Ana səhifə

El-haiyye- ibnu Ebi Davud الحائيّة المنظومة


Yüklə 200.71 Kb.
tarix12.05.2016
ölçüsü200.71 Kb.

EL-HAİYYE- İbnu Ebi Davud

الحائيّة المنظومة


EL-MANZUMET’UL HAİYYE

(Ehli Sünnet Akidesine Dair Haiyye kasidesi ismiyle meşhur olmuş bir manzume)

İbnu Ebi Davud


Tercüme: Ebu Muhammed es-Selefi



www.almuwahhid.com


بسم الله الرحمن الرحيم


İbni Ebi Davud (230/m. 844-316 / m.929)

Meşhur muhaddis Ebu Davud’un oğlu. Ebu Bekr Abdullah ibnu Süleyman ibni Eş’as ibni Beşir el-Sicistani. Bağdatlı’dır ancak Sicistan’da dünyaya gelmiştir. Babası, Sünenu Ebi Davud müellifi ve hadis imamlarının en büyüklerinden İmam Ebu Davud olarak bilinen Süleyman ibni Eş’as ibni Süleyman’dır. İbnu Ebi Davud ise Ebu Bekir ibnu Ebi Davud ve Abdullah ibnu Süleyman olarak bilinir.

Hicri 230 (m. 844) yılında doğmuş ve bazılarına göre 80 yıl yaşamış ve 310 tarihinde, başkalarına göre ise 316/ m.929 yılında vefat etmişdir. Hayatının son döneminde gözleri görmemişdir. İmam Ahmed’in talebelerinden olan ve İbni Ebi Davud’un babası olan Ebu Davud onun hem babası hem de hocasıdır. Hocaları arasında ayrıca, İmam Ahmed’in talebelerinden İshak el-Kevsec ve hafızlardan Muhammed ibni Yahya el-Zuheli bulunmaktadır. İbni Ebi Davud hafızasının kuvveti ile meşhur olmuştur.

Telif ettiği eserler arasında; el-Müsned, es-Sünen, et-Tefsir, en-Nasih el-Mensuh, el-Kıraat ve el-Mesahif bulunmaktadır. Talebeleri ve ondan hadis rivayet edenler arasında ise İmam Darakutni, İbni Hibban, İbnu Batta, İbnu Şahin ve Ebu Ahmed el-Hakim bulunmaktadır.

Zehebi ondan Bağdad’ın hafızı ve Hanbeliler’in önderi olarak bahsetmekte ayrıca hafızasının kuvvetli oluşuna değinmektedir. Denildiğine göre cenazesine 300 bin veya daha fazla kişi katılmış ve namazı 80 sefer kılınmış ve bunun üzerine dönemin halifesinin emriyle cenazesi insanların elinden alınıp defnedilmiştir. (İbnu Ebi Davud’un hayatı ve eserleri ile alakalı olarak el-Uluv li’l-Aliyyi’l-Azim, #278; Şezeratu’z-Zeheb, 2/273 Zirikli, el-A’lam 4/91 ve Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/51 ve diğer teracim ve tabakat eserlerine müracaat edilebilir.)

Ehli Sünnet ve’l-Cemaat i’tikadını ele aldığı bu kasidesi çok meşhur olmuş ve birçok alim tarafından alıntılanmasının yanında birçokları tarafından şerh edilmiştir. Eserin en meşhur şerhi Sefarini’nin “Leva’ih’ul Envar” isimli eseridir. Zehebi’nin el-Uluvv’de bahsettiğine göre bu esere Acurri, İbn’ul Benna ve başkaları şerh yazmıştır. Ancak Sefarini’nin eseri haricindeki bahsedilen şerhlere ulaşabilmiş değiliz.


Her beytin sonu (ح) harfiyle bittiğinden dolayı bu manzumeye “Manzumet’ul Haiyye” veya “Kasidet’ul Haiyye” ismi verilmiş ve kısaca “Haiyye” ismiyle meşhur olmuştur. Şimdi biz bu manzum eseri, İbnu Ebi Davud’un talebelerinden birisi olan Acurri’nin “eş-Şeria” isimli eserinden nakletmek istiyoruz. Zira İmam Acurri, bu şiiri bizzat kendisinden dinlemiş ve yazmıştır. Şiir, “eş-Şeria”nın en sonunda 2563. Sahifede 2075 rakamlı bölümde yer almaktadır. İmam Acurri şöyle diyor:
Ebubekr ibnu ebi Davud (rh.a) Ehli sünnet itikadı hakkında bizlere bir kaside söylemiştir ki şimdi onun tam yeridir. Ben bu kasideyi zikredeceğim ta ki bunun vasıtasıyla hak ehlinin basireti ve kuvveti ziyadeleşsin, artsın. Ebubekr ibnu ebi Davud (rh.a) hicri 309 senesinin Şaban ayının son beşinci gününde (Ramazana beş gün kala) Risafe mescidinde bizlere imla ettirerek (yazdırarak) şöyle demiştir:
تَمَسَّكْ بِحَبْلِ اللَّهِ وَاتَّبِعِ الْهُدَى ... وَلَا تَكُ بِدْعِيًا لَعَلَّكَ تُفْلِحُ

وَدِنْ بِكِتَابِ اللَّهِ وَالسُّنَنِ الَّتِي ... أَتَتْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ تَنْجُو وَتَرْبَحُ

وَقُلْ: غَيْرُ مَخْلُوقٍ كَلَامُ مَلِيكِنَا ... بِذَلِكَ دَانَ الْأَتْقِيَاءُ وَأَفْصَحُوا

وَلَا تَغْلُ فِي الْقُرْآنِ بِالْوَقْفِ قَائِلًا ... كَمَا قَالَ أَتْبَاعٌ لِجَهْمٍ وَأَسْجَحُوا

وَلَا تَقُلِ: الْقُرْآنُ خَلْقٌ قَرَأْتُهُ ... فَإِنَّ كَلَامَ اللَّهِ بِاللَّفْظِ يُوضَحُ

وَقُلْ يَتَجَلَّى اللَّهُ لِلْخَلْقِ جَهْرَةً ... كَمَا الْبَدْرُ لَا يَخْفَى وَرَبُّكَ أَوْضَحُ

وَلَيْسَ بِمَوْلُودٍ وَلَيْسَ بِوَالِدٍ ... وَلَيْسَ لَهُ شِبْهٌ تَعَالَى الْمُسَبَّحُ

وَقَدْ يُنْكِرُ الْجَهْمِيُّ هَذَا وَعِنْدَنَا ... بِمِصْدَاقِ مَا قُلْنَا حَدِيثٌ مُصَرِّحُ

رَوَاهُ جَرِيرٌ عَنْ مَقَالِ مُحَمَّدٍ ... فَقُلْ مِثْلَ مَا قَدْ قَالَ فِي ذَاكَ تَنْجَحُ

وَقَدْ يُنْكِرُ الْجَهْمِيُّ أَيْضًا يَمِينَهُ ... وَكِلْتَا يَدَيْهِ بِالْفَوَاضِلِ تَنْضَحُ

وَقُلْ: يَنْزِلُ الْجَبَّارُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ ... بِلَا كَيْفٍ جَلَّ الْوَاحِدُ الْمُتَمَدَّحُ

إِلَى طَبَقِ الدُّنْيَا يَمُنُّ بِفَضْلِهِ ... فَتُفْرَجُ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَتُفْتَحُ

يَقُولُ: أَلَا مُسْتَغْفِرٍ يَلْقَى غَافِرًا ... وَمُسْتَمْنِحٌ خَيْرًا وَرِزْقًا فَيُمْنَحُ

رَوَى ذَاكَ قَوْمٌ لَا يُرَدُّ حَدِيثُهُمْ ... أَلَا خَابَ قَوْمٌ كَذَّبُوهُمْ وَقُبِّحُوا

وَقُلْ: إِنَّ خَيْرَ النَّاسِ بَعْدَ مُحَمَّدٍ ... وَزِيرَاهُ قِدْمًا ثُمَّ عُثْمَانُ الْأَرْجَحُ

وَرَابِعُهُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ بَعْدَهُمُ ... عَلِيٌّ حَلِيفُ الْخَيْرِ بِالْخَيْرِ مُنْجِحُ

وَإِنَّهُمْ وَالرَّهْطُ لَا رَيْبَ فِيهِمُ ... عَلَى نُجِبِ الْفِرْدَوْسِ فِي الْخُلْدِ تَسْرَحُ

سَعِيدٌ وَسَعْدٌ وَابْنُ عَوْفٍ وَطَلْحَةُ ... وَعَامِرُ فِهْرٍ وَالزُّبَيْرُ الْمُمَدَّحُ

وَقُلْ: خَيْرُ قَوْلٍ فِي الصَّحَابَةِ كُلِّهِمُ ... وَلَا تَكُ طَعَّانًا تَعِيبُ وَتَجْرَحُ

فَقَدْ نَطَقَ الْوَحْي الْمُبِينُ بِفَضْلِهِمُ ... وَفِي الْفَتْحِ آيٌ فِي الصَّحَابَةِ تَمْدَحُ

وَبِالْقَدَرِ الْمَقْدُورِ أَيْقِنْ فَإِنَّهُ ... دِعَامَةُ عِقْدِ الدِّينِ وَالدَّيْنُ أَفْيَحُ

وَلَا تُنْكِرَنَّ جَهْلًا نَكِيرًا وَمُنْكَرًا ... وَلَا الْحَوْضَ وَالْمِيزَانَ إِنَّكَ تُنْصَحُ

وَقُلْ: يُخْرِجُ اللَّهُ الْعَظِيمُ بِفَضْلِهِ ... مِنَ النَّارِ أَجْسَادًا مِنَ الْفَحْمِ تُطْرَحُ

عَلَى النَّهَرِ فِي الْفِرْدَوْسِ تَحْيَا بِمَائِهِ ... كَحَبَّةِ حَمْلِ السَّيْلِ إِذْ جَاءَ يَطْفَحُ

وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ لِلْخَلْقِ شَافِعٌ ... وَقُلْ فِي عَذَابِ الْقَبْرِ: حَقٌّ مُوَضَّحُ

وَلَا تُكَفِّرَنَّ أَهْلَ الصَّلَاةِ وَإِنْ عَصَوْا ... فَكُلُّهُمْ يَعْصِي وَذُو الْعَرْشِ يَصْفَحُ

وَلَا تَعْتَقِدْ رَأْيَ الْخَوَارِجِ إِنَّهُ ... مَقَالٌ لِمَنْ يَهْوَاهُ يُرْدِي وَيَفْضَحُ

وَلَا تَكُ مُرْجِئًا لَعُوبًا بِدِينِهِ ... أَلَا إِنَّمَا الْمُرْجِيُّ بِالدَّيْنِ يَمْزَحُ

وَقُلْ: إِنَّمَا الْإِيمَانُ قَوْلٌ وَنِيَّةٌ ... وَفِعْلٌ عَلَى قَوْلِ النَّبِيِّ مُصَرَّحُ

وَيَنْقُصُ طَوْرًا بِالْمَعَاصِي وَتَارَةً ... بِطَاعَتِهِ يُنَمَّى وَفِي الْوَزْنِ يَرْجَحُ

وَدَعْ عَنْكَ آرَاءَ الرِّجَالِ وَقَوْلَهُمْ ... فَقَوْلُ رَسُولِ اللَّهِ أَزْكَى وَأَشْرَحُ

وَلَا تَكُ مِنْ قَوْمٍ تَلَهَّوْا بِدِينِهِمْ ... فَتَطْعَنُ فِي أَهْلِ الْحَدِيثِ وَتَقْدَحُ

إِذَا مَا اعْتَقَدْتَ الدَّهْرَ يَا صَاحِ هَذِهِ ... فَأَنْتَ عَلَى خَيْرٍ تَبِيتُ وَتُصْبِحُ
ثُمَّ قَالَ لَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي دَاوُدَ: هَذَا قَوْلِي وَقَوْلُ أَبِي وَقَوْلُ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ وَقَوْلُ مَنْ أَدْرَكْنَا مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَمَنْ لَمْ نُدْرِكْ مِمَّنْ بَلَغَنَا عَنْهُ , فَمَنْ قَالَ عَلَيَّ غَيْرِ هَذَا فَقَدْ كَذَبَ


Tercüme:
بسم الله الرحمن الرحيم

Bismillahirrahmanirrahim




تَمَسَّكْ بِحَبْلِ اللَّهِ وَاتَّبِعِ الْهُدَى ... وَلَا تَكُ بِدْعِيًا لَعَلَّكَ تُفْلِحُ

Allah (celle celelahu)’nun ipine sımsıkı tutun ve hidayete uy,


Bid’atçi olma (ki böylelikle) kurtulasın!

وَدِنْ بِكِتَابِ اللَّهِ وَالسُّنَنِ الَّتِي ... أَتَتْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ تَنْجُو وَتَرْبَحُ

Allah (celle celelahu)’nun Kitabı’ndan ve Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’in Sünnet’inden gelen dine uy,


(Ancak böylece) kurtulur ve (sevap) kazanırsın!


وَقُلْ: غَيْرُ مَخْلُوقٍ كَلَامُ مَلِيكِنَا ... بِذَلِكَ دَانَ الْأَتْقِيَاءُ وَأَفْصَحُوا

Ve de ki: Melik’imizin Kelam’ı mahluk değildir,


(Bizden önce gelmiş) takva sahiplerinin dini buydu ve bunu açıkça ifade ettiler!


وَلَا تَغْلُ1 فِي الْقُرْآنِ بِالْوَقْفِ قَائِلًا ... كَمَا قَالَ أَتْبَاعٌ لِجَهْمٍ وَأَسْجَحُوا

Kur’an(ın mahluk olup olmadığı) hakkında duraklayanların görüşünü savunarak aşırı gidenlerden olma,


Cehm’in taraftarlarının yaptığı gibi ki onlar (Kur’an hususunda doğru tutumu alma hususunda) çok gevşektiler!


وَلَا تَقُلِ: الْقُرْآنُ خَلْقٌ قَرَأْتُهُ ... فَإِنَّ كَلَامَ اللَّهِ بِاللَّفْظِ يُوضَحُ

Kur’an’ın kıraatının (lafzının) mahluk olduğunu söyleme,


Zira Allah (celle celelahu)’nun Kelam’ı lafız yoluyla açığa çıkar!


وَقُلْ يَتَجَلَّى اللَّهُ لِلْخَلْقِ جَهْرَةً ... كَمَا الْبَدْرُ لَا يَخْفَى وَرَبُّكَ أَوْضَحُ

De ki: Allahu teala (Cennet’de mü’min) kullarına açıkça tecelli edecek ve görünecektir,


Tıpkı ondördündeki ayın gizlenmediği gibi, Rabb’in(in kullarına görünmesi) bundan daha açık olacaktır!


وَلَيْسَ بِمَوْلُودٍ وَلَيْسَ بِوَالِدٍ ... وَلَيْسَ لَهُ شِبْهٌ تَعَالَى الْمُسَبَّحُ

Allah (celle celaluhu) doğurulmamıştır ve de doğurmamıştır,


O’nun benzeri yoktur, yücedir ve her türlü eksiklikten münezzehtir!

وَقَدْ يُنْكِرُ الْجَهْمِيُّ هَذَا وَعِنْدَنَا ... بِمِصْدَاقِ مَا قُلْنَا حَدِيثٌ مُصَرِّحُ

Cehmi olan bunu (yani Allah’ın görülmesini) inkar edebilir lakin katımızda,


Bu söylediğimizi doğrulayan açıklayıcı (şüpheleri giderici) hadis vardır!

رَوَاهُ جَرِيرٌ عَنْ مَقَالِ مُحَمَّدٍ ... فَقُلْ مِثْلَ مَا قَدْ قَالَ فِي ذَاكَ تَنْجَحُ

Cerir (radıyallahu anh) bunu Muhammed (sallalahu aleyhi vessellem)’in sözü olarak rivayet etmiştir,


Sen de bu hususta onun dediğinin aynısını söyle ki kurtuluşa eresin!

وَقَدْ يُنْكِرُ الْجَهْمِيُّ أَيْضًا يَمِينَهُ ... وَكِلْتَا يَدَيْهِ بِالْفَوَاضِلِ تَنْضَحُ

Cehmi Allah (celle celelahu)’nun sağ elini de inkar edebilir,


Allah (celle celelahu)’nun her iki eli de lütufları dağıtıp dururken!

وَقُلْ: يَنْزِلُ الْجَبَّارُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ ... بِلَا كَيْفٍ جَلَّ الْوَاحِدُ الْمُتَمَدَّحُ

Ve de ki: el-Cebbar (olan Allah) her gece (dünya göğüne en yakın semaya) inzal eder,


Keyfiyetini araştırmaksızın (bunu kabul ederiz), her türlü övgünün sahibi bir ve tek (ilah) olanın şanı ne yücedir!

إِلَى طَبَقِ الدُّنْيَا يَمُنُّ بِفَضْلِهِ ... فَتُفْرَجُ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَتُفْتَحُ

(Allah) dünya semasına iner, lütfundan ihsan eder,


Semanın kapıları aralanır ve genişçe açılır!

يَقُولُ: أَلَا مُسْتَغْفِرٍ يَلْقَى غَافِرًا ... وَمُسْتَمْنِحٌ خَيْرًا وَرِزْقًا فَيُمْنَحُ

(Allah) der ki: Yok mu mağfiret dilenen? Mağfiret ediciyle karşılaşır,


Hayır ve bağış dileyen, rızık dileyen? Ona (istediği) bağışlanacaktır!

رَوَى ذَاكَ قَوْمٌ لَا يُرَدُّ حَدِيثُهُمْ ... أَلَا خَابَ قَوْمٌ كَذَّبُوهُمْ وَقُبِّحُوا

Rivayetleri reddolunmayacak bir grup bunu rivayet etti,


Ne yazık ki, bazıları hataya düştü ve bunlara inanmadı da kınanacak işler yaptılar!

وَقُلْ: إِنَّ خَيْرَ النَّاسِ بَعْدَ مُحَمَّدٍ ... وَزِيرَاهُ قِدْمًا ثُمَّ عُثْمَانُ الْأَرْجَحُ

Ve de ki: Muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem)’den sonra insanların en hayırlıları,


Onun iki veziri (Ebu Bekir ve Ömer) sonra en çok tercih edilen görüşe göre Osman (radıyallahu anh)’dır!

وَرَابِعُهُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ بَعْدَهُمُ ... عَلِيٌّ حَلِيفُ الْخَيْرِ بِالْخَيْرِ مُنْجِحُ

Dördüncüleri ise, onlardan sonra yaratılmışların en hayırlısıdır,


Ali (radıyallahu anh) hayrın dostuydu (ve) hayırla başarılı oldu!

وَإِنَّهُمْ وَالرَّهْطُ لَا رَيْبَ فِيهِمُ ... عَلَى نُجُبِ الْفِرْدَوْسِ فِي الْخُلْدِ تَسْرَحُ

Onlar, haklarında bizim şüpheye düşmediğimiz insanlardı,


Firdevs’in binekleri üzerinde, nurla parlayıp, geziyorlar!

سَعِيدٌ وَسَعْدٌ وَابْنُ عَوْفٍ وَطَلْحَةُ ... وَعَامِرُ فِهْرٍ وَالزُّبَيْرُ الْمُمَدَّحُ

(Cennetle müjdelenen 10 kişiden yani Aşere-i Mübeşşereden geri kalanları olan) Sa’id (bin Zeyd radıyallahu anh), Sa’d (bin Ebi Vakkas radıyallahu anh), (Abdurrahman İbni Avf (radıyallahu anh), Talha (radıyallahu anh),


Fihriler’in Amir’i (Ebu Ubeyde bin el-Cerrah) ve övülmüş Zubeyir (radıyallahu anh)!

وَقُلْ: خَيْرَ قَوْلٍ فِي الصَّحَابَةِ كُلِّهِمُ ... وَلَا تَكُ طَعَّانًا تَعِيبُ وَتَجْرَحُ

Bütün ashab hakkında en hayırlı sözü söyle,


Onlar hakkında kötü konuşan, onların hatalarını gösteren ve onları eleştirenlerden olma!

نَطَقَ الْوَحْي الْمُبِينُ بِفَضْلِهِمُ ... وَفِي الْفَتْحِ آيٌ فِي الصَّحَابَةِ تَمْدَحُ

Halbuki apaçık vahiy onların faziletlerini dile getirmektedir,

Ve Fetih (Suresi’nde) sahabeleri öven ayetler vardır!2

وَبِالْقَدَرِ الْمَقْدُورِ أَيْقِنْ فَإِنَّهُ ... دِعَامَةُ عِقْدِ الدِّينِ وَالدِّينُ أَفْيَحُ

Takdir edilmiş kader(e gelince); buna kesin bir şekilde inan zira o,


Dinin birçok işini bir araya toplayan bir prensipdir ve din çok genişdir!

وَلَا تُنْكِرَنَّ جَهْلًا نَكِيرًا وَمُنْكَرًا ... وَلَا الْحَوْضَ وَالْمِيزَانَ إِنَّكَ تُنْصَحُ

Nekir ve Münker (meleklerine dair inancı) cehaletle inkar etme,


Yahut havzı veya mizanı; şüphe yok ki sana (samimice) nasihat edilmektedir!

وَقُلْ: يُخْرِجُ اللَّهُ الْعَظِيمُ بِفَضْلِهِ ... مِنَ النَّارِ أَجْسَادًا مِنَ الْفَحْمِ تُطْرَحُ
Ve de ki: Azim olan Allah, lütfuyla çıkarmaktadır,

Ateşden insanları, şiddetlice yanmış ve daha sonra fırlatılacak olanları!



النَّهَرَ فِي الْفِرْدَوْسِ تَحْيَا بِمَائِهِ ... كَحَبَّةِ حَمْلِ السَّيْلِ إِذْ جَاءَ يَطْفَحُ

Firdevs’deki nehirlere, ki orada onun suları ile yeniden hayat bulacaklar,


Gelip herşeyi süpüren coşkun bir sel baskını ile (alıp-götürülmüş) bir tohum gibi!

وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ لِلْخَلْقِ شَافِعٌ ... وَقُلْ فِي عَذَابِ الْقَبْرِ: حَقٌّ مُوَضَّحُ

Ve şüphe yok ki, Rasulullah (sallalahu aleyhi vessellem) mahlukata şefaat edecektir,


Kabir Azabı hakkında; o, apaçık bir haktır, de!

وَلَا تُكَفِّرَنَّ أَهْلَ الصَّلَاةِ وَإِنْ عَصَوْا ... فَكُلُّهُمْ يَعْصِي وَذُو الْعَرْشِ يَصْفَحُ

Namaza devam edenleri, günah işleseler dahi tekfir etme,


Hepsi günah işliyor olsalar da, Arş’ın Rabbi lütfuyla onları bağışlıyor!

وَلَا تَعْتَقِدْ رَأْيَ الْخَوَارِجِ إِنَّهُ ... مَقَالٌ لِمَنْ يَهْوَاهُ يُرْدِي وَيَفْضَحُ

Hariciler’in inandığı gibi inanma, zira bu (inanç),


Yalnızca heva ehli tarafından inanç kılınmakta ve rezil-rüsvay edicidir!

وَلَا تَكُ مُرْجِئًا لَعُوبًا بِدِينِهِ ... أَلَا إِنَّمَا الْمُرْجِيُّ بِالدَّيْنِ يَمْزَحُ

Diniyle oynayan Mürcie’den olma,


Şüphe yok ki, Mürci (dini ciddiye almayıp) dinle alay etmektedir!

وَقُلْ: إِنَّمَا الْإِيمَانُ قَوْلٌ وَنِيَّةٌ ... وَفِعْلٌ عَلَى قَوْلِ النَّبِيِّ مُصَرَّحُ

Ve de ki: İman; söz ve niyetten oluşmaktadır,


Ve amelden (oluşmaktadır), Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’in açık ifadesine göre!

وَيَنْقُصُ طَوْرًا بِالْمَعَاصِي وَتَارَةً ... بِطَاعَتِهِ يُنَمَّى وَفِي الْوَزْنِ يَرْجَحُ

İsyan sebebiyle kimi zaman azalır ve bazen de,


İtaat sebebiyle çoğalır, ve mizanda (diğer şeylerin katkısıyla) ağır basar!

وَدَعْ عَنْكَ آرَاءَ الرِّجَالِ وَقَوْلَهُمْ ... فَقَوْلُ رَسُولِ اللَّهِ أَزْكَى وَأَشْرَحُ

Kendini insanların görüşlerinden ve sözlerinden uzak tut,


Zira Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’in sözleri, daha faydalı ve açıklayıcıdır!

وَلَا تَكُ مِنْ قَوْمٍ تَلَهَّوْا بِدِينِهِمْ ... فَتَطْعَنُ فِي أَهْلِ الْحَدِيثِ وَتَقْدَحُ

Dinleriyle oyun oynayanlardan olma!


Hadis ehline saldıran ve onları yerenlerden olma!

مَا اعْتَقَدْتَ الدَّهْرَ يَا صَاحِ هَذِهِ ... فَأَنْتَ عَلَى خَيْرٍ تَبِيتُ وَتُصْبِحُ

Eğer bunu ömrün boyunca i’tikad edinirsen ey okuyucu,


Gece ve gündüz hayır üzere bulunursun!
ثُمَّ قَالَ لَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي دَاوُدَ: هَذَا قَوْلِي وَقَوْلُ أَبِي وَقَوْلُ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ وَقَوْلُ مَنْ أَدْرَكْنَا مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَمَنْ لَمْ نُدْرِكْ مِمَّنْ بَلَغَنَا عَنْهُ , فَمَنْ قَالَ عَلَيَّ غَيْرِ هَذَا فَقَدْ كَذَبَ

İbni Ebi Davud dedi ki: Bu anlatılanlar hem benim, hem babam Ebu Davud’un, hem Ahmed bin Hanbel’in hem de kendilerine yetiştiğimiz ilim ehlinin görüşüdür. Kendilerini görmediğimiz ilim adamlarının da -onlardan bizden ulaşan nakle göre- görüşleri bu şekildedir. Kim bana bundan başkasını atfederse yalan söylemiş olur!"3



1 Bazı nüshalarda ولا تك (olma) şeklindedir.

2 Bkz. el-Fetih 48/4-10-18-26-29. Ayetler ve diğerleri

3 İmam Acurri, eş-Şeria, 5/2563



Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət