11. yüzyıldan sonra fildişi kutuların kullanımı moda olmuştur. Dini amaçlarla kullanılmamış olan bu kutular üzerinde daha çok mitolojik sahneler (Bellerophon, Üç Güzeller ve Paris, Büyük İskender’in Göğe Yükselmesi, Dionysos ve Ariadne gibi) ile ilk çift olan Havva ve Adem’in betimlendiği görülmektedir.

En yaygın kullanılan evlilik takıları yüzüklerdir.



Evlilik yüzüğü, aşkın ve sonsuza kadar birbirine bağlanmanın simgesi olarak günümüze değin en sık kullanılan takıdır. Geç Roma ve erken Bizans döneminde yüzüğün kaş kısmında “uyum” kelimesi (Latince CONCORDIA ya da Grekçe OMONOIA) görülürken, 5-7. yüzyıllar arasında evlenen çiftin büstü ya da ayakta gösterilmiş tasvirleri vardır. Çoğu yüzükte, evlenen çift büyük bir haçın iki yanında betimlenmiştir. Bazı evlilik yüzüklerinde ise iki figür arasında İsa yer alır. İsa evlilik kurumu üzerinde bir bekçi olarak (pronubis) görülmektedir.
Bazı yüzüklerde ise İsa ellerini gelin ve damadın başı üzerine koymuş ya da birleşmelerin sembolü olarak onlara tek tek evlilik tacı giydirmektedir.
Sekizgen biçimli yüzük halkasının her bir yüzünde İsa’nın yaşamından yedi sahne (Mabede Takdim, Müjde, Ziyaret, Doğum, Vaftiz, Lazarus’un Diriltilmesi, Çarmıh, Mezarda Kadınlar) betimlenmiştir.
(Ör: http://museum.doaks.org/Obj27024?sid=933&x=152595&port=2620) Sekiz dilimli yüzük kaşının çevresinde “uyum”, yüzük halkasının çevresinde “Tanrı, hizmetçilerin Peter ve Thedote’a yardım et” yazısı ile “(Yuhanna 14: 27) Size esenlik bırakıyorum, size esenlik veriyorum” yazılıdır. Yüzük halkasının sekizgen formu da tılsım olarak değerini ve gücünü artırmaktadır.

Bizans’ta kadınların çocuk sahibi olmasını sağlamak, düşükten ve kadın hastalıklarından korunmak için özellikle “uterus (rahim) muskası” denen tılsımlar kolye sarkacı olarak yaygın bir biçimde kullanılmıştır. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen, orta Bizans dönemine tarihlendirilen evlilik yüzüğünün yuvarlak kaş kısmında, beş satır halinde mine (émail cloisonné) tekniğiyle yazılmış yazıtta “Konstantin tarafından Eirene’ye evlilik yüzüğü olarak verildi” yazılıdır. Atina’da Helena Stathatos Koleksiyonu’nda yer alan bir diğer yüzüğün üzerinde ise şu cümle vardır: “Goudeles’in nişan yüzüğünü Maria’ya verdiği...” Ayrıca mezarlarda sıklıkla ele geçen basit altın ve bronz halka yüzüklerin de evlilik yüzüğü olması mümkündür.


Bizanslı yazarlar evlilik hediyeleri arasında gelinlere verilen kemerlerden söz eder. Günümüze sadece iki evlilik kemeri ulaşabilmiştir. Bunlardan biri Washington’daki Dumbarton Oaks Koleksiyonu’nda, diğeri ise Paris’teki Louvre Müzesi’ndedir. Dumbarton Oaks Koleksiyonu’ndaki kemer, yan yana sıralanan küçük halkalarla birbirine tutturulmuş yirmi üç adet madalyondan ibarettir.

(Bkz: http://museum.doaks.org/Obj27445?sid=933&x=152592&port=2620)


Tüm madalyonlar kalıpla kabartma tekniğinde işlenmiş figürlerle bezenmiştir. Madalyonlardan iki tanesi diğerlerinden daha iridir ve kemerin tokasını oluşturmaktadır. Bu iki madalyon üzerinde, ortada Pantokrator İsa, haçlı halesinin iki yanında iki küçük haç vardır;

hafifçe yan gösterilmiş olarak sağında damat, solunda gelin durmaktadır. Gelin ve damadın sağ elleri birleşmiştir. İsa evliliğin koruyucusu olarak durmaktadır.


Her iki madalyonda da bulunan “Tanrı’dan sağlık, barış ve uyum” yazıtları her evlilik için istenebilecek en iyi dileklerdir. Uyum ve barış eşlerin aralarındaki ilişki için temel şarttır. Ortaçağ Hıristiyan bakış açısıyla sağlık, evliliğinin temel amacı olan çocuk sahibi olmayı garantilemek içindir.
Bizans kadın takılarında benzer yazıların ve tılsım şekillerinin sıklıkla görülmesi ortaçağda kadın hastalıklarının ve özellikle de düşük yapmanın yaygınlığına işaret eder. Kemerin diğer küçük madalyonlarında, ellerinde asalar tutan hafifçe yan gösterilmiş (şarap tanrısı Dionysos kültüyle ilişkili olduğunu düşündüğümüz) pagan tanrı tasvirleri vardır. Bu kemer üzerinde bereketle ilişkili olduğu düşünülen pagan figürler çocuk sahibi olmak için bir Hıristiyan evlilik sahnesiyle (“dekstrarum iunctio”) birleştirilmiştir. Bu ikilem Bizans düşüncesinde ve sanatında her zaman mevcuttur.

Erken Bizans dönemine ait bir kemer tokası üzerinde Hıristogram (altı kollu haç) ile mitolojik bir kahraman olan Bellerophon ve Lykia’lı prenses çifti (“dekstrarum iunctio”) tokalaşırken görülmektedir. Her iki figür de soylu Bizanslılara özgü giysiler içindedir. Bellerophon betimlerine fildişi mücevher kutuları üzerinde sıkça rastlanır. Aphrodito’lu Dioskoros Bellerophon’un Bizanslı damadın, Dionysos’un karısı Ariadne’nin de Bizanslı gelinin prototipi olduğunu belirtmiştir.


Resim: Louvre Müzesi Koleksiyonu: Bkz. http://www.louvre.fr/llv/oeuvres/detail_notice.jsp?CONTENT%3C%3Ecnt_id=10134198673225354&CURRENT_LLV_NOTICE%3C%3Ecnt_id=10134198673225354&FOLDER%3C%3Efolder_id=9852723696500926&fromDept=false&baseIndex=5&bmLocale=en
Bu takılardan başka “hilal biçimli küpeler” de özellikle 6-7. yüzyıllarda evlilik hediyesi olarak verilmiş olmalıdır. Kadın ve ay kavramları arasında Helenistik döneme değin uzanan bir bağlantı söz konusudur. Bu form Helen ve Roma dönemlerinde kadınların kolye sarkaçları ve küpelerinde görülmektedir. Ay daima dişi olarak algılanmıştır. Bizans’ta da yeniden ortaya çıkması ve bu objelerin düğün hediyesi olarak gelinlere verilmesi, tıpkı mitolojik sahnelerin Hıristiyan inancın kişi ve şekilleriyle kaynaştırılması gibi “ana tanrıça” geleneğinin bir yansıması olarak düşünülebilir.
Yassı hilal formlu küpelerin büyük bir kısmı “opus interrasile” denen delik işi, kazıma ve kabartma tekniklerinin birlikte uygulanmasıyla bezenmiştir. Filigre (telkâri) tekniğiyle bezenmiş örnekler de mevcuttur. Üzerlerinde genellikle simetrik olarak karşılıklı yerleştirilmiş kuş figürleri, kıvrım dallar, asmalar, başka meyveler ya da bereket boynuzları vardır. Ortada çoğunlukla haç, stilize hayat ağacı olması muhtemel bir bitki ya da bir madalyon çerçeve içine alınmış yuvada yavru kuşlar yer alır.
Atina Bizans Müzesi’ndeki bir örnekte ise küpenin orta kısmında başının üstünde haç olan Meryem tasvir edilmiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hemen hemen bilinen tüm örnekler altından yapılmıştır. Bu formdaki küpelerin etrafını korumak için altın bir tel, küpenin dış kenarını çevrelemektedir. Kenarları düz ve sade bırakılmış örnekler bulunabildiği gibi, birçoğunun dış kenarında 3, 5, 7 veya daha çok sayıda küçük altın topların sıralandığı görülmektedir.

Bizanslı gelinlere, bu takıların dışında da hediyeler sunulmuş olmalıdır; ancak burada ele alınanlar Bizans kuyumculuğu açısından değerlendirildiğinde özel bir grup oluşturmaktadır. Birçok takı üzerinde her türlü kötülüğe ve hastalığa sebep olan şeytan ve kötü ruhlara karşı korunma, bereket ve bolluk için Hıristiyan ve pagan inançla ilişkili kişi, şekil ve simgeler birlikte işlenmiştir. Eşlerin evlilikleri boyunca mutlu, uyumlu, barış ve sağlık dolu olması için de yazıtlar eklenerek bu dilekler tekrar tekrar vurgulanmıştır. Aphrodito’lu Dioscorus’un Paul ve Patricia için yazdığı şiirde değindiği gibi, sağlık ve uyum, çiftler için Tanrı’dan istenebilecek en iyi dilektir!


(*) Kaynak: 1) Gülgün Köroğlu, Bizans’ta Kadın, “Evlilik ve Evlilik Armağanı olan Takılar” http://www.obmuze.com/2010/metin_240210.asp

2) Sanat Tarihçisi Ayşe Başak Akay: “Madrid Skylitzes Kroniği’nde Tören Sahneleri”
Osmanlı Düğünleri (*)
Osmanlı döneminde ilk düğün 1298’de Osman Gazi, sonuncusu 1899’da II.Abdülhamit döneminde kayıtlara geçmiş. Toplam 55 tarihi düğün var ki bunlardan 11’i Sûrnâmelerde yer alıyor. Keza minyatürler de bu konuyu görsel açıdan anlatan kültür-sanat eserleri olarak bugüne ışık tutuyor. Sûrnâmelerden yalnızca ikisi resimlidir. 1582 tarihli olanı, III. Murad'ın şehzadesi için yapılan ve 55 gün süren düğünü anlatan, 400 küsur resme sahip kalınca bir kitaptır. İntizami adlı bir şair tarafından metni yazılmış, o zaman saray nakkaşhanesinin başında bulunan Üstad Osman ve ekibi tarafından resimlenmiştir.
1720 tarihli ikinci resimli Sûrnâme ise, III. Ahmed dönemine aittir. Seyyid Vehbi'nin düz yazı biçiminde yazmış olduğu eserde arada şiirler de vardır. Eser iki adet resimli nüshaya sahiptir; biri Nakkaş Levnî tarafından resimlenmiş ve sultana sunulmuştur, diğerinin ise, Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunulduğu söylenmektedir ve Nakkaş İbrahim tarafından resmedilmiştir.
Prof. Dr. Metin And, başlıca şenlik yerlerini Topkapı Sarayı, At Meydanı, İncili Köşk, Yalı Köşkü, Alay Köşkü, Aynalı Kavak (ya da Tersane Köşkü),Ok Meydanı, Dolmabahçe ve Kâğıthane olarak sıralar. Sûrnâmelerde yer alan evlenme düğünleri:
• 1524- Yavuz Selim’in kızı, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızkardeşi Hatice Sultan ile İbrahim Paşa (At Meydanı)

• 1539- Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan ile Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa (At Meydanı)


• 1646- Sultan İbrahim Kızı Gevherhan Sultan ile Veziriazam Hezarpare Ahmet Paşa

• 1675- IV. Mehmet’in kızı Hatice Sultan ile Muhasip Mustafa Paşa (18 gün) –

• 1708- II. Mustafa’nın kızlarından Emine Sultan ile Çorlulu Ali Paşa ve Ayşe sultan ile Köprülüzade Numan Paşa

• 1709- III. Ahmed’in kızı Fatma Sultan ile Silahdar Ali Paşa (15 gün)

• 1709- III. Ahmed’in kızı Ümmü Gülsüm Sultan ile kubbe vezirlerinden Abdurrahman Paşa’nın (nişan şenliği)

• 1710- II. Mustafa’nın kızı Safiye Sultan ile Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın oğlu Ali Paşa

• 1720- Sultan II. Mustafa’nın kızları Emetullah Sultan ile Musul valisi Sırkulu Osman Paşa ve Ayşe Sultan ile Ağrıboz muhafızı İbrahim Paşa

• 1724- III. Ahmed’in kızları Ümmü Gülsüm ile Ali Paşa, Hatice Sultan ile Ahmed Paşa; Atika Sultan ile Mehmed Paşa

• 1834- II. Mahmud’un kızı Saliha Sultan ile Halil Rifat Paşa

• 1836- II. Mahmud’un kızı Mihrimah Sultan ile Ferik Mehmed Sa’îd Paşa

• 1858- Abdülmecid’in kızları Cemile Sultan ile Mahmud Celaleddin Paşa ve Münire Sultan ile İbrahim İlhami Paşa


Osmanlı saray düğünleri ve şenliklerini anlatan, Osmanlı devrinde yazılmış eserlere “Sûrnâme” deniyor. “Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri” başlığı altında toplam altı eser (Âlî, Nâbî, Rif’at, Es’ad, Hızır ve Tahsîn Sûrnâmeleri) metinleriyle birlikte Prof. Dr. Mehmet Arslan tarafından yayınlanmış(**).
Bu kitaplarda ayrıca müellifi bilinmeyen Sûrnâme’ler ile “Sûriyye Kasideleri ve Tarihleri”nde de bu konuda çeşitli bilgiler de yer alıyor. Bunların dışında başta Prof. Dr. Metin And (ör. “Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları”, “ Kırk Gün Kırk Gece, Osmanlı Düğünleri, Şenlikleri, Geçit Alayları”) ve Prof. Dr. Nurhan Atasoy olmak üzere Osmanlı saray düğünleri pek çok bilim insanı ve yazarın, sanatçı ve edebiyatçının eser verdiği konular arasında bulunuyor…
Konu günümüz sanatçılarına da esin kaynağı oluşturuyor. Tıpkı “Ve Diğer Şeyler Topluluğu”nun yurt dışında da çok ilgi toplayan “Geçici Heykel Bahçesi olarak bir İstanbul Düğünü” performansı gibi…
Evlenme ve sünnet düğünlerinin neden günlerce, gecelerce süren bir “toplumsal olay” biçiminde kutlandığı sorusunun en çok kabul gören yanıtı da “iktidarın halkla bütünleşme fırsatı” gibi görünüyor. Halka dağıtılan şekerler, yiyecek ve içecekler, “yağma” ritüeli, sünnet düğünlerinde halk çocuklarının da sünnet edilmesi ve görsel şölenler bunu doğrular niteliktedir…

Aşağıda Sȗrnâmelerde işlenen konu başlıklarına bakılırsa Osmanlıda düğünün gerçek bir “olay” olduğu anlaşılıyor:


Düğünlerin tarihleri, kaç gün sürdüğü.

• Giyim kuşam adları ve özellikleri.

• Kumaş, kürk, mefruşat adları ve özellikleri.

• Kap kacak adları ve özellikleri.

• Çeşitli hediyeler, bunları verenlerin ayrıntılı listeleri ve değerleri.

• Yiyecek, içecek adları ve özellikleri.

• Hamam kültürü ve kullanılan aletler.

• Ateş işleri, donanma şenlikleri, fişek gösterileri, kandiller ve mahyalar.

• Gösteri sanatları, sanatçıların, eğlenceler, oyunlar, oyuncu kolları.

• Musiki makamları, aletleri, musikiyle ilgili genel unsurlar.

• Saray, merkez, bahriye, ilmiye, kapıkulu örgütlenmeleri.

• Esnaf alayları, gösterileri, esnaf adları ve özellikleri.

• Mimarlık, dekor ve süsleme sanatları.

• Şekerden yapılan temsili hayvanlar, bahçeler ve diğer unsurlar.

• Nahıllar, düğün mumları ve özellikleri.

• Dramatik savaş gösterileri.

• Silahlar, çeşitleri ve adları ve özellikleri.

• Atlar, atlarla ilgili koşumlar ve diğer unsurlar.

• Muhtelif spor gösterileri: Binicilik, at yarışları, okçuluk, güreş, matrak, cirit vs.

• Denizcilik, gemiler ve diğer unsurlar.

• Mücevherler, çeşitleri ve değerleri.

• Baharatlar, şifalı otlar.

• Güzel kokular (ıtriyyat) ve özellikleri.

• Beşik alayları.

• Cihaz (çeyiz), arus (düğün) ve nişan alayları.

• Sünnet törenleri ve özellikleri.

• Teşrifat (protokol) yöntemleri.

• Davet edilen yerli, yabancı devlet erkânı; bunların adları, mevki ve makamları.

• Düğünler için yapılan masraflar ve bunların dökümü.

• Düğün araç gerecinin düzenlenmesi için yurt içi ve yurt dışından getirilen malzemeler ve görevliler.

• Ziyafetlerde ve hediyelerde hiyerarşik düzen.

• Düğünlerdeki folklorik adetler ve gelenekler.

• Minyatürler.

• Karagöz ve orta oyunu.

• Düğün mekânları ve mekânların düzenleniş şekilleri.

• “Yağma” geleneği, Altın, gümüş ve çanak yağmaları

• Düğün düzeninin ve asayişin sağlanması için yapılan işlemler ve alınan önlemler.
Geçmişi incelediğimizde görüyoruz ki o dönemde gerek saray çevrelerinde gerek halk arasında “evlenme ve düğün” gelenekleri arasında yer tutan pek çok unsur bugün artık yaşamıyor. Bununla birlikte hâlâ izlerini koruyan nikâh şekeri, kına gecesi, düğün alayı, takılar, oyunlar, armağanlar biçimi ve niteliği değişmiş olsa da aynen sürüyor… Bazı bilim insanlarına göre bunların kökeni özellikle Anadolu ve Orta Doğu tarım toplumlarında karşımıza çıkan bereket tanrı ve tanrıçalarının cinsel birleşimlerini içeren mit ve ritüller olan “Kutsal evlilik” (“Hieros Gamos”) ritüeline kadar uzanıyor…
Düğün dendiğinde ilk akla gelen kavramlardan biri olan “gelinlik” de Osmanlıda ilginç özellikler taşıyor ve zamanla evrim geçiriyor. Türk İslam Eserleri Müzesi Etnografya Bölümü yöneticisi Sebahat Gül’e göre:
“…Osmanlı geleneği gereği, simli, pullu, işli giyinmeleri ayıp sayıldığından genç kızlar genellikle sade elbiseler giyerdi. Kadınların süslü giyinebilmelerinin yolu evlilikle başladığından, ilk gösterişli elbise olan gelinlik her zaman önemli bir giysi oldu ve gelinin diğer kadınlardan farklılığını belirtmesi açısından da önemsendi. Gelini diğer kadınlardan farklı kılan, gelinliğin yanı sıra gelinliği tamamlayıcı gelin başı, duvağı ve aksesuvarlarıydı. Dönem modasını yansıtan pahalı kumaşlardan yapılan gelinlikler gösterişli ve süslüydü. Saray, hanedanlık rengi olarak kırmızı rengi benimserken, halk kırmızının yanı sıra mor, mavi, pembe gibi canlı renkleri tercih ediyordu. Gelinin yüzünü örten duvak kırmızı idi. 1870'lerden sonra Batı etkisiyle daha açık renkte gelinlikler giyilmeye başlandı. Beyaz kumaştan gelinliği ilk kez 1898'de Kemalettin Paşa ile evlenen II. Abdülhamid'in kızı Naime Sultan giydi.”
Osmanlı İstanbul’unda azınlık düğünleri de önemli bir kültürel olay olarak şehir hayatında yer tutardı. 20. yüzyılın başına kadar Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler ile şehirdeki yerleşik Avrupalılar İstanbul'da birlikte yaşamaktaydılar. Çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli İstanbul kentinin sakinleri şehre ve onun kültürüne bu bağlamda da katkıda bulunmuşlardır. Hristiyan Rumlar kilisede evlenirdi. Müslüman bir kadının bir hristiyanla evlenmesi yasak iken, Müslüman erkek hristiyan kadınla evlenebilirdi.

Osmanlı Ermenilerinin düğün adetleri yaşanılan yere göre birbirinden farklı olabiliyordu. Örneğin, söz kesme töreni bazı yerlerde beşikten ya da çocukluktan olabilirdi, başka bir yerde ise sadece erginlik yaşına gelmekten sonra gerçekleşebilirdi. Nişan törenine papaz da katılıyordu ve hayır duasını veriyordu. Ermenilerde düğün genellikle cumartesi günü kutlanırdı. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda fotoğraf çekme sanatı Ermeni fotoğrafçılar arasında yaygınlaşmıştı. Onların koleksiyonlarındaki fotoğraflar Ermenilerin düğün törenleri hakkında da zengin bilgiler içerirler.


Yahudi dinsel kültürü ve toplumsal yapısı içinde “Evlilik İşlemleri” birbirini izleyen ve birbirini bütünleyen iki bölümden oluşurdu. İlki “Eruşin” ya da “Kiduşin” diye adlandırılan bölüm olup günümüzde Söz Kesme ve Nişan Töreni’ne denk düşmektedir. İkinci bölüm olan “Nisuin” de “Hupa” altında kutlanan “Evlenme Töreni”dir. Evlilik töreni, mutlu evi sergileyen bir hupa, ya da evlilik kubbesi altında, sinagogda gerçekleştirilir. Törenin sonunda, Kudüs Tapınağı'nın yıkılması ve Yahudi halkının dağılması yüzünden tutulan sürekli matemi simgeleyen bir bardak damat tarafından üzerine basarak kırılır.
Yahudi gelinleri, özellikle 20 yüzyılın başından itibaren beyaz, Avrupai tarz gelinlik giymeye başlamış olsalar da daha önceleri kadifeden veya ipekten yapılmış, üstü sırma veya dival işiyle süslenmiş kaftan veya entari giymekteydiler.
Bu entariye “primer uestido” denirdi. Gelinliklerin üstüne genellikle çiçek desenleri işlenirdi. Yahudi kadınlar bu gelinliklerini, çeyizleri ile beraber alırlardı. Çeyizlerinde gelinlikle beraber aynı stilde işlenmiş parçalar vardı: yatak örtüleri, masa örtüleri, yastık kılıfları gibi. Bu tür değerli eşyalar, daha sonra sinagoglara hediye edilir, uygun bir biçimde kesilip orada kullanılmak üzere yeniden dikilirdi. Kutsal dolabın (Ehal) önüne asılan parohet perdeleri, kürsüde kullanılan teuo örtüleri bazen bu gelinliklerden yapılmaktaydı. Ancak sinagogda kullanılan bu kumaşların üstündeki yazı, sonradan ilave edilirdi. Bu demektir ki, bir obje, kumaşının üstündeki yazıdan çok daha eski olabilir.
Çeyizde, gelinlikten başka bir kadının tüm hayatı boyunca kullanacağı elbiseler, çamaşırlar ve ev tekstilleri yer almaktaydı. Birçok kişi çeyizini hazırlamak için kırsal yörelerden İstanbul'a gelmekteydi. Düğünden birkaç gün evvel çeyiz herkesin görebilmesi için, gelinin evinde asılır, akraba ve tanıdıklar çeyizi görmeye gelirdi. Ayrıca, cemaatte saygın yeri olan iki üç kişi bir araya gelir, çeyizin değerini hesaplarlar (aşugar veya presyado) eşyaların dökümünü yazarlardı. Hatta bazı cemaatlerde, bu döküm arşivlere kaydedilirdi… (Ör: http://kitap.antoloji.com/osmanli-da-yahudi-kiyafetleri-jewish-costumes-in-the-ottoman-em-kitabi/ )

Bizler, Armada’da İstanbul yaşam tarzını canlı tutmaya çalışırken, dünden yarına nelerin aktarılabileceği konusunda hep aynı ölçüte başvururuz: “İstanbul doğru korunsaydı günümüze ne kalırdı?”


Aynı soruyu Armada düğünleri için de sorduk elbette ve bulgularımızı çağdaş yorumlardan geçirerek sizlere sunduk…
Örneğin bizce “nahıl” geleneği biçim değiştirerek de olsa günümüze kalırdı. Bu yüzden ilk önce 2002’de Dünya Günü kutlaması amacıyla iki simgesel ağaç biçiminde, “nahıl”ı bugüne taşımıştık. Aynı nahıl sonradan nikâh ve düğünlerde de rol almaya başladı. Keza “gelin alayı”, “kına geceleri” de Armada’nın düzenlenmesinde çok özen gösterdiği konular arasında bulunmakta.
İstanbul’un tarihi merkezinde bundan yüzyıllarca önce kimlerin evlendiğini araştırırken öğrendiklerimiz, bu konudaki çabalarımızın da boşuna olmadığını gösterdi…
(*) Prof. Dr. Mehmet ARSLAN, “Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri”, 8 Cilt,

(Manzum Sûrnâmeler), Çamlıca Basın Yayın, İSTANBUL




Ahırkapı Sokak No:24 34122 Cankurtaran, Sultanahmet İSTANBUL



Tel: (90) 212 455 44 55 (+) Faks: (90) 455 44 99

www.armadahotel.com.tr


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət