Ana səhifə

Greenpeace Raporu


Yüklə 91.39 Kb.
tarix06.05.2016
ölçüsü91.39 Kb.

Greenpeace Raporu


Hazırlayanlar: Michelle Allsopp, Paul Johnston ve David Santillo

Greenpeace Araştırma Laboratuarı, Exeter Universitesi, İngiltere



www.greenpeace.org.tr


Akuakültür Endüstrisinin Sürdürülebilirlik Standartlarına Meydan Okumak





  1. Giriş

Su bitkileri ve hayvanları üzerine yapılan tarıma “akuakültür” denmektedir. Akuakültür yaklaşık 4,000 yıldır Dünya’nın çeşitli bölgelerinde süregelmekte (1). 1980’li yıllardan itibaren, toplam suürünleri yetiştiriciliği (hayvan ve bitkiler için) ciddi anlamda büyüme gösterdi.Küresel olarak bakıldığında, akuakültür üretimi, hayvansal tarımın en hızlı gelişen dalı oldu. Yirminci yüzyılın başından beri (2) yaklaşık 430 (%97) kadar su canlısı türü evcilleştirildi; evcilleştirilen su canlısı türü sayısı halen hızlı bir şekilde yükseliyor. Yakın bir geçmişte, bugün insanlar tarafından tüketilen besinsel balık kaynağının %43 kadarının akuakültürden elde edildiği hesaplandı (3).


Fakat, son yıllarda balık stoklarının maruz kaldığı giderek artan aşırı avlanmadan dolayı avlanan balık sayısı giderek azalma eğilimi gösteriyor (4). Buna rağmen, deniz ürünlerine olan talebin sürekli artmasından ötürü, akuakültür sektöründe ciddi bir genişleme yaşandı. Bu genişleme bir açıdan deniz ürünlerine olan talebin artmasından kaynaklanmaktadır, özellikle somon ve karides gibi gelişmiş ülkelere yönelik lüks türler içinse, genişlemenin kendisi, artan talebin bir nedenidir (bkz. resim 1).
Tablo 1. 2000 – 2005 Dünya Akuakültür Üretimi (subitkiler hariç)


Toplam Üretim

(Milyon ton)

2000

2001

2002

2003

2004

2005

Deniz Akuakültürü

14.3

15.4

16.5

17.3

18.3

18.9

Tatlısu Akuakültürü

21.2

22.5

23.9

25.4

27.2

28.9

Kaynak: FAO
Dünya akuakültüründeki baskın türler, besin zincirinin alt ucundaki türlerdir (deniz kabukluları, otobur balıklar ve hem hayvan hem bitki ile beslenen balıklar) (bkz. resim 2). Örneğin deniz kabukluları ve sazan balığı, gelişmekte olan ülkelerde insanlar tarafından tüketilen türler içerisinde ciddi bir paya sahiptir (5). Diğer taraftan, besin zincirinin daha üst kısmında bulunan, karides, somon ve yüzgeçli balıklar gibi türlerin üretimi de artmaktadır; bunun nedeni, gelişmiş ülkelerde bu türleri talep eden hazır bir pazar bulunmasıdır. (5)

Deniz kaynaklarının sürekli olarak küçülmesine ve aşırı avlanmaya maruz kalmasına karşın, akuakültürü, artan dünya nüfusunun giderek artan balık ihtiyacını karşılamak adına mükemmel bir çözüm olarak sunanlar oldukça yaygın. Ancak, bu endüstrinin gelişmesiyle, üretim yöntemlerinin yoğunlaşması eğilimi de görülüyor, özellikle de etobur türlerin üretimi bakımından. Bu da, hem çevre üzerinde pek çok ciddi olumsuz etki ortaya çıkardı, hem de insan hakları ihlallerine neden oldu.


Okuduğunuz bu rapor, akuakültürün küresel endüstriye de yansıyan çevresel ve toplumsal açıdan önemli bazı etkilerini ele almaktadır. Öncelikle somon, orkinos, karides ve çiklit gibi türler üzerinde durulmaktadır. Bu vaka incelemeleri ile çevresel ve sosyal sorunların bazıları gözler önüne seriliyor; bu sorunlar, günümüzde akuakültürün sürdürülebilirliğine zarar vermektedir (Bölüm 2). Gelişmekte olan ülkelerde, hem üretim hem de işleme endüstrilerinin olumsuz sosyal etkiler yarattığı gözleniyor. Sorunlar, üreticilerin ve ürün işleyicilerin, yüksek oranda rekabetçi olan bir pazarda karlarını artırırken, tüketicilerin talep ettiği düşük fiyatları karşılama arzusundan kaynaklanıyor (Bölüm 2). Bazı türlerin beslenmesinde balık besini ve balık yağının kullanılması temel bir sorundur (Bölüm 3). Akuakültür için daha sürdürülebilir bir zemin yaratmak amacıyla, çevre üzerindeki diğer olumsuz etkiler de ele alınabilir (Bölüm 4 ve 5). Bölüm 6’da, akuakültür ürünlerinin sertifikalanması kısaca ele alınıyor. Akuakültürün bir noktada tamamen sürdürülebilir hale gelmesi gerekecek. Akuakültürün bunu başarması için, sıkı kurallar benimsemesi ve bunlara bağlı kalması gerekecek (Bölüm 7).
Bu raporun daha kapsamlı ve tüm referansları mevcut hali şu internet adresinden indirilebilir:

http://www.greenpeace.org/aquaculture-report.




  1. Akuakültürün İnsanlar ve Doğa Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Aşağıdaki vaka incelemeleri kesinlikle kapsayıcı değildir. Bu incelemelerin amacı daha çok, akuakültür etkinlikleri ile ilgili geniş sorunların yelpazesini örneklemek ve akuakültür endüstrisinin sürdürülebilirlik iddialarına dair ciddi kuşkuları açığa çıkarmaktır.



2.1 KARİDES
Habitatın Yok Edilmesi: Karides üretimi için yaratılan göletler binlerce hektar mangrove ormanı alanı ile sulak alanı yok etti. Filipinler (6), Vietnam (7), Tayland (8), Bangladeş (9), Ekvador (10) ve Brezilya dahil olmak üzere pek çok ülkede mangrove ormanlarında ciddi tahribat meydana geldi. (Şekil 3)
Mangrove ormanları önemlidir çünkü bu ormanlar, çok sayıda deniz ve kara hayvanını destekler, sahil bölgelerini fırtınalardan korur ve sahil bölgelerinde yaşayan pek çok toplululuğun geçim kaynağı açısından önem taşır. Mangrove ormanları özellikle de, ticari açıdan önemli balıklar dahil olmak üzere, yavru deniz canlılarının barınağı konumunda olduğundan, yok edilmeleri, ticari balıkçılık açısından ciddi zararlara neden olabilmektedir (11, 12).

Vahşi Yavru Türlerin Stok Olarak Toplanması


Bazı türler için akuakültür, vahşi doğadan yavru balıkların veya yavru kabukluların toplanmasıyla gerçekleştiriliyor. Örneğin, akuakültür endüstrisinin ihtiyaç duyduğu yavru karideslerin (bunların bilimsel adı postlarva’dır) ciddi bir bölümü kuluçka yuvalarında yetiştirilen karidesler olsa da, dünyanın pek çok yerindeki karides çiftlikleri hala vahşi doğada yakalanan yavru karideslere bağlı durumdadır. Vahşi doğadan yavru karideslerin toplanması nedeniyle, bazı doğal karides stokları artık aşırı düzeyde tüketilmiştir (13, 14). Daha da ötesi, yavru karidesler, her bir avlanma sırasında yakalanan canlıların sadece küçük bir oranını temsil edebilir, bu avlanmalar sırasında büyük oranda istenmeyen canlıların yakalanması (by-catch) ve diğer türlerin ölümü meydana gelebilir (bakınız metin kutusu 1). Bu durum, bölgesel biyoçeşitliliğe ciddi zararlar vermenin yanında, deniz kuşları ve sürüngenler gibi başka türlerin besinlerini de azaltmaktadır.

METİN KUTUSU 1 Vahşi karides yavrularının toplanması sırasında zarar verilen canlı türleri


  • Bangladeş’te, toplanan her bir yavru kaplan karides başına, diğer türlere ait 12-551 adet karides larvası yakalandı ve öldürüldü, bunlara ek olarak, 5-152 adet balık larvası, 26-1636 ader makrozooplanktonik hayvan dahil yakalanıp öldürüldü.

  • Honduras’ta, bildirildiği kadarıyla yıllık 3.3 milyar yavru karidesin toplanması, diğer türlere ait tahmini 15-20 milyar kadar diğer yavrunun ölümüne sebep oldu. (13)

  • Hindistan’da Sundarbans bölgesinde, yavru kaplan karidesler toplam avın %0.25-0.27 kadarını oluşturmaktadır. Avın geri kalanı muazzam oranda yavru yüzgeçli balıklardan ve kabuklulardan oluşmaktadır; bunlarsa kıyılara atılmakta ve orada ölmektedir. (15)

Hastalık Kontrolünde Kullanılan Kimyasallar

Bakterilerin, mantarların, maya hücrelerinin ve diğer patojenlerin öldürülmesi için akuakültür kafeslerine çok çeşitli kimyasallar ve ilaçlar eklenebilmektedir. (16) Bu kimyasalların yakın civarda bulunan su canlılarına zarar verme olasılığı her zaman vardır. Antibiyotiklerin aşırı kullanımı da insanlarda hastalıklara yol açan bakterilerin bu ilaçlara bağışıklık kazanması açısından kamu sağlığı için risk oluşturmaktadır. Vietnam (17) ve Filipinlerdeki (18) karides çiftlikleri üzerinde yapılan araştırmalar, bakterilerin çiftliklerde kullanılan antibiyotiklere karşı bağışıklık kazandığını gösterdi.



İçme Suyunun Tüketilmesi ve Tuzlanması İle Tarım Alanlarının Tuzlanması

Karides üretimi yapılan gölcüklerde, karideslerin büyümesi açısından suyun optimum tuzluluk oranını korumak için, gölcüklere sık sık ciddi miktarda taze su beslemek gerekmektedir. Bu da ancak ya yer altı su kaynaklarından ya da yakın derelerden suyun pompalanması ile mümkün oluyor; bu da yerel taze su kaynaklarının tükenmesine neden olabilir. Buna ek olarak, aşırı su pompalama da, yakın denizlerden tuzlu suyun su kaynaklarına akmasına sebep olabilir. Bu da tatlı su kaynaklarının tuzlanmasına neden olur ve insanlar tarafından kullanılamaz hale getirir (19, 20). Örneğin Sri Lanka’da, sahilde, karides çiftlik bölgelerinde yaşayan insanların %74 kadarının artık ellerinin altında içme su kaynakları yoktur (21). Bunlara ek olarak, karides çiftlikleri nedeniyle, yakın bölgelerdeki tarımsal alanların tuzlanması ve bu nedenle hasadın düşmesi de mümkündür. Örneğin, tarımsal alanların karides çiftlikleri nedeniyle tuzlanması neticesinde Bangladeş’te çok yaygın hasat azalmaları bildirildi (22).



İnsan Hakları İhlalleri

Karides çiftlikleri pek çok yerde, daha önce çok sayıda insanın ortak alan olarak kullandığı sahil bölgelerine erişimi engellemiştir. Bu tür alanlarda genellikle resmi toprak hakları ve tapular açısından bir belirsizlik olduğu için, sonuçta insan topluluklarının geniş ölçekte yerlerinden edilmesi durumu yaşanmıştır. Bu durumlarda da genellikle bu topluluklara bir maddi tazminat veya üzerinde yaşayabilecekleri alternatif bir toprak sunulmamıştır (metin kutu 2’ye bakınız).



Metin Kutusu 2. Karides çiftliklerinin oluşturulması sırasında el konulan topraklara dair vaka incelemeleri


  • Endonezya’da bazı karides çiftliklerinin oluşturulması sürecinde, polisler ve hükümet kurumları tarafından desteklenen şirketler, topraklara zorla el koymuş ve bölgede yaşayan topluluklara ya yetersiz tazminat vermiş, ya da hiç vermemiştir. Buna benzer durumlar Sumatra, Maluku, Papua ve Sulawesi’den de bildirilmiştir.




  • Ekvador’da, raporlara göre, binlerce topraklara zorla el konulması vakası yaşanmıştır. Bu vakalardan sadece %2 kadarı yasal zeminde çözüme ulaştırılmıştır. İddialara göre, nesillerden beri o bölgede yaşayanlara ait olan on binlerce hektar toprağa zorla el konulmuştur. Bu olaylar sık sık fiziksel kuvvet kullanımını ve askeri kuvvetlerden destek alınması gibi şiddet yollarını da içermiştir (21).

  • 1992-1998 yılları arasında Honduras’ın Fonseka Körfezinde ticari karides çiftçiliği yapan şirketlerin bölgedeki toprağa el koyması sebebiyle, sahilde yaşayan çok sayıda insan, geleneksel besin kaynaklarına ve balıkçılık yaptıkları yerlere erişim imkanını yitirdi (23).

Bu endüstriye karşı yapılan şiddetsiz eylemlere karşı sık sık tehditlerle ve baskıyla karşılık verildi. Çevresel Adalet Kuruluşunun (Environmental Justice Foundation) bilgilendirmesine göre, şirketlerin güvenlik görevlileri ve karides endüstrisi ile ilişkili “uygulamacı”lar tarafından sık sık şiddete uğrayan protestocular, ayrıca uydurma gerekçelerle de tutuklandılar. En az 11 ülkeden gelen bilgilere göre, protestocuların öldürülmesi de söz konusu (bakınız şekil 4). (Sadece Bagladeş’te, akuakültürle ilgili ihtilaflar sonucunda yaklaşık 150 cinayet olayı olmuştur.) Bu gibi şiddet olaylarının failleri çok nadiren adalet önüne çıkıyor.

2.2 SOMON

Besin Kirliliği

Balık veya kabukluların üretildiği çiftliklerde oluşan organik atıklar, yenmemiş besinler, vücüt atıkları ve ölü balıklardan oluşmaktadır (24). Somon tarımında bu gibi atıklar kafeslerin yakın civarındaki su ortamına karışır. Bazı aşırı durumlarda, kafeslerde çok sayıda balık bulunması nedeniyle oluşan atıklar, hem tarımı yapılan balıkların hem de vahşi balıkların ölümüne neden olacak düzeyde oksijen düşmesine neden olabilmektedir. Daha yaygın görülen durum ise, yoğun somon yetiştirilen kafeslerin etrafında, biyoçeşitliliğin fark edilir ölçüde azalmasıdır (25). Örneğin, Kanada’da yapılan bir araştırma sonucunda, somon kafeslerinden 200 metre uzaklıkta deniz yatağındaki biyoçeşitliliğin azaldığı gözlendi (26). Şili’de, sekiz somon çiftliği civarındaki biyoçeşitliliğin en az yüzde 50 azaldığı görüldü. Atıklar aynı zamanda bitki besini olarak da işlev görebilir; su dolaşımının kısıtlandığı alanlardaki atıklar nedeniyle, belirli fitoplankton (mikroskopik suyosunları) ve filament suyosunu türleri büyük bir hızla büyüyebilir (27). Bunun sonucunda ortaya çıkabilecek suyosunlarının bazıları çok zararlıdır; bir dizi deniz canlısının ölümüne yol açabilirler ve kabuklu deniz hayvanları nedeniyle insanlarda zehirlenmelere yol açabilirler.



Çiftlik Somonlarının Vahşi Doğaya Karışması Tehlikesi

Çiftliklerde yetiştirilen Atlantik somonlarının genetik çeşitliliği vahşi Atlantik somonundan daha düşüktür (28, 29). Bu nedenle, çiftlik Atlantik somonları, vahşi somonlarla çiftleşirlerse, ortaya çıkacak nesiller, vahşi somona göre daha az dayanıklı olabilir ve vahşi doğa uyum sağlama açısından önem taşıyan genetik değişkenlik yeteneklerini yitirmiş olabilirler. İlk başlarda, kafesten kaçan somon balıklarının vahşi doğadaki koşullara uyum sağlayamayıp ölecekleri düşünülmüştü, fakat kaçan balıkların büyük bölümü yaşadı (yılda 3 milyon kadar tahmin ediliyor) (30), ve bu somonların şu anda Norveç, İrlanda, İngiltere ve Kuzey Amerika’daki vahşi somonlarla çiftleştmekte olduğu anlamına geliyor. Bu yeni nesil somon yavrularının vahşi doğada sağ kalma yeteneği daha az olduğu için, zaten tehlike altındaki somon nüfuslarının yok olması riski artıyor. Norveç’te, doğada üreyen somon nüfusunun yüzde 11-35 kadarının çiftliklerdeki somonlardan oluştuğu tahmin ediliyor; bazı nüfuslar için bu oran yüzde 80’i aşabiliyor (28). Çiftlik somonlarının doğaya karışmasının devam etmesi, somon nüfusunun orijinal genetik profilinin bir daha geri gelememesi sonucunu doğurabilir (31).


Vahşi Atlantik somonunun, yaşadığı bölgelere karışan çiftlik somonları nedeniyle tehlikeyle karşılaşmasına ek olarak, Pasifik akıntılarına karışan Atlantik çiftlik somonları, Kuzey Amerika’da steelhead ve Güney Amerika’da galaxiid gibi başka yerel balık nüfuslarıyla rekabete girerek, onların besinlerine ve yaşam alanlarına ortak olmaktadır (28).


Hastalık ve Parazitler

Stok yoğunluğunun yüksek olduğu çiftlik kafeslerinde hastalıklar ve parazitler çok ciddi sorunlara neden olabiliyor. Çiftliklerin civarından geçen vahşi balık nüfusları da bu durumdan etkilenebiliyor. Somon çiftliklerinde dikkat çeken bir örnek, parazit deniz bitkileridir; bunlar somon derisi, mukus ve kanla beslenir ve bazı durumlarda balık ölümüne de yol açar. Britanya Kolombiyası’ndaki (32) ve Norveç’teki (31) çiftliklerden yayılan deniz bitkileri nedeniyle, vahşi somon nüfuslarının olumsuz etkilendiğine dair kanıtlar mevcuttur. Britanya Kolombiyası’nda yakın zamanda yapılan araştırmalar, çiftlikler nedeniyle yaşanan deniz biti enfeksiyonunun, önümüzdeki 4 nesil içerisinde yerel pembe somon nüfuslarının %99’unun yok olacağını gösteriyor (33). Eğer yaşanan enfeksiyonlar engellenmezse, bu türün yok olması neredeyse kaçınılmazdır.



İnsan Hakları Açısından Sorunlar

Batılı ülkelerdeki piyasaların talebi üzerine Güney Şili’de somon çiftlikleri 1980’lerin sonundan itibaren hızla çoğaldı (34, 35). 2005 yılında dünyadaki somon üretiminin neredeyse yüzde 40’ı, Şili’li üreticiler ve işleyicilerden kaynaklanıyordu (36).


Bu hızla gelişen endüstrinin güvenlik sicili ise dehşet vericidir. Şili’deki balık çiftliklerinde ve işleme tesislerinde güvenlik koşullarının kötü olduğu, hatta hiçbir güvenliğin olmadığı yaygın bir şekilde bildirilmektedir (35, 36). Son 3 yılda 50’den fazla kaza sonucu ölüm gerçekleşti, bunların çoğu dalgıçlardı. Buna karşılık, dünyanın en büyük somon üreticisi olan Norveç’teki tesislerde tek bir ölüm vakası bildirilmedi (37). Şili’den bildirilen bilgilere göre, aynı zamanda, sektörde çalışan işçilere düşük maaşlar (ulusal yoksulluk sınırı civarında) ödeniyor, uzun çalışma saatleri uygulanıyor, kadınların annelik haklarına saygı gösterilmiyor ve kadınlar sürekli bir şekilde cinsel tacize maruz kalıyor (35, 36).
2.3 DİĞER DENİZ YÜZGEÇLİLERİ
Deniz yüzgeçlilerinin akuakültürü gelişmekte olan bir endüstridir. Somon balıkçılık teknolojisinin gelişimi ve somonun piyasa fiyatlarındaki düşüş nedeniyle, üreticiler, daha değerli somon türlerini büyütmelerine öncülük ediyor. Günümüzde büyütülen türler arasında şunlar da yer almaktadır: (1) Norveç, Britanya, Kanada ve İzlanda’da Atlantik Morinası; (2) Kanada, Norveç ve Kuzeydoğu ABD’de mezgit, (3) Hawaii’de Pasifik Berberbalığı (Threadfin?), (4) Britanya Kolombiya’sı ve Washington Eyaletinde Anoplopoma fimbria; (5) Lutjanus analis; (6) Atlantik pisibalığı; (7) Kalkan; (8) levrek ve (9) Çupra (5),. Çoğu tür genellikle ağ ile sarılı alanlarda veya somon gibi kafeslerde yetiştirilmektedir. Diğer taraftan, Atlantik pisibalığı ve kalkan türleri genellikle kara üzerindeki tanklarda yetiştirilmektedir.
Somon çiftiliklerinde yaşanan çevre sorunlarına benzer sorunların, bu “yeni” deniz türlerinin kafeslerde yetiştirilmesi sırasında da görülmesi olasıdır. Bazı durumlarda daha da ciddi sorunlar yaşanabilir. Örneğin morina balığı, Atlantik somonuna göre çok daha fazla atık üretir (28), bu da potansiyel besin kirliliği riski yaratmaktadır. Bu sorunun etkilerini azaltmak için kafesler, karadan uzak mesafelere, su hareketlerinin daha güçlü olduğu alanlarda kurulsa da, yine de başka olumsuz etkilerin görülmesi olasıdır. Somon akuakültüründe olduğu gibi, bu balıkların yetiştirilmesi sırasında hastalıkların vahşi balık nüfuslarına yayılması tehlikesi vardır. Eğer çiftliklerdeki balık nüfusları genetik olarak seçiliyorsa da, kafeslerden kaçan balıkların vahşi balıklarla rekabete girmesi ve onlarla çiftleşerek, genetik değişkenliği azaltması tehlikesi mevcuttur.
2.4 ORKİNOS ÇİFTLİKLERİ– AKDENİZ’DEN MAVİ YÜZGEÇLİ ORKİNOS’UN NESLİNİN TÜKETİLMESİ
Kuzey mavi yüzgeçli orkinosunun şu anda Akdeniz’de aşırı avlanıyor olması, hem bu bölgedeki orkinos türünün geleceğini, hem de yüzlerce Akdeniz balıkçısını tehdit ediyor. Bu türün ticari açıdan sonunun gelmesinin an meselesi olduğuna dair ciddi kaygılar var. (38).
Greenpeace 1999 yılında, Akdeniz’deki mavi yüzgeçli orkinos nüfusunun azalması ile ilgili bir rapor yayınladı (39). Bu raporda son 20 yılda orkinosların stok biyokütlesinin (toplam ağırlık) %80 kadarının yok olduğu belirtiliyordu. Buna ek olarak her avlanma sezonunda muazzam miktarlarda yavru orkinos yakalanmaya devam ediliyor. O tarihte Greenpeace, mavi yüzgeçli orkinos türünün karşılaştığı başlıca tehditin, IUU (Illegal, Unreported and Unregulated) balıkçılık; yani yasadışı, kayıtsız ve denetimsiz balıkçılık, yani “korsan balıkçılık” olduğunu belirtmişti. Korsan balıkçılık, yasalar dışında ve bildirimsiz yapılmaktadır, başka bir deyişle, okyanuslardan balıkların çalınması sürecidir. Bu olay ciddi ve yaygın bir küresel sorun haline geldi, deniz biyoçeşitliliğini tehdit etmeye başladı ve sürdürülebilir balıkçılığın tesis edilmesi önünde ciddi bir engel oldu (40, 41).
Bundan 7 yıl sonra, 2006’da, Greenpeace tarafından yapılan ek araştırmalar, orkinos türüne yönelik tehditlerin daha da arttığını gösterdi (38). Korsan balıkçılık hız kesmeden devam ediyordu, üstelik artık, Akdeniz ülkelerinde giderek artan sayıdaki orkinos çiftliklerine balık sağlamak gibi yeni bir teşvik edici neden daha eklenmişti.
Orkinos yetiştiriciliğinde, balıklar canlı olarak yakalanır ve kafeslerde suni olarak beslenir. Kilo alan balıklar daha sonra öldürülerek özellikle Japonya gibi ülkelere satılır. 1990’ların sonlarında başlayan orkinos yetiştiriciliği 2006 yılına kadar 12 ülkeye yayıldı (bakınız şekil 5). Bugün, orkinos balıkçılığında yönetim bozukluklarından dolayı Akdeniz’den her yıl kaç adet orkinosun yakalandığı hakkında bilgi sahibi değiliz. Fakat en azından, yasal kotanın çok üzerinde avlanma yapıldığı açıkça ortada. Örneğin, 2005 yılı sayılarına bakıldığında, 44,000 tondan fazla orkinosun Akdeniz’de yakalandığı tahmin edildi. Bu sayı, öngörülen av kotasından %37.5 fazlaydı, daha da kötüsü, bilimsel temelde tavsiye edilen avlanma oranının ise neredeyse %70 üzerindeydi. Orkinos çiftliklerinin toplam kotası, izin verilen toplam avlanma kotalarının üzerinde. Bu da bölgede yasa dışı avcılığı açıkça teşvik ediyor. Bu sektördeki gelişmeler incelendiğinde, orkinos çiftliklerinin yasa dışı balık avcılığı ile desteklendiği görülüyor (38).
2.5 TILAPIA

Yabancı Türlerin Ortama Karışması

Yeni bir tür, yerlisi olmadığı bir ekosisteme eklendiğinde, düzenli bir şekilde çoğalabilir, lakin bu çoğalma yerel türleri olumsuz şekilde etkiler (42). Tilapia türü “yabancı türlerin bir ortama eklenmesi” konusunda verilebilecek çok güzel ve çarpıcı bir örnektir. Akuakültür alanında en büyük öneme sahip 3 tür tilapia vardır: Nil tilapiası, Mozambik tilapiası ve mavi tilapia (43). Bu tatlı su balıkları Afrika ve Orta Doğu’ya özgü canlılar olmalarına rağmen, akuakültür sayesinde artık 85 farklı ülkede yetiştiriliyorlar. Şu anda dünyada, sayısal temelde ele alındığında, sazandan sonra en sık yetiştirilen balık tilapia türüdür (44). Tilapia balıkları, yetiştirildikleri bölgelerde kafeslerden kaçarak, yeni yaşam alanlarını başarılı bir şekilde işgal etmiştir. Bunun sonucunda dünyanın değişik noktalarında yaygın bir şekilde çoğalan yabancı bir tür haline gelmiştir.


Tilapia balıkları, yerlisi olmadığı yaşam alanlarına girdiğinde, hem yerli canlıların yavrularıyla beslendiği, hem de yavruların yaşam alanı olan bitkileri yediği için, yerli balık türlerini tehdit eder. Tilapia balığının, yerlisi olmadığı alanları işgalinin olumsuz etkilerine dair şu tip örnekler bulunuyor:

  1. Nevada ve Arizona’da yok olma tehlikesi altındaki bir balık nüfusunun azalması

  2. Madagaskar’da yerel bir balık nüfusunun azalması

  3. Nikaragua ve Kenya’da, yerel Çiklit türlerinin nüfuslarında azalma

  4. Meksika’daki Chichincanab Gölüne kaçan tilapiaların üremesi ve yerel balık türlerinin nüfuslarının azalması pahasına, gölün baskın türü haline gelmesi (44).



3. Balık Etinin ve Balık Yağının Yem Olarak Kullanılması / Bycatch
Akuakültürde kullanılan balık eti ve balık yağı büyük ölçüde hamsi, ringa balığı ve sardalya (büyükçe sardalyalar ateş balığı olarak da bilinir) gibi ”endüstriyel balıkçılık” denen yolla edinilen küçük yağlı balıklardan elde edilir. Akuakültür metodları yoğunlaştıkça, yem kaynağı olarak balık eti ve yağına bağımlılık artış göstermeye başladı. Özellikle etçil hayvanlar elde etmek için yapılan çiftçilik, sentetik yiyecekleri vahşi yaşamda beslenilen doğal avlara benzetebilmek için kullanılan balık eti ve balık yağına büyük ölçüde bağımlıdır.
Etçil Hayvan Çiftçiliği: Net Bir Protein Kaybı
Akuakültür endüstrisi sürekli olarak, faaliyetlerinin, dünya balık kaynaklarının sürdürülebilir geleceğini garanti etmek açısından kilit öneme sahip olduğunu ve aşırı tüketime maruz kalan deniz kaynaklarının üzerindeki baskıyı rahatlatacağı fikrini destekledi. İşin aslı, etçil balıkçılıkta ve karidesçilikte, doğadan avlanan balık girdisi, çiftlikte elde edilen balık çıktısını kayda değer miktarda aşmaktadır, çünkü dönüştürme verimlilikleri yüksek değildir. Mesela; üretilen her 1 kilogram somon balığı, başka balıklar veya karidesi beslemek için 2.5 ila 5 kg arasında vahşi balık kullanılmaktadır.45 orkinos çiftçiliğinde, besin olarak kullanılması gereken vahşi balık miktarının üretilen ton balığına oranı daha da fazladır: 1 kg çiftlik balığı için 20 kg yem balık.46 Sonuçta etçil türler için yapılan çiftçilik, balık proteini kazancından ziyade net bir kayıpla sonuçlanıyor. Yani, etçil türlerin çiftçiliği, vahşi balık stokları üzerindeki baskıyı azaltmak yerine, farklı türlerden de olsa, yine vahşi balık stokları üzerindeki baskıyı artırıyor. Akuakültürün daha da yoğunlaşması ve balık akuakültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte; balık eti ve balık yağı talebinin mevcut sürdürülemez arzı geride bırakması muhtemeldir.
Sürdürülemez Balıkçılık...

Endüstriyel balık stokları da dahil olmak üzere, birçok küresel deniz balık stoğu şu anda sürdürülemez bir şekilde tüketime maruz kalıyor. Bu konuda diğer deniz türleri için de kaygılar mevcuttur çünkü endüstriyel balıkçılar tarafından avlanan balıklar, deniz ekosistemlerinde hayati bir rol oynuyorlar. Bu balıklar; başka birçok balık türünün (ticari öneme sahip türler de dahil), deniz memelilerinin ve deniz kuşlarının avıdır. Endüstriyel olarak balıkçılığı yapılan türlerin aşırı avlanmaları, bazı deniz kuşlarının üremeleri üzerinde olumsuz etkilere yol açtı (metin kutusu 3'e bakınız).


Endüstriyel olarak avlanan bazı önemli balık türleri üzerinde yapılan bir değerlendirme; büyük ölçüde, bu alanlardaki balıkçılığın kesinlikle sürdürülemez olduğu sonucuna vardı.47 Başka bir araştırma da, balık stoklarının tamamen tüketilmiş ya da aşırı tüketilmiş olarak görülmeleri gerektiği gösterdi.48 49 Sonuç olarak, akuakültürün balık eti ve balık yağına olan bağımlılığını azaltması acil bir ihtiyaç haline gelmiştir.
METIN KUTUSU 3 - Endüstriyel balıkçılığın deniz kuşları üzerindeki olumsuz etkisi

  • 1960’ların sonlarında Norveç'teki ringa balığı stokları aşırı avlanma sonucu çöktü. Stoklar 1969-1987 arasında düşük seviyede kaldı ve bu durum da, yiyecek yetersizliği sebebiyle, kutup martılarının üreme başarılarında ciddi ölçüde olumsuz etkiye yol açtı50.

  • Kuzey Denizi'ndeki kumbalıklarının son yıllarda aşırı avlanmakta oluşlarının siyah bacaklı martıların üreme başarıları üzerinde olumsuz etkisi oldu51. Bu kuşları ve kutup martılarının yerel nüfusunu korumak için 2000 ile 2004 yılları arasında İskoçya'nın doğusunda balıkçılığın durdurulması önerildi.


Akuakültürde Balık eti ve Balık yağına talep

Akuakültür yaygınlaştıkça ve yoğunlaştıkça, akuakültür endüstrisi tarafından kullanılan balık eti ve balık yağı miktarı yıllar boyunca artış gösterdi. 2003 yılında bu endüstri, dünyadaki toplam balık eti üretiminin %53'ünü ve balık yağı üretiminin %86'sını kullandı52. Akuakültürde artan balık eti ve balık yağı talebi -kendi başına tartışmalı bir konu olmak üzere- hayvancılıktaki kullanımın bu sektöre yönlendirilmesiyle karşılandı. Şu sıralarda, balık etinin ve balık yağının hayvancılıktaki kullanımı, giderek artan şekilde, kümes hayvanlarının ve domuzların yetiştirilmeleriyle sınırlandırılıyor. Önceleri sert margarinlerin ve pastane ürünlerinin imalatında kullanılan balık yağı şimdi büyük ölçüde hayvancılığa yönlendirilmiş durumda53. Şekil 6, 2003'te küresel ölçekte başlıca türlerce akuakültür yem bileşeni olarak kullanılan balık eti tahminlerini betimliyor.


Her ne kadar son yıllarda akuakültürde yem olarak kullanılan balık etinin yerine bitkilerden elde proteinleri koymaya yönelik bir trend ortaya çıktıysa da, etçil türlerin diyetlerinde kullanılan balık eti ve yağının miktarı hala yüksek bir seviyede. Üstelik bu trendin gelişim hızı yavaş olduğu için, üretilen etçil balıkların sayısındaki artıştan doğan balık eti kullanımını karşılamaya bile yetemedi. Örneğin, 1997-2001 arasında, üretilen bir birim somon balığını beslemek için gereken vahşi balık miktarı %25 azalırken, toplam somon balığı üretimi %60 arttı: Bu durum, dönüşüm verimliliğindeki gelişmelerin çoğunlukla gölgede kalmasına neden oldu.
Gıda güvenliği sorunları

Deniz türlerinden elde edilen balık eti ve balık yağının akuakültürde kullanımının insanların gıda güvenliği üzerinde de etkileri var. Örneğin, Güneydoğu Asya'da ve Afrika'da, endüstriyel balıkçılığın hedef almakta olduğu açık deniz balıkları, insan beslenmesi açısından önem taşıyor54. İnsan topluluklarının nüfusu arttıkça bu balıklara talebin artması muhtemel, ki bu da onları hem akuakültür hem de doğrudan tüketim yoluyla baskı altına sokacak55. Dahası, avlanma sırasında ağa takılan (uygunsuz bir biçimde ”değersiz balık” olarak adlandırılan) ve balık eti üretiminde kullanılan ekonomik değeri düşük balıklar, aslında gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar için önemli bir besin kaynağı durumunda56. ”Değersiz balıklar”ın akuakültürde kullanımı, bu balıkların fiyatlarını, kırsal bölgede yaşayan fakir insanların karşılayamayacağı şekilde arttırıyor52. Bu etkenleri göz önünde tutarak, BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO - Food and Agriculture Organization) akuakültür üretiminde önde gelen ülkelerin hükümetlerine, ”değersiz balık”ların yüksek değerli balık yetiştirilmesinde yem olarak kullanılmasını yasaklamalarını önerdi.


4. Daha sürdürülebilir yemlere doğru ilerlemek
Akuakültür endüstrileri büyük ölçüde, kültür balıklarına yem imalinde kullanılan vahşi balıkların yakalanmasına bağımlıdır. Bu durumun, sınırlı bir kaynağın yoğun ve genel olarak sürdürülemez kullanımı olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Bunun neticesinde, akuakültür endüstrisi, bitkisel temelli yem maddelerinin değerlendirilmeleri ve daha çok kullanılması ile, balık eti ve balık yağına bağımlılığın azaltılması gerektiğini kabul etmiştir.
Bitkisel yemler zaten akuakültürde besin maddesi olarak kullanılıyor. Kullanılan ve/veya özellikle gelecek vaadeden bitkisel yemler arasında soya fasulyesi, arpa, kanola, mısır, pamuk tohumu, bezelye ve bakla bulunuyor57. Eğer bitkisel yemler akuakültürde kullanılacaklarsa, gözden kaçırılmaması gereken nokta şu ki, bu durumun sürdürülebilir olabilmesi için o bitkilerin sürdürülebilir tarım yoluyla elde edilmeleri gerekir. Sürdürülebilir tarım; tanım itibariyle, genetiği değiştirilmiş (GDO) ekinlerin kullanımını dışlar. Genetiği değiştirilmiş ekinler, birçok çevresel etki potansiyeli ve GDO olmayan ekinlerin genetik kirlenmesi ile ilişkilidir, ve gıda güvenliği alanında hala çözülmemiş olan birçok kaygıya neden olmuşlardır58.
Bazı otçul balıklar ve hem etçil hem otçul beslenen balıklar için; balık büyümesi ve elde edilen ürün seviyesi üzerinde olumsuz etki yaratmadan, beslenmede kullanılan balık etini tamamen bitkisel yemlerle değiştirmek mümkün olmuştur52. Böyle türlerin bu şekilde yetiştirilebilmesi, yemlerin kendilerinin sürdürülebilir tarımla üretilmesi şartıyla, akuakültür için daha sürdürülebilir bir gelecek olduğuna işaret ediyor.
Etçil türleri beslemek daha sorunlu görünüyor. Beslenmede balık eti ve balık yağı en az %50 düşürülebiliyor, ama bitki içeriğinin tamamen ikamesi ticari üretim için henüz mümkün olmadı. Sorunlar arasında şunlar da var: Bitkilerde, anti-besinsel etkenler olarak bilinen, balıklar için elverişli olmayan bazı bileşenlerin bulunması ve bazı zaruri yağ asitlerin (Omega-3) yetersizliği29 52. Yağlı balıklar insan beslenmesinde önemli bir omega-3 yağ asidi kaynağı olarak görülür; ama balıkların yalnızca bitkisel yağ temelli diyetlerle beslenmeleri, etlerinde bu yağın miktarını azaltır. Öte yandan, son araştırmalar gösterdi ki; kesim zamanlarından hemen önce yeniden balık yağına dönüş yapıldığı takdirde, balık yağı girdisi bitkisel yağlarla azaltılabilir59. Deniz karidesleri üzerine yapılan en son araştırmalar, beslenmede balık etinin yerine büyük ölçüde bitkisel içerik konulmasının mümkün olabileceğine işaret ediyor; ancak bu konuda ilave çalışmalar yapılması gerekiyor. (60, 61)
Bazı akuakültürler, özellikle de ”organik” olarak sınıflandırılanlar, yem olarak balık kırpıntılarını -balıkların insan tüketimi için kesilmeleri ve işlenmeleri sırasında oluşan parçaları- kullanıyorlar. Bir atık ürününün kullanılması bakımından bu süreç, normal balık eti kullanımından daha sürdürülebilir durumdadır. Öte yandan, balık kırpıntılarının geldiği balıkçılık alanının kendisi sürdürülebilir değilse, balık kırpıntılarının kullanılması sürdürülebilir sayılamaz, çünkü bu durumda, balıkların aşırı tüketilmesi döngüsüne katkıda bulunmaktadır.
5. Sürdürülebilir Akuakültür Sistemlerine Doğru İlerlemek
Akuakültür operasyonlarının sürdürülebilir üretime doğru ilerleyebilmesi için, endüstrinin, kullandığı yöntemlerin doğal ve sosyal çevre üzerindeki etkilerini her açıdan tanıması ve bunlarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Bu durum da esas olarak, endüstrinin, üretim faaliyetlerinden doğan sorunları (atıkların elden çıkarılması gibi) çevre üzerine yüklemesinin artık söz konusu olamayacağı anlamına geliyor.
Bu da, kapalı üretim sistemleri oluşturmaya yönelmek anlamına geliyor. Örneğin, besin nedeniyle oluşan kirliliği önlemek için, bu atıkların içerisinde yer alan besleyici maddelerin yararlı bir şekilde kullanılması için yollar üretilebilir. Bu alanda örnek olarak, bütünleştirilmiş çoklu-tropik akuakültür (IMTA) (4 numaralı kutuya bakılabilir), aquaponik ve bütünleştirilmiş pirinç-balık yetiştirme sistemleri gösterilebilir.

METİN KUTUSU 4
IMTA, yani bütünleştirilmiş çoklu-tropik akuakültür sistemlerinde, deniz yüzgeçlileri ve karides gibi beslenen türlerden elde edilen organik atıklar, deniz yosunu ve kabuklu deniz ürünleri gibi yetiştirilen diğer türler için yem olarak kullanılıyor (bakınız 5. şekil). Örneğin İsrail’deki ticari bir IMTA çiftliğinde, mercanbalığı yetiştiriliyor ve besin yönünden zengin atıkları deniz yosunları yetiştirmekte kullanılıyor. Yosun ise ticari olarak satılabilen Japon abalonlarının beslenmesinde kullanılabiliyor1. Geliştirilmekte olan diğer sistemlerde ise, deniz yosununun kendisi ticari olarak bir değere sahip olabilir. 2,3
Aquaponik sistemlerde, balık çiftliklerinden gelen atık sular, sebze, bitki ve/veya çiçeklerin büyümesi için bir besin kaynağı olarak kullanılıyor. Ticari olarak var olan bir aquaponik sisteminde, tilapia balığı kara üzerindeki tanklarda yetiştiriliyor ve bu tanklardan elde edilen atık su, seralardaki sebzelerin (topraksız olarak) yetiştirilmeleri için kullanılıyor4. Hollanda’da yer alan Happy Shrimp (Mutlu Karides) isimli bir şirket, sebzelerin yetiştirilmesi için kısmen çiftliklerinden elde ettikleri atıkları kullanıyor. Karidesler, yüksek oranda bitkisel protein içeren akuakültür yemine ek olarak deniz yosunları ve bakterilerle de besleniyorlar. Karidesler, çevresel olarak sürdürülebilir şekilde ısıtılan seralarda yetiştirilirler ve hiçbir yavru karides doğadan yakalanmaz5.
Bütünleştirilmiş pirinç-balık yetiştirme sistemlerinde, balıklar pirinçle birlikte yetiştirilirler; böylece, kara ve su kullanımının en iyi şekilde olması sağlanır. Balıkların azot açısından zengin artıkları pirinç için gübre görevi görür, balıklar ayrıca yosunlar ve küçük böcekleri besin olarak tüketerek bunların kontrol altına alınmasını sağlar. Balıkların besinlerinin çoğu doğal yoldan bu şekilde sağlanır. Bu yöntemlerin dünya çapında kullanılmasının önündeki başlıca engel, bir çok çiftçinin bu alanda gerekli olan beceriler konusunda eğitim almamış olmasıdır6. Eğer siyasi düzeyde politika oluşturan merciler bu çalışmalara aktif destek verirse bu sorun ortadan kaldırılabilir. Bütünleştirilmiş pirinç-balık yetiştirme sistemleri, dış pazarlara yapılan ihracattan çok, yerel besin güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır.
6. Akuakültür Sertifikasyonu
Akuakültürün yaygınlaşması, çevresel ve sosyal etkiler, yiyecek güvenliği, hayvan refahı ve sağlığı, ekonomik/finansal meseleler gibi bir çok alana ilişkin endişelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu faktörler akuakültür sistemlerinin sürdürülebilirliğini etkilemektedir. Günümüzde giderek artan sayıda sertifikasyon sistemi; müşterileri, tüketicileri ve perakendecileri, bu kaygılar konusunda rahatlatmayı amaçlamaktadır. Halihazırda varolan sertifikasyon sistemleri, ne yazık ki belirtilen bu konuların tümümü kapsamamakta; kimi zaman tüketicilere ve perakendecilere karşısına karışık ve çelişkili tablolar çıkartabilmektedir. 18 akuakültür sertifikasyon sistemi üzerinde yakın zamanda yapılan analizler, bu sistemlerin çevresel standartlara ve sosyal konulara yaklaşımı ile ilgili ciddi bazı sorunlar içerdiğini gösterdi7.

WWF raporu, akuakültür alanında çevresel, sosyal durum ve hayvan refahı konularında standart alınacak bazı kriterler sunuyor. Birleşmiş Milletler Beslenme ve Tarım Örgütü (FAO) da yakın zamanda bu konuların çoğuna değinen ve sertifikasyon kurumlarına yönelik rehber niteliği taşıyabilecek bir belge yayınladı8. Her türlü sertifikasyon sürecinin, asgari düzeyde, Birleşmiş Milletler Beslenme ve Tarım Örgütü’nce belirlenen bu kılavuzlara uyması gerekmektedir. Bununla birlikte, yalnıza sertifikasyon kriterleri belirlemek, dünya çapında akuakültür endüstrisinin sürdürülebilirliğini sağlamak için yeterli olmayacaktır. Bunu gerçekleştirmek için, endüstrinin daha kökten düzeyde birçok noktayı gözden geçirmeye ve yeniden yapılandırmaya ciddi ihtiyacı olduğu açıktır.


7. Tavsiyeler
Tüm akuakültür sistemleri adil ve sürdürülebilir olmalıdır. Akuakültür sistemlerinin sürdürülebilir olmaları için, aşağıdaki sebeplerden ötürü doğal sistemin bozulmasına neden olmamaları gerekir:
(1) doğada mevcut olan maddelerin konsantrasyonunda artış,

(2) kalıcı kimyasallar ve karbon dioksit gibi toplum tarafından oluşturulan maddelerin konsantrasyonunda artış ve



(3) fiziksel sorunlar oluşturma.
Bunlara ek olarak, insanlar, yiyecek, su ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamalarını sistematik olarak engelleyen koşullara maruz kalmamalıdır.
Pratik olarak, bu dört koşul aşağıdaki tavsiyelere dönüştürülebilir:

Balık yemi, Balık yağı ve “Artık Balık” kullanımı: Balık yemi ya da balık yağı için yakalanan balık stokları üzerindeki baskıyı azaltmak için, sürdürülebilir bitki temelli yemlere doğru sürekli bir yönelim yaratılması gerekmektedir. Besin zincirinin altlarında yer alan ve bitki temelli yemlerle beslenebilen balıkların (en üstte yer alan yırtıcılardan çok, otçul ve etçil canlılar) yetiştirilmesi, sürdürülebilir akuakültür uygulamaları açısından kilit önem taşımaktadır. Endüstrinin, ciddi ticari potansiyel taşıyan ve çiftliklerde yetiştirilmeye elverişli olan etçil ve otçul balıklar alanında araştırma ve geliştirme çalışmalarını artırması gerekmektedir.
Daha genel olarak, balıkçılık yönetiminin acil olarak, dünya denizlerinin %40’ını kapsayan ve tam koruma sağlanmış bir küresel deniz rezervleri ağı ile birlikte, rezervlerin dışında sürdürülebilir balıkçılık yönetimini temel alan ekosistem tabanlı bir yaklaşım benimsemesine ihtiyaç vardır (9). Bu, sürdürülebilir balıkçılık için kilit önem taşımaktadır.
Greenpeace sürdürülebilir olmayan balıkçılık uygulamalarından elde edilen balık yemi ya da balık yağı temelli besinlere ihtiyaç duyan ve/veya birden büyük dönüştürme oranlarına sahip olan (başka bir deyişle, balık proteini üretiminde net bir kayba neden olan) türlerin yetiştirilmesinin sürdürülemez olduğunu düşünmektedir. Bitki temelli yemler sürdürülebilir akuakültür kaynaklarından elde edilmeli; omega 3 kaynakları da üzüm tohumu yağları ve deniz yosunu vs. olarak seçilmelidir.
Besin Kirliliği ve Kimyasal Kirlilik: Besin kirliliğini azaltmak açısından, bütünleştirilmiş multi-tropik akuakültür (IMTA) sistemlerinde, akuaponik sistemlerinde ve bütünleştirilmiş pirinç-balık yetiştirme sistemlerinde geliştirilmeyi bekleyen büyük bir potansiyel vardır.
Greenpeace, çevre üzerinde atık su boşaltım gibi olumsuz etkilere sahip olan akuakültürün sürdürülemez olduğunu düşünüyor.
Çiftlik Balıklarının Doğaya Kaçmaları: Bu sorunların üstesinden gelmek için, balıkların kaçmasını önlemek amacıyla, kapalı torba ağlarının / kapalı deniz kafeslerinin kullanılması ya da karada bulunan tankların kullanılması tavsiye ediliyor. Nihayetinde, fırtına veya denizde yaşanabilecek diğer aşırı iklim olayları sonucunda balıkların kaçması riskini önlemek için geçerli tek seçenek, kara temelli tankların kullanılması. Çiftlik balıkçılığında, bölgeye yabancı balıklar türlerindense, yerel balıkların kullanılması çok önem taşımaktadır. 42
Greenpeace açık deniz sistemlerinde sadece yerel balık türlerinin yetiştirilmesini tavsiye ediyor; bu durumda bile, yetiştiriciliğin ancak torba ağlarda ve kapalı deniz kafeslerinde ya da benzer kapalı sistemlerle yapılmasını tavsiye ediyor. Yerel olmayan balıkların yetiştirilmesi karada bulunan tanklarla sınırlandırılmalı.
Yerel Habitatın Korunması: Bazı akuakültür uygulamalarının yerel habitat üzerinde ciddi olumsuz etkileri oldu. Akuakültür sistemleri kıyısal ekosistemleri ve yerel habitatları koruyacak şekilde düzenlenmeli. Ek olarak, deniz rezervi olarak düşünülen bölgelerde hiçbir yeni akuakültür sistemi kurulmasına izin verilmemeli ve bu bölgelerde mevcut akuakültür faaliyetleri kademeli olarak durdurulmalı.
Greenpeace, bölgenin yerel hayvan ve bitki yapısına zarar veren ya da bölgedeki yabani canlı nüfuslarını tehdit eden akuakültürün sürdürülebilir olmadığını düşünüyor.

Doğadan Alınan Yavruların Kullanılması: Doğal ortamlarından alının yavruların akuakültür sistemlerine dahil edilmesi (özellikle bazı karides yetiştiriciliği türleri), deniz ekosistemine büyük zarar veriyor.
Greenpeace, doğal ortamından alınan yavruların kullanıldığı akuakültür sistemlerinin sürdürülebilir olmadığını düşünüyor.
Genetiği ile Oynanmış Balıklar: Genetiği ile oynanmış balıkların belirli fiziksel mekanlardan kaçmayacağı, ticari koşullar altında güvence altına alınamıyor; doğaya kaçan bu türden balıkların, yabani balık nüfusları ve biyoçeşitlilik üzerinde çok büyük yıkıcı etkileri olabileceği düşünülüyor10.
Greenpeace, balık genlerinin ticari amaçlarla değiştirilmesinin yasaklanmasını talep ediyor.
Hastalıklar: Greenpeace, hastalık oluşma ve bulaşma riskini en aza indirecek, dolayısıyla da, tedaviye duyulacak ihtiyacı da en aza indirecek stok yoğunluklarında yetiştirme yapılmasını tavsiye ediyor.
Kaynaklar: Greenpeace, içilebilir su kaynakları ve mangrove ormanları gibi yerel kaynakları tüketen akuakültürün sürdürülebilir olmadığını düşünüyor.
İnsan Sağlığı: Greenpeace, insan sağlığını tehdit eden akuakültürün adil ve sürdürebilir olmadığını düşünüyor.
İnsan Hakları : Greenpeace, yerel insan topluluklarının uzun vadeli ekonomik ve sosyal refahını desteklemeyen akuakültürün adil ve sürdürebilir olmadığını düşünüyor.
Referanslar
Neori, A., Chopin, T., Troell, M., Buschmann, A.H., Kraemer, G.P., Halling, C., Shpigel, M. and Yarish, C. (2004). Integrated aquaculture: rationale, evolution and state of the art emphasizing seaweed biofiltration in modern mariculture. Aquaculture 231: 361–391.
2 Chopin, T., Robinson, S., Page, F., Ridler, N., Sawhney, M., Szemerda, M., Sewuster, J. and Boyne-Travis, S. (2007). Integrated multi-trophic aquaculture making headway in Canada. The Canadian Aquaculture Research and Development Review, January 2007, p. 28.
3 Zhou, Y., Yang, H., Hu, H., Liu, Y., Mao, Y., Zhou, H., Xu, X. And Zhang, F. (2006). Bioremediation potential of the macroalga Gracilaria lemaneiformis (Rhodophyta) integrated into fed fish culture in coastal waters of north China. Aquaculture 252: 264–276.
4 Diver, S. (2006). Aquaponics – integration of hydroponics with aquaculture. ATTRA – National Sustainable Agriculture Information Service, Fayetteville, AR, USA. 28 pp.
5 Happy Shrimp (2007). http://www.happyshrimp.nl/, and personal communication from Curtessi, G. (2007) employee of Happy Shrimp Farm B.V.
6 Frei, M. and Becker, K. (2005). Integrated rice-fish culture: coupled production saves resources. Natural Resources Forum 29: 135–143.
7 WWF (2007). Benchmarking study on International Aquaculture Certification Programmes. World Wildlife Fund (WWF), Zurich, Switzerland, and Oslo, Norway. 96 pp.
8 FAO (2007). FAO guidelines for aquaculture certification. Preliminary Draft Only. Accessed Jan 2008 at: http://www.enaca.org/modules/tinyd10/index.php?id=1
9 Roberts, C.M., Mason, L., Hawkins, J.P., Masden, E., Rowlands, G., Storey, J. and Swift, A. (2006). Roadmap to recovery: a global network of marine reserves. Greenpeace International, Amsterdam, The Netherlands. 56 pp.
10 Anderson, L. (2004). Genetically engineered fish – new threats to the environment. Greenpeace International, Amsterdam, The Netherlands. 20 pp


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət