Ana səhifə

Sosyal biLİmlerde metod ve araştirma teknikleri Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu


Yüklə 145.4 Kb.
səhifə1/3
tarix07.05.2016
ölçüsü145.4 Kb.
  1   2   3




SOSYAL BİLİMLERDE METOD VE ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ

Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu

Konuya geçmeden önce metod ve araştırma teknikleri kavramları üzerinde kısaca duralım.

Bilimsel metot ve araştırma tekniği kavramları birbirine karıştırılmaktadır. Bu iki kavramının kısa açıklamasını yapalım.

Metot, herhangi bir amaca ulaşmak için takip edilen yol anlamına gelir.

Bilimsel metod, araştırmada aşama aşama kullanılması düşünülen teknikleri sistematik tarzda düzenlemektir.

Araştırma tekniği, verileri toplamak ve bir düzene sokmak için kullanılan özel yolları ifade eder.

Bilimsel davranışlı bir kimse; açık görüşlü, hoşgörülü, sabırlı, amaca ulaşmada inatçı, kendini eleştirebilen, tarafsız, bilgi toplayabilmek için her türlü kaynaktan yararlanabilen, metodik şüpheci, her iddia için bilgi isteyen, gerçek ile görüşü veya söylentiyi birbirinden ayırabilen, mantıklı, sürekli öğrenme ve anlama isteğinde bulunan, yeterli bilgi elde edinceye kadar kararını erteleyen, vardığı sonuçlarla kendi görüşleri arasında bir çatışma olduğunda verileri tercih eden ve her kararda bir yanılgı payı olabileceğini kabul eden bir kimsedir.

Bilim nedir?

Bilim: Doğru düşünme, sistemli bilgi edinme sürecidir. O halde doğru nedir? Doğru, düşünen kişi veya süje ile düşünülen şey veya obje arasındaki uyum veya birebir ilişkidir. Eğer bu uyum yoksa buna yanlış diyoruz.

Bilimin özellikleri: Bilimsel bilginin kendine özgü bir takım özellikler vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

1.Tarafsızlık ilkesi

2. Doğru ölçü

3. Kanıtlama niteliği

4. Genelleme özelliği

5. Bilim olması gerekeni değil, olanı inceler.

1.Tarafsızlık ilkesi: Bilim adamı ele aldığı konuya inançlarını, değer yargılarını ve siyasal kanaatlerini karıştırmamalıdır. Fen bilimlerinde mümkün olabilen bu objektiflik, sosyal bilimlerde biraz zor bir durumdur. Çünkü toplum ve insanı konu alan sosyal bilimlerde değer yargılarından uzaklaşmak dolayısıyla tarafsızlığı koruyabilmek son derece güçleşir.

2. Doğru ölçü: Bir bilimin gelişme ve olgunlaşma düzeyi çoğu zaman o bilimin matematiği kullanma düzeyiyle yani ölçme teknikleriyle değerlendirilir. En genel anlamda ölçme, nesne ve olaylara, bazı kurallara uygun olarak sayılar vermektir.

3.Kanıtlama niteliği : Bilimsel verilerin her şart ve her durumda tekrarlanabilmesi ve sonuçlarının gerçekliğinin ortaya konulması gerekir.

4.Genelleyici özelliği: Bilimin bir diğer özelliği de olaylar arasında sebep -sonuç ilişkisi kurmak suretiyle genel kavramlara yükselmesidir.

5.Bilim, olması gereken olayları değil olanı inceler: Olması gereken olaylar, isteklerimize, duygularımıza bağlı yorumlardır. Bunlar değer yargılarının konusudur. Örneğin nasıl hareket etmeliyim ki, ahlaki bir davranışta bulunmuş olayım. Oysa bilim, var olanı araştırır, bu yüzden olgusaldır. Bilimin görevi, inandırma olmayıp buna karşılık, belli şartlar altında belli olaylar arasında ilişki kurmak suretiyle sonuçlara varmaktır. Buna determinizm diyoruz.

Bilimsel olayların diğer özelliği statik ve dinamik taraflarının bulunmasıdır. Özet olarak bilgi bir yandan birikim özelliğine, öte yandan yenileşme özelliğine sahiptir.

Günümüzde bilimin amacı, ideal ve mutlak gerçeklere ulaşmak değildir, bilimin sonuçları görelidir ve geçicidir. Bilim sürekli bir şekilde kendini ve kendi buluşlarını düzelten bir özellik taşır. Bu sebeple bilimsel düşünce hata olasılığını daima akılda tutmayı ve onu araştırmayı gerektirir. Bilimsel gerçek, mutlak değişmez olmayıp görelidir, yani değişmeye açıktır. Bilimin sonuçları şimdilik kesindir, yarın yapılacak bir araştırma ile gerçek olarak bildiğimiz şeyler, yanlışlar olabilir. Çünkü bilgi baş döndürücü bir hızla ilerlemektedir. Bilim adamları işini gücünü bıraksa her gün kendi alanında yayınlanan kitap ve dergileri okumaya kalksa ömrü yetmemektedir. Bugün bilgi kirlenmesinden söz edilmektedir. Yani doğru olarak bilinen pek çok bilimsel gerçek çok kısa bir süre sonra geçerliliğini yitirmektedir.



ARAŞTIRMA NEDİR?

Araştırma çoğu zaman sadece olayları gözleme, bilgi, veri ve istatistik toplama sanılmaktadır.

Araştırma, bir bilgi üretme işidir. Bugünkü teknik kalkınmanın, bilimsel ve teknolojik gelişmenin araştırma ve araştırmacıya borçlu olunduğu bilinen bir gerçektir. Araştırma sayesinde yeni bilgiler kazanılmakta, bilim gelişmekte, gelişen bilim ve teknik sayesinde de araştırma yöntem ve araçları güçlenmektedir. Araştırma sürecinde olayların incelenmesi, bilgilerin toplanması zorunludur. Fakat araştırmacı, gözlemlerini ve topladığı bilgileri yeniden organize eder, analiz ve senteze tabi tutar, yorumlar; değerlendirir ve anlamlı bilgiler bütünü haline getirir. Bu çok karmaşık bir faaliyettir.

Araştırmaya ilgisiz kalmak, özellikle günümüz dünyasında toplumun bilgide, teknolojide geri kalmaya mahkum olması demektir. Çağın gerisinde kalmış bir toplum ise, 21. Yüzyılın dünyasının ancak kenar mahallesinde yaşamaya mahkum olması demektir.

Araştırma insanın merakından doğmuş, onun gerçeği öğrenmeye ve iş yapma yollarını geliştirmeye karşı olan hasretiyle beslenmiş bir faaliyettir. Araştırma; amaçlı, planlı ve sistemli olarak verilerin toplanması, gruplanması, analizi, sentezi, açıklanması, yorumlanması ve değerlendirilmesi işlemleriyle problemlere güvenilir çözüm yolları bulma süreci olarak tanımlanmaktadır.

İncelenen alanın büyüklüğüne göre araştırma metotları ikiye ayrılır: 1.Makro-sosyolojik araştırmalar, bütün ülkeyi kapsayan araştırmalardır 2.Mikro-sosyolojik araştırmalar ise, küçük gruplar üzerinde yapılan araştırmalardır.

ARAŞTIRMA ÇEŞİTLERİ

Araştırmalar temel ve uygulamalı olmak üzere ikiye ayrılır.

1.Temel araştırmalar; bilim, bilim içindir anlayışına uygun olarak kuramsal bilgi alanına yenilerini katma amacına yöneliktir.

2.Uygulamalı araştırmalar ise, günlük problemlere çözüm bulma amacını taşırlar.

Araştırmalar yapıldığı çevre ve araştırma ortamına göre laboratuar ve saha araştırmaları olmak üzere ikiye ayrılır.

1.Laboratuar araştırmaları. Laboratuar, yapay bir ortamdır. Kontrollü ve yapay ortamdaki davranışların gerçek hayattan farklı olacağı açıktır. Özellikle sosyal bilimler ve eğitimle ilgili laboratuar araştırmalarının gerçek hayata uyma olasılığı azdır. Bu nedenle sosyal bilimlerde sınırlı bir uygulama olanağı vardır. Bunun en büyük nedeni insan hayatı üzerinde kobaylar üzerinde olduğu gibi deney odası çalışmaları ve sınamaların yapılamaması , yapılmaması gerektiğidir.

Herşeye rağmen sosyal bilimlerde deney çalışmaları yapılabilmektedir. Bunların bir bölümü deney odası sınamalarına benzemekte bir bölümü ise yerinde deneyim niteliğinde olmaktadır. Deney odası çalışmaları psikoloji ve sosyal psikolojide mümkündür. Buna örnek olarak Muzaffer Şerif’in “Otokinetik Etki” deneyidir. Şerif bu deneyde görsel algı yanılmasından faydalanmıştır. Karanlık bir odada hareketsiz duran bir ışık noktasına denekler bakmış her gösterilişte bunu hareket ediyormuş gibi görmüşlerdir. Gerçekte ışık hareket etmemektedir buna rağmen denek ilk gösterilişinde 1 cm, ikincide 9 cm, üçüncüde 11cm, dördüncüde ise 3 cm diyen denek, onuncu gösterilişinde 7 cm civarında bir uzunluk söylemiştir. Bundan sonra söylediği uzunluklar hep 6-8 cm arasında değişmiştir. her deneğin başlangıçta birbirini tutmayan rakamlar verdiği fakat zamanla belli bir sayıda karar kıldığıdır. Bulgunun ilginç yönü bütün deneklerin kendilerine göre bir standart oluşturmalarıdır.

Yerinde deneyim ise pasif ve aktif olarak ikiye ayrılır. Birinci durumda araştırmacı ilgili toplumsal kümenin hayatına herhangi bir etkeni suni olarak katmamaktadır. Örneğin seçimlerde seçmenlerin oylarının cinsiyete, yaşa, dine, ekonomik ve sosyal düzeye göre nasıl bir farklılık gösterdiğini seçmenler arasında yapılacak bir kanı yoklaması araştırması ile ortaya çıkarılması.

Aktif biçimde yapılan yerinde deneyimler ise toplumsal süreçlerin (eğitim, aile, siyasal, ekonomik iletim vb süreçleri) akışına suni olarak bir etkenin katılması ve sonuçların incelenmesidir. Başlangıçta da belirtildiği gibi sosyal bilimlerde çok az uygulanan deney türüdür. Özellikle üniversite öğrencileri, askerler, işçiler, tutuklular veya sürgünler üzerinde bu şekilde deneyler yapılmaktadır. Sinema yoluyla yapılan propagandanın etkilerini araştırmak, işyerinde ışıklandırmanın verimliliğe etkisini saptamak, önyargıların nasıl ortadan kaldırılabileceğini incelemek gibi amaçlarla böyle deneyimler yapılmıştır.

Karşılaştırmalı Yöntem: Toplumsal bilimlerde doğal bilimlerdeki gibi deney yapmak çok güç ve sınırlı olduğundan, bu eksikliği gidermek bakımından toplumsal bilimlerde karşılaştırmalı yönteme başvurulmaktadır. Durkheim buna dolaylı deneyim adını vermiş ve bunu toplum bilimlerin özü saymıştır. Bu yöntemde, aynı olayın zaman içinde ve farklı yerlerdeki durumunun karşılaştırılarak incelenmesidir. Örneğin aile kurumunun 17. yüzyıldaki durumu ile günümüzdeki durumunu karşılaştırarak incelemek aradaki farklılık ve değişmeleri açıklamaktır. Farklı toplumlardaki köylerin birbirleriyle karşılaştırılmasının yapılması buna örnek olarak gösterilebilir.

2.Saha araştırmaları ise, gerçek hayatın içinde yer almaktadır, burada yapaylık söz konusu değildir. Sosyal bilimlerde bir grup, bir şirket, bir köy, bir şehir veya bütün bir toplum alan olarak kabul edilebilir.

Alan araştırması, tarama yöntemi, saha araştırması veya survey kavramları altında açıklanmaktadır. Buna betimsel araştırma da denilir. Alan araştırmaları insanların herhangi bir konudaki görüşlerini ve değerlendirmeleri içerir.

Alan araştırmasının bilimsel niteliği toplumla ve bireyle ilgili değişkenleri içermesinden kaynaklanır. Bu değişkenler bireyin cinsiyeti, dini, medeni hali, sosyo-ekonomik statüsü, eğitim düzeyi, yaşı, geliri, mesleği, yaşadığı coğrafi bölge, bağımsız değişkenleri; bireyin düşünceleri, ilgisi, tutumu, tavrı gibi psikolojik ve sosyal psikolojik davranışları bağımlı değişkenleri oluşturur.
  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət