Ana səhifə

İÇİndekiler konular: sayfa no


Yüklə 0.67 Mb.
səhifə1/7
tarix08.05.2016
ölçüsü0.67 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7


İÇİNDEKİLER

KONULAR: SAYFA NO:


  • ÖNSÖZ 1

  • ÖZDEN SÖZLER 2

  • HELAL LOKMA 5

  • İSRAF 6

  • TEFEKKÜR HAKKINDA 7

  • İMAN HAKKINDA 9

  • AŞK HAKKINDA 12

  • MEŞK HAKKINDA 15

  • İLİM HAKKINDA 17

  • OLGUNLUK HAKKINDA 23

  • SABIR HAKKINDA 27

  • DOST HAKKINDA 29

  • YOLCULUK HAKKINDA 31

  • ŞÜKÜR HAKKINDA 33

  • CİHAD HAKKINDA 36

  • ZAFER 40

  • Kur’anı Kerimde ‘’ismi şerifleri’’Zikredilen Peygamberler ve

28 harfin;28 Peygambere ait simgeleri 42

  • İYİLİK NEDİR 43

  • SAYISAL VE BİLGİSEL ÖZLÜ-SÖZLÜ GENEL BİLGİYE AİT TERİMLER 44

Bir olanlar 44

İki olanlar 44

Üç olanlar 45

Dört olanlar 45

Beş olanlar 46

Altı olanlar 47

Yedi olanlar 47

Sekiz olanlar 48

Dokuz olanlar 48

On olanlar 48

Onbir olanlar 48

Oniki olanlar 48

Ondört olanlar 49

Onyedi olanlar………………………………………………………………………………………. 49

Kırklar 49

● KUR’ANI KERİMDEKİ 14 SECDE AYETİ 50

● KUR’ANDA ‘’İLMİLEDÜN İLMİNE’’ AİT AYETLER 53

● ŞİİR PENCEREMDEN MESAJLARIM 56

● Kırk yaşıma 57

● İnsan 58

● Yeşil Buca 59

● Babacığım 60

● Anneciğim 61

● Hastayım 62

● Hastane 63

● İnsan Çevre ve Temizlik 64



KONULAR: SAYFA NO:
● Ak Güvercinlerimiz 65

● Kütüphane Kitap ve Okumak 67

● Dünya Çevre Günü 69

● Cehalet 71

● Bizim Ormanlarımız 73

● İçki 75

● Yaşam Tespiti 77

● Para 78

● Zuhurun kendi varlığını göstermek için;Bahanedir 79

● Çile 80

● İsraftan Tasarrufa 81

● Sünnet Çocuğuna 83

● Durum 85

● Televizyon 86

● Trafik 87

● Maneviyat Fakiri- Maneviyat Zengini}İnsanlar 88

● Sigara 90

● Kitap ve Okumak 91

● Mürşidime 93

● Emekli Memur 97

● DUA 99

●SÖZLÜK……………………………………………………………………………………………………100







BEKİR DERELİ

‘’İzi yok ki izinden biline

Tozu yok tur tozundan görüne

Hakikat ehlinin olmaz nişanı.’’



ÖNSÖZ
Pek Muhterem Okuyucular !

Bilinen bir gerçektir, her fani gibi bir gün bizde bu fenadan (geçici hayattan) bekaya (ebedi hayata) muhakkak göçeceğiz. İşte bu göçüşün ardından her insanın üç şey ile hayır defterinin kopmayacağını ve hayır dua ile ebediyad (anılacağını) edileceği iki cihan güneşi sevgili Peygamber HZ .MUHAMMED ( S.A.V.) efendimiz şu hadisi şerifleriyle ikaz etmektedir.


1.Hayırlı evlat,
2.İnsanlığın hayrına olan yol, köprü, okul, hamam, cami, hastane, vs. gibi hayırlar.
3. Gene insanlığın faydası için yazılan gerek maddi, gerek maneviyatımıza güç veren hayırlı eser sahiplerinin de ölümlerinden sonra hayır defterleri kapanmaz.
İşte bu şerefli Hadisin düsturu ile Allah’ın Ahseni Takvim ( en güzel bir şekilde ) Halk ettiği bütün insanlığa; din, ırk, renk, mezhep, meşrep farkı, makam, mevki, şöhret, siyasi maksat hırsı, küçük görme, ve bilgi üstünlüğü taslamaktan, süfli arzulardan apayrı! Sadece tüm insanlığın ulvi irşadına destek olmak ve tüm cehaletlere de köstek vurmakla beraber didarı ilahi için tüm insanlığı ölmezler safına davet etmek, eserimin tek ve şaşmaz gayesidir. Zaten şu küçük eser Gönül, Birlik ve Sevgi aleminin zuhurudur.Ve gene Kuran’ın Bakara Suresi 252. ayetin bir kısmı mucibince zikren estteüzübillah bismillah ‘’Tikle ayetü Allahi netlüha aleyke bihakki veinneke leminel mür selin’’ mealen:Biz insanların bir kısmı ile hakikati ve doğru yolu göstermeseydik yeryüzü muhakkak fesada uğrar, hüsran olurdu.Ayrıca Ali imran suresi 104. ayet ile yüce mevlamız, biz kullarına hitaben estteüzübillah bismillah ‘’Veltekün minküm ümmetün yedune ilel hayri ve yeğmurune bilmağrufi ve yenhavne anil münkeri ve ülâ ike hümül müflihun’’mealen:’’Sizde öyle bir cemaat (topluluk) olmalıdır ki insanları hayra , hakikate davet etsinler. Kötülüklerden nehy ettirip, iyilikleri emretsinler’’ ve nihayet sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) efendimiz ‘’Kalem ile mücadele kılıç ile mücadele gibidir.’’Hadisi ile yukarıdaki hadis ile ayetlerin ilhamına uyup fakirane olarak kaleme sarıldım.Düşüncelerimi söz kalıbına dökerken hakikatleri lâyıkıyla ihya ve imka edemeyecek noksanlıklarım olacağı muhakkaktır.Noksanlıklarla dolu bir kul olarak, daha şimdiden Allah’ın Gaffar (af edici) sıfatına sığınıyorum.Bütün dayanağım Allah’ımdır ve bu fakirin mazhariyetinden zahir olan şu küçücük eseri sevdiklerime ve sevenlerime armağan ediyorum.

Fakir

Tevfik ve hidayet : Allah’tandır.





ÖZDEN SÖZLER
Kâinatın yüce mimarı Hz.Allah mahlukatının içinde en yüksek ve en ulvi vasıfları, eşrefi mahluk dediği biz insanlar da tekmil etmiştir.Bu itibar ile Dünya küresinden büyük olan Güneşi dahi ufacık insana hizmetçi kılmıştır.Her görünen, bilinen ve bilinmeyen zerrelere kadar her şey elbet insan içindir Şöyle bir defa ibret ve insaf ile teffekkür (düşünce )etsek yağan yağmur, esen rüzgâr, akan sular, gelişen ormanlar, denizler, yetişen bütün nebadat ve hayvanat elbet insanın yararına ulaşmak için yarış edercesine Tekâmül çabasındadırlar.Meselâ bir meyvenin Kemâl devresine kadar çektiği meşakkatler,bir kuzunun otlayıp gelişme çabası ve bir buğday tanesinin yarılan toprağın bağrına girip nebatlık ile zuhur edişi , kışın hışmına , yazın sıcağa rıza gösterip keskin keskiler ile de tanelenip değirmenin taşlarında kıyasıya öğünerek fırında kuvvetli yoğrulardan sonra fırının kızgın ateşine tahammül edişi ve bu çileler- devranını tamamlayışı nihayet arzusu olan insan için değil midir ? Düşünen her insan için Tabiatın her zerresi bunu ispata kâfidir.

Ne yazık ki Hz.Allah’ın bu kâinat kitabını okumak, insanların pek azına nasip oluyor. Ekseriyet verilen değerin nankörü, dolayısıyla da büyük devamlı bir huzurluğa dûçar(çıkmaza girmek) oluyorlar.

İşte manâ penceresinden madde kesafetini seyredenler şu hakikate şahit oluyorlar. Hz.Adem bugüne kadar her çağın milletlerindeki Huzur ve Terakkiler, maddi ve maneviyatın müşterek çalışmasıyla meydana gelmektedir.

Efendim. Bazı okuyucularım burada bir suâl sormak isterler diyebilirler ki (innet dini indallahil İslam) Allah indinde din İslâm dinidir.Haricinde din yoktur.Çünkü hakikatta batıl olan dinlere din denmez,zira din demek doğru yol göstergeci demektir.Şu halde batılı, eğriyi gösteren din olmaz.Bu hakikat böyle iken nasıl olurda, hak ve hakikat yolu olan İslam dini ile şereflenmeyen batıl milletler feza çağı yaşarken , İslam dinine mensup olan milletler hakkı oldukları bu terakkiden neden mahrum kalıyorlar? Yani, fezaya batıl ile nasıl varıyorlar, veya varma gücünü nereden temin ediyorlar.Evet değerli okuyucular bu sual milyonların sualidir. İşte bu suale fakirane cevabımız şudur!.....

Evet huzur ve terakkinin temin ve devamı için madde ile maneviyatın müşterek (Beraber)devamlı çalışması şarttır.İşte Avrupalı maddesine yüce islamdan aldığı kısmı maneviyatı katarak madde alanında Ay’a varıp dönmektedir.Nitekim Hz. Allah Kuran’ı kerimde aya varıp dönüleceğine ve orada hayat olmadığına dair ayetler ile biz insanlara bu hususları açıklamaktadır. Yasin Suresi 39.ayet bu hususa ışık tutmaktadır.

Zikren estteüzübillah bismillah ‘’Velkamere kaddernahü menazile hatta adekel urcunil kadim’’ mealen:Ay bir menzildir kat edilir (varılır) hatta ayakta basılır .Ayrıca biz insanoğlunu yer yüzüne halife (idareci ve hizmetli) kıldık.İlahi ferman ile de Ayda hayat olmadığını anlamış oluyoruz. Ve daha pek çok muhtelif ayetlerde bu gerçeği öğrenmek mümkündür.

Ne yazık ki bu nurlu ve müspet ilim deryası olan Kur’ana mensup olan İslam alemi ve bilhassa biz Müslüman Türkler güzel yurdumuzun pek çok madenlerini, Ay ve Yıldızlar çağını seyihat etmeyi Kur’anın ikazlarını ihmal ederek; Batıl dinin mensupları olan Avrupalılara ve benzerlerinin bu işin ehli sizlersiniz diyerek teslim ettiğimiz güzelim madenlerimizden de istifade edemediğimiz herkesin bildiği bir gerçektir. Yüzde seksen ihtimal ki Kutsal kitabımızın ehli olmaya bizden fazla gayret gösteren keferelere …Bunun da ehli sizlersiniz diyerek teslim edeceğiz gibi geliyor bu fakire!.....

Avrupalı ve diğer dini batılların İslamlaşması iftarımızdır ama üç kitabı kendine cem eden yüce Kur’anımızdan ve güzel madenlerimizden eller istifade eder iken asıl sahiplerinin seyirci kalması çok acı bir gerçek değil midir? Evet muhterem okuyucular, biz Kuran’ı sadece ölülerimizin ruhuna okurken Avrupalılar da sadece dirilerin istifadesine okudular. Gerçi manada onların yetiştiremediği nice velileri (Evliyaları) yetiştirdik.Ne yazık ki bizim hakkımız olan madde alanındaki ilk ilerlemeyi de onlara kaptırdık. Bunun yeğane sebebi; Kur’ana kurtarıcı ve yüceltici inanc ve sevgi yle sarılmayışımızdır.İşte madde ve manamızın beraberliğinin lüzumuna ışık tutan bir ilahi ikaz estteüzübillah bismillah ‘’Senurihim ayatina fi afaki vefi enfüsihim’’ mealen: Ayetlerimizin ışığını iki cepheye ‘’ Dünya ve Ahirete ‘’ kullanın, yani ‘’madde ve manamıza’’ ayrıca sizin hayırlınız…Dünyası için ahiretini, Ahireti için dünyasını terk etmeyen ve insanların sırtına yük olmayandır.

Bu ilahi ikaz ile Hadisi Kutsiyi kendine rehber etmeyip, bir köşeye çekilip sadece ölüler için Kuran okumakla, tespih çekmekle ve yahut kör bir madde ile uğraşan milletler hakiki huzur ve saadete kavuşamazlar; O halde yukarıdaki ilahi hitaba (ayet)ve hadisi kutsiye kendini aşk ile bağlamayıp, tek cepheden insanlığın gerçek rütbesini aramakta iktifa edenlere o ilahi hitabın ilhamıyla sesleniyorum. Ey benim hilkatte eşim (benzerim) hakikatte kardeşim gel, tek kanat ile kuşlar dahi uçamaz. Layığı olduğun insanlığın yüce rütbesine kavuşman için koskoca kâinat her zerresi ile senin ufacık cüssene pervane gibi hizmet ederken, sakın sen gururlanıp gaflete girme önce Allah’a kulluk ödevlerini ve sahip olduğun insanlık rütbesinin vazifelerini tanı ve tatbik et, aksi halde zararda ve sureti insan kalırsın.

O halde ne maddeni (dünya meşguliyetini) ne de mananı (ebedi olan ahiret âlemine meşguliyetini) sakın ihmal etme.’’ Elin kar ile gönlün yar ile olsun’’ Nasıl ki! Vücudumuzun güçlenmesi ve gelişmesi için kitaplarda, gazetelerde, radyoda yemek çeşitlerini, beslenme seminerlerini ve beden eğitimini takip ve tatbik ediyorsak, manamızın (ruhumuzun) da gelişme ve güçlenmesi için gereken ruhi gıdalara ihtiyacı vardır. Mesela; Çarşıdan bülbül ile beraber bir kafes alalım ve evimizin münasip bir yerine asalım ve sadece kafes ile meşgul olalım,yani kafesi türlü renkte boyalar, püsküller, ziller, boncuklar, kordelalar ile süslesek,bülbüle ise hiç ilgi göstermesek… O bülbül bize o güzel nağmelerini lütfeder mi? Pek tabii ki hayır çünkü açlık ve bakımsızlıktan hem kel hem de lal(dilsiz) olmuştur.

İşte buna kıyasen bu asır da insanların ekserisi manevi bülbüllerinin yani;(ruhlarının) gıdasını ihmal etmektedirler.

Ve netice olarak ruhi çöküntüler, manevi hastalıklar, dolayısıyla da maddi gerilemeler girdabına düştükleri gün gibi aşikârdır. Çare ve tedavisi teşebbüsü manadır, yani manamıza teşebbüs edeceğiz. Vücut kafesine gösterdiğimiz ilginin eşitini (aynını) ruhumuza da göstermemiz gerekir, nasıl ki zahiri vücudumuz ekmek, yemek, sebze, meyve, su, vs. gibi gıdalar ile gürbüzleşir ise ruh varlığımız da ruhi gıdalar, yani (vicdan ve gönlün arzuladığı ulvi yaşantılar) ile beraber, hak ve hakikat sohbetleri ile güç kazanıp yücelir.

Nitekim bazı maneviyatsız, ihtişamlı zengin sofralarından çıldıranlar olduğu gibi, nice maneviyatlı fakir sofralarından bahtiyar veli insanlar zuhur etmiştir.

Evet, burada muhakkak bilinmesi gereken bir husus daha vardır.

Evet! Kullanacağımız gerek maddi ve gerek manevi gıdalar hakkaniyetten yani helalinden olmalıdır. Midemize sunduklarımız emeğimizin karşılığı olmalıdır.

Ruhumuzun gıdaları da hakkın uğrunda tatbik, halkın uğrunda ise sarf olunmalıdır. Şayet bunun aksini yapmaya kalkışır isek adil hizmet gören midemiz bize yediğimiz haram lokmadan vücudumuza dert cehennemi kurar. Yediğimiz helal lokmadan ise vücudumuza sıhhat cenneti kurar, vazifeli ve kurucu olan midemiz, talep bizimdir.

Zira bu ilahi bir konudur. İnsanların başına gelen acılarla dolu büyük veya küçük huzursuzluklar, yüzde yirmisi ilahi imtihan için, yüzde sekseni ise haram lokmadan, haddi aşıp israf etmekten gelmektedir. Madde olan herhangi bir vasıtanın motoruna dahi hileli bir yakıt konunca bozulur, çalışmaz. Asrın haram lokmaya müptela olan bu insanları da, bu kötü illetten ancak ciddi bir tövbenin sayesinde arınabilirler. İşte o sadık ve gerçek tövbe (kötülükleri terk etme) sayesinde vücuttaki haram gıdalar, necis, kan ve cerahat halinde vücudu terk ederler. Böyle kâmil bir tövbeye tevessül(yaklaşma)eden her insan! Bülbülsüz kafesin, kafessiz bülbülün, yani manasız maddenin, maddesiz de mananın hiçbir kıymet ifade etmeyeceğini idrak eder.

Adil kanunlarımızın anayasasının 17nci maddesi gereğince de! Kanunlar dâhilin de herkes madde ve maneviyatını güçlendirmeye serbesttir, denerek mevcut olan boşluğun doldurulmasına yön verilmiştir.

İşte ancak bu vasıfları kendinde tekmil eden her millet özlenen gerçek huzur ve terakkiye ulaşır ve de bir lokma bir hırka felsefesine, sırt çevirip iki cepheli çalışmanın mutluluğu ile hem dem olur.


HELAL LOKMA

Her insanın emeğinin karşılığı helaldir. Helal lokma dürüst mesai ve kanattan doğar. HZ. Allah’ın mealen ‘’Harama yaklaşmayın, haddi aşmayın, israftan sakının’’ diye. İlahi fermanına istinaden iki cihan güneşimiz Hz. Muhammed (S.A.V) efendimiz de ‘’Yiyiniz yediriniz, içiniz içiriniz, giyininiz giydiriniz hatta ömür sermayesini dahi israf etmeyiniz’’ buyurmuşlardır.

İşte bu ilahi emirler ve şerefli hadisler ile sevgili Peygamberimiz örnek hayatı! İsraftan kaçınıp helal lokma ile rızıklanmamıza kâfidir. Ve ancak bu vesile ile madde ve maneviyatımız da huzur ve terakkilere kavuşmuş oluruz.

Bunun aksi olan, helal lokmaya, israftan kaçınmaya, rıza göstermeyenler, Allah’a şükran borcu olarak kıldıkları namazlardan dahi gerçek huzuru temin edemezler. Yani namazlarını kıldıkları halde kin, kibir, haset, şirk, riya, gurur, gayri şehvet gibi kötülüklerden kurtulamazlar. Neden? Çünkü kıldıkları namazın gücünü haram lokmadan temin etmişler ve namazlarını sadece bedenen kılmışlardır da ondan. Evlat babaya, anaya, millet ve vatana isyan ediyor …Neden?

Baba o evladın nütfesini sadece maddenin haram besinlerinden imal etmiştir de ondan.

İSRAF

‘’Asıl büyük israf, ömrün boş yere harcanmasıdır. Çünkü Bir saatlik ömür yüz bin dinarla geri çevrilemez’’.( MEVLANA )

Güzel yurdumuzun nice yol, köprü, hastane, hamam, okul, cami, orman, su, elektrik, zirai, sanayi vs. gibi zaruri ihtiyaçları dururken yüz binlikleri ülkemizde ve Avrupa’da süfli arzularına harcayanların kulakları çınlasın. Bu güzel yurdun hürriyet havasını teneffüs edip, yabancı ülkelere döviz kaçırmak Türklüğün şan ve şerefine yakışır mı? Efendiler milli şuurumuzu vicdanımız ile kullanıp, bir senelik edeceğimiz israfı milletçe toplasak göklerimizi ve şanlı ordumuzu uçaklar ile donatmış oluruz. Bu müteakip yıllar da Deniz ve Kara Kuvvetlerini ve nihayet devamen yurdun muhtelif ihtiyaçlarını tamamlamaya pekâlâ sebep oluruz.

Zaten bu gibi sosyal hizmetler her insanın dini, milli ve insani ödevleridir. Çünkü yaşadığımız hayat her şeyi ile bizlere emanettir. Emanete ihanet Allah’a asi olmaktır. Zira yüce mevlamız Kuran’ı kerimin de zikren estteüzübillah bismillah ‘’Limenil mülk lillahi vahidil kahhar’’ mealen! ‘’Mülk kimindir? Vahid ve kahhar sahibi Allah’ındır’’. Benim evim, evladım, arabam, tarlam, bağım, bahçem, mevkiim, makamım yok, filanın çok var demek büyük gaflettir. Çünkü sana imtihan için verildiği gibi, filana da imtihan için verilmiştir. Bu bir ilahi kanundur. Bize düşen ödev, çalışmak, ilahi taksimata rıza göstermektir. Ve her türlü halimize kanatla şükran da bulunalım! Fakirliğe usanıp tembel durmayalım, zengin olunca da şımarmayalım zira her tecelli mevsimler gibi devran etmektedir.

İşte maddi manevi nizamın unsurları (elemanları) olan helal lokma, israftan kaçınma, kanaat ve şükür tüm insanlığa alın bizi diye yalvarmaktadırlar.



  • Helal lokma diyor ki! Gerçek şifa ile müspet ilim bendedir.

  • İsrafsızlık diyor ki! Birlik ile saadeti ihya bendedir.

  • Kanaat diyor ki! Rıza bendedir.

  • Şükür de diyor ki! Hakka kulluk, halka hizmet aşkı benden doğar.

Tüm insanlığın, dünya ve ahireti için kurulacak olan saadet sarayının inşa malzemeleri bunlardır. Helal gıda, israftan kaçınma, kanaat, şükür teneffüs ettiğimiz hava gibi ücretsiz olarak taliplerini bekliyorlar. Bunlar Allah’ın kulları olan bizler için çok büyük lütuftur. Nefsi emaresini gemleyip, yukarıdaki dört rahmet unsuruna mahzar olan ve kendi özünde tatbik eden her milletlere şu dünya ve ahiret huzur ve saadet sarayı olur.

Bu güzel lütufları inkâr edip mühimsemeyenler de süfli(boş) emeller peşinde ömür sermayelerini bir hiç uğruna heba ederek hakkın huzuruna! Fani dünyadan ahiret sermayesi olarak sadece maddi leşleri ile dönerler. Zaten insanlık tarihinden itibaren ilahi ve içtimai(sosyal) kanunlara saygı göstermeyip hiçe sayan insanlar hakkın ve halkın yüz karası olmuşlardır.

Benimseyip, tatbik eden insanlar da ömrünce etrafına nisan yağmuru gibi bereket ve huzur saçarlar, dolayısıyla da dünya tarihince hayır dua ile anılırlar.

Görünen köye kılavuz istemez, her insana doğru yolda istiklal ve istikbal için hürriyet mevcuttur. Ve şu andan itibaren şafak ağarmıştır. Uyanan revan olsun sıratı müstakime (doğru yola).

TEFEKKÜR HAKKINDA

Tefekkür!

Birer yaratık olan her insana, iki cihanın (Dünya ve Ahiretin) saadet ve selametini temin eden gerçek düşünce demektir. Nitekim Hz. Allah Kuran’ı kerimde müteaddit(defalarca) ayetleriyle insanların her şeyden evvel tefekküre(Gerçek düşünceye) davet etmektedir. Evet, zikredilen bir ayeti kerimede estteüzübillah bismillah ‘’Veyetefekkerune fıhalkis semavati vel ardı’’ mealen… Siz arzda ve semada bulunanları, tefekkür edin. Ve gene zikren estteüzübillah bismillah‘’Vetilkel emsalü nadribüha linnasi leallehüm yetefekkerun’’ mealen:’’Biz insanlara böylece bazı misaller irad ettik, taki düşünsünler diye.’’ Daha nice ayetler düşüncenin lüzumu hakkında beraberlik kurmuşlardır.

Ayrıca iki cihan güneşimiz Hz. Muhammed (S.A.V) efendimiz! Kâinata ışık saçan o güzel hadisleriyle tefekkürün (düşüncenin) önemini şöyle belirtmektedir… Tefekkür en büyük ibadettir.

…Bir anlık tefekkür, gaflet ile kılınan bir yıllık nafile namazından eftaldir. Ve daha nice hadisler düşüncenin lüzumunu kast etmektedir. Ayrıca Atalarımız da bu ayet ve hadislerden aldıkları ilham ile düşüncenin lüzumuna vesile olan beş N, yi bizlere armağan bırakmışlardır.

Beş ‘ N’ şunlardır!



  • Nerede?

  • Neden?

  • Ne için?

  • Ne zaman?

  • Ne ile?

İşte bu beş ‘Neyi hayat reçetesi olarak her mevzuda ve her mesele de kullananlar hakikati çok tez elde ederler. Herkesin bildiği bir gerçektir ki, insanlık tarihindeki bütün facialar ve gerilemeler düşüncesizliğin eseridir. Konumuza daha da incelik verecek olursak, hayvanlar arasında dahi geviş (öğütme) getirmeyen bazılarının etleri yenmediği gibi insanların arasında da düşünce zahmetinden mahrum olanların sözlerinden ve işlerinden nefret duyulmaktadır.

Hz. Âdemden bu güne kadar düşünce nimetinden nice Peygamberler, Veliler, Âlimler, Bilginler zuhur etmektedir. Karanlıkta kalan ruhlara inşirah (gönül açıcılık) verenler, Kur’anın gayet niceliklerini düşünenler olduğu gibi, dünyayı da karanlık zulmetinden ışığa kavuşmasına da EDİSON’UN güçlü düşüncesi sebep olmuştur. Tüm kalpleri de zulmetten nur’a ve huzura tebdil(değişme)eden Nebilerin, Velilerin, Bilginlerin, Âlimlerin düşüncelerinden ifşa(ilan etme)olan güzel sözler ve inşa olunan hayırlı eserlerdir.

Zaten dünyamızın içtima(sosyal), nizam ve intizamı düşence ile başlar düşüncesizlik ile harap olur. Zahiri ilmin çözemediği sırları çözen TASAVVUF ilmi dahi tefekkürün (düşüncenin) mahsulüdür. Düşünce nimetinin bütün salikleri şu hususu gayet iyi bilmelidirler! Düşüncede iken yağmura işaret veren hava gibi evvela sıklet peyda olur, arkası malum yağmur (Rahmettir) ,işte düşüncelerin de karşılığı güçlüklere aşk ile tahammül eden her insan ilim, irfan rahmeti ile mükâfatlanır. Büyük mütefekkir MEVLANA Hz.’ leride kemaline sebep olan safhaları mesnevisinde şöyle açıklıyor.

HAMDIM

YANDIM

PİŞTİM

OLDUM

( MEVLANA)
İşte bu safhalar her düşüncenin tamını tamamlar. Ciltleşip inşa edilen bütün maddi ve manevi eserler, hatta şu küçücük eser dahi tesadüfen olmayıp, iyi niyetten doğan ilahi aşkın ve güçlü bir vicdani düşüncenin tahammülünden meydana gelmiştir.

Şurası muhakkaktır ki düşüncelerine hürmet edilen kişilerin basiretleri ile eğitilen ve yönetilen milletler madde ve manada en yüksek seviyeye ulaşırlar.


Satrançta olduğu gibi

Hayatta da önceden düşünmek lazımdır.

(PASCAL)

İMAN HAKKINDA

Bir bahar günü sabah namazından sonra dört ahbap ailece, ilimizden 90 km. mesafe uzaklıkta olan köye dostlarımızı ziyarete çıktık. Bu vesile ile de etrafı halı gibi kaplayan çayırların burcu burcu kokan asırlık çam ağaçlarının temiz havasını teneffüs ederek, diğer taraftan şırıl şırıl akan derelerin, cıvıldaşan kuşların tatlı nağmelerinden çıkan musikiler ile ruhumuzu şad ederek köye vardık. Dostlarımız ile hal, hatır edip bir müddet hasretlik giderdikten sonra, ulu bir çınar ağacının gölgesine serpildik. Allah’ın kulları için saçtığı sayısız nimetlerden istifade ederek! Kulluğumuzu yücelten şükrü (teşekkürü) de eda ederek mutluluğumuzu devam ettiriyorduk! Aniden nefeslerimizi kesen acı bir sahneye seyirci olduk.

On sekizinin baharın da olan teri taze bir genç delikanlı dört kişinin cehaletlerinin hışmına uğramış, hayvanlara dahi yakışmayan feci bir şekilde kan, ter, içinde dövülerek toz ve topraklar içinde sürüklediklerine tahammül edemeyerek yanlarına yaklaşıp, delikanlıya edilen zulmün suçunu sorduğumuzda, hasımlar! Dördümüzün de imanına küfretti diye öfkeyle cevap verdiler.

Kendilerinin imanına edilen küfrün suç olmadığını, mutlak imanın hakikatini bilmemekten küfredildiğini, bilse küfrü katiyen etmeyeceğini, hatta böylelerinin cehaletine acınıp, kemaline yardımcı olmanın gerektiğini hatırlatarak genç ve masum delikanlıyı daha fazla dövülmekten, belki de sakat kalma veya ölümden kurtarmış olduk.

Mutlak imana dahi küfür etmenin vebali (günahı) edenedir, cezasını vermekte Allah’a aittir.

Bunun aksini düşünüp yukarıdaki fiili işleyen her insan mutlak imandan mahrum kalmış ve bu nedenle cehalet girdabına düşmüş demektir.

İşte! Mutlak imandan yoksun olan insanların binlerce acıklı gülünçlü vakalarına şahit olduğum ikincisini siz muhterem okuyucularıma arz ediyorum.

Bir kış günü işimden evime dönüyordum!. Semtin ilkokulundan mini mini fakat sevinçle cıvıldaşarak, yuvalarına dönen yavrulardan birinin gözlerinden tane tane damlayan yaşları sile, sile hızlı adımlarla ağladığını gördüm.

Burkulan içimin teşviki ile yavrunun önüne geçtim.”Dur bakayım evlâdım neden ağlıyorsun?” diyerek mendilim ile gözyaşlarını sildim, sualimden teselli ve kuvvet alan yavrucağız üzülen kalbinin derinlikleriyle içini çeke çeke titreyen dudaklarının ve boğulan sesinin katı tonuyla “Amca ben üçüncü sınıfta okuyorum. Bir sınıf arkadaşım benim imanıma küfretti onun için ağlıyorum.” dedi. Yavrucağı ağlatan sebebi öğrendikten sonra yarı üzüntü ile sualime devam ettim. ”Peki, evladım senin imanın nedir ve neredendir?” Şöyle hafızasını etraflıca yokladıktan sonra başını önüne eğerek,”İmanım karnımın içinde.” Dedi!

Anne ve babasının hayatta olduğunu öğrenip, maddi ve manevi teselli ile yavruyu uğurladıktan ve evime varıp başımı avuçlarımın içine koyarak! Bu imkânlar ve terakkiler asrında mutlak imandan mahrum bırakılan insanların gördükleri zararları inceden inceye düşünürken tahammül edemeyerek kuvvetlice, fakat şuurluca haykırdım. Ey anne ve babalar, ey ilim ve irfan sahipleri, ey din bilginleri, hatipler, hocalar, vaizler ve bütün idareci olan imkân sahipleri!

Mutlak imanı bu şerefli millete gereğince öğretmediğiniz için sizleri ilâhi kanunlara dava ediyorum deyip yara kangren olmadan. Fakirane olarak kaleme sarıldım.

Ey mahlûkatın en güzeli ve efendisi olup, meleklerin dahi gıpta ettiği insan.

İman gerçeğe inanmak demektir. İşte gerçek iman! Kâinatın mimarı(kurucusu)olan Allah’ın birliğine, sadece ateşten halk edilen latif cisimli meleklerine, kâinata nizam ve intizam temin eden ve insanlara da iki cihanda (dünya ve ahirette) huzur ve terakki yollarını, gösteren kitaplarına, gönderdiği bu kitapları kullarına açıklayan yani kullarının arasında üstün vasıflı kıldığı bütün elçilerine (peygamberlerine).

Dünya hayatının bir misafirhane ve imtihan sahası olup, baki olan ahiret âleminde insanları dünyada işledikleri fiillerine göre ebedi olan cennet ve cehennemi ayıran yer olduğuna, hayır ve şer olan bütün tasarrufun Allah’tan olduğuna.

‘’EŞHEDÜ ENLÂİLAHE İLLÂLLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHÜ VE RÛSULÜHÜ!’’

Tevhidi ve şahadeti ile Allah’ın birliğine Hz. Muhammed(S.A.V) efendimizin, son peygamber olduğuna dilimiz ile tasdik kalbimiz ile ikrar edip bu amentü şerhini hayat olarak aşk ve imanla (inançla) yaşamak demektir.

Bu gerçeğin dışında iman (inanç) olamaz olduğunu iddia edenler, büyük bir gaflet içerisindedir.

İşte Hz. Allah insanların dünya ve ahiretlerinin saadet ve selâmetlerinin temini için , düşünüp mutlak imanı bulmaları için Kur’ an ile müteaddit ayetleriyle mutlak imana davet ediyor.

Ayrıca iki cihan güneşimiz Hz. Muhammed (S.A.V) efendimiz , şerefli bir hadisiyle “haya imandadır” diyerek insanın gerçek rütbesinde payı olan hayanın (utanmanın) imandan olduğuna delil göstermiştir.

Yüce İslâm şairimiz Mehmet Akif’te bu hadisten aldığı ilham ile,


Eğer sende varise iman ile izan

Allah’ından utan, utan diyor.


Evet, mutlak imandan mahrum olan her insanın İslâmiyet’teki ilâhi emir olan beş şartı “ pak abdest ile namaz, oruç, zekât, hac, Kelime-i Tevhid” ihmal edeceği muhakkaktır. Çünkü insanın vücudundan Ruh çıkınca bütün azalar nasıl sükût ediyorsa, mutlak imanı olmayan insanlarında hayrı sükût eder. Böyleleri madde alanında her ne kadar ilerlemiş olsalar da eninde ve sonunda sadece nefretleri kalır. Örneğin: Sovyet Rusya ile Kızıl Çin! Bugün madde alanın da Dünya devletlerinin ilerisinde oldukları halde manânın mutlak imanından mahrum oluşları, tüm insanlığı kendilerine nefret nazarlarıyla hedef etmektedirler.

Çünkü Komünist militanların menfur emelleriyle Allah’ın gönül konağı olan suçsuz insanları hiç tereddüt göstermeden şahsi çıkarları uğruna hâlâ katletmeğe devam ettiklerine cihan şahittir. İşte Hz. Allah kitap ve peygamberleriyle, Hz. Muhammed(S.A.V.)’in hadis ve varisleriyle, tabiat ve tarih her türlü ibret dolu örnekleriyle, mutlak imanın lüzumunu ikaz etmektedir. Ve nihayet şu cennet vatanda bizlere Ecdadımızın mutlak imanından yadigâr kalmıştır. Ve Ecdadımız bu gerçek ve mutlu iman (inanç) uğrunda bizlerinde manen ölmezler safına dâhil olmamıza önder ve örnek olmuşlardır. Gerçek imanı ihmal etmenin vebali (günahı)ilâhi ve içtimai(sosyal) kanunlar ve hiçe sayan insanlığa faydalı olmaktan, kendini mesuliyetsiz zannedenlerin başınadır. Nede güzel söylüyor şairimiz


İmansız olan paslı yürek(kalp)

Sinede yüktür!


  1   2   3   4   5   6   7


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət