Ana səhifə

Doğalgaz mı, kömür mü?


Yüklə 19.15 Kb.
tarix07.05.2016
ölçüsü19.15 Kb.
Doğalgaz mı, kömür mü?

Fercan AYKUTLU

Park Holding Yönetim Kurulu Üyesi
Türkiye ekonomik krizlere alışmalı mı?
Bizce bu sorunun yanıtı tek ve nettir: Hayır.
Doğal kaynaklarımız, yetişmiş insan gücümüz, girişimcimiz ve hepsinden önemlisi “iddia”mız başlıktaki soruyu yanıtlamamızı kolaylaştırmaktadır. Yeter ki, doğal kaynaklarımızı ve yetişmiş insan gücümüzü değerlendirelim, yeter ki girişimcimizi yıldırmayalım. “İddia”ya gelince; Yakın tarihimizi biraz hatırlayacak olursak, onca imkansızlığa rağmen, bizi bugünlere taşıyan şeyin, Türk insanının artık adeta genetiğine işlemiş olan o “iddia” olduğu görülecektir. Ve üretmeye, yaratmaya, zenginleşmeye, daha iyi yaşamaya, geleceğe güvenle bakmaya ilişkindir. Bugün ülkemizi saran karamsarlığa rağmen, “yapabileceğimizin en iyisini yapmak”, sorunlarımıza her zamankinden daha fazla sahip çıkmak konusunda bizi daha diri tutan da yine o “iddia”dır.

Ulusal Kaynaklarımız Değerlendirilmelidir.
Hemen belirtilmesi gerekir ki; adeta artık periyodik hale gelen ekonomik krizlerden kurtulmanın ve sürdürülebilir bir kalkınmanın yolu, doğal yeraltı kaynaklarının akıllıca değerlendirilmesinden geçmektedir.
İnsanın, madenleri keşif ve kullanımı, bugünkü Türkiye topraklarında başlamıştır. Ancak madenlerin yoğun bir şekilde kullanıldığı sanayi devrimine ayak uydurmakta geç kalmamız, ülkemizdeki çağdaş madencilik uygulamalarını da geciktirmiştir. Bugün ise açıktır ki; bu varlıkların geliştirilmesi, işletilmesi ve ekonomiye katılması zorunludur.
Dengeli bir kalkınma, ülkelerin öz kaynaklarının, yüksek katma değer yaratan yatırımlara yönlendirilmeleri ve üretime yönelik doğru modellerle değerlendirilmelerine bağlıdır. Aşağı yukarı tüm ülkeler yer altı zenginliklerini ekonomilerine kazandırmak için gerekli adımları atmakta, Türkiye ise adeta bunun tersini yapmakta, yer altı zenginliklerimiz dışlanmakta, hatta “yok” varsayılmaktadır. Oysa maden çeşitliliği açısından Türkiye Dünya’da ilk beş ülke arasındadır. Henüz aramaların yetersiz olmasına rağmen, Dünya ölçeğinde önemli rezervler ortaya çıkarılabilmiştir.
Ekonomik krizin de etkisiyle, son günlerde gittikçe artan bir kesimin yer altı kaynaklarının derhal ülke yararına üretime geçirilmesi hususundaki görüşlerini gündeme getirdiği gözlemlenmektedir. Bu son derece sevindirici bir gelişmedir. Zira; Madencilik Şurası Komisyon Raporu’nda yer aldığı üzere, Türkiye’nin maden potansiyeli 2 trilyon doları bulmakta ve bu potansiyelden petrol ve doğalgaz hariç, yıllık 8-12 milyar dolarlık üretimin gerçekleşmesi mümkün görülmektedir. Bunun için ise özellikle ;

  • Madencilik sektörü teşvik edilmeli, bugün içinde bulunduğu mevzuat dağınıklığından kurtarılmalıdır.

  • Yeni maden sahaları portföye alınmalı, halihazırda çalışır olanların kapasitesi ve verimliliği arttırılmalıdır.

  • Maden cevherlerimiz mümkün olduğunca uç ürün olarak değerlendirilmelidir.

  • Enerji politikaları öz kaynaklara dayalı oluşturulmalı, yani kömüre dayalı termik santrallere ağırlık verilmelidir.

Bu son maddenin üzerinde özellikle durulması gerekmektedir.
Enerji Sektöründe Kömüre Dayalı Termik Santrallere Ağırlık Verilmelidir.
Türkiye; 1 milyar tonu taşkömürü, 8 milyar tonu da linyit olmak üzere toplam 9 milyar ton kömür rezervine sahiptir.

2000 yılı için kömür üretimi miktarları ise aşağıdaki gibidir;


Taşkömürü

Türkiye Taş Kömürü Kurumu 2.500.000

Linyit

Türkiye Kömür İşletmeleri 43.000.000



Sivas – Kangal 5.200.000

Afşin – Elbistan 10.800.000

Çayırhan 4.500.000

Diğer Özel Sektör 3.500.000














Toplam 69.500.000


Toplam üretimin yaklaşık 60 milyon tonu, termik santrallarda elektrik üretiminde kullanılmaktadır.
Diğer taraftan, Türkiye 5 milyon tonu metalurjik taşkömürü olmak üzere her yıl toplam 10 milyon ton kömür ithal etmektedir. Yine, çimento fabrikalarında yakıt olarak kullanılan 1.5 milyon ton petrokok A.B.D.’den ülkemize getirilmektedir.
O.E.C.D. ülkelerinde elektrik üretimi kaynak dağılımı şu şekildedir;
Kömür % 38,4 Doğalgaz % 11,4

Nükleer % 23,6 Petrol % 7,5

Hidrolik % 16,9 Artıklar % 1,3

Diğer % 0,9 (rüzgar, güneş, jeo termal vs.)


Şu anda, Türkiye elektrik üretiminde kaynak dağılımı ise;


Doğalgaz % 35,5

Kömür % 31,9

Hidrolik % 25,0

Petrol % 7,3

Diğer % 0,3

% 100,0 ’dür.


O.E.C.D. ülkelerinin bazılarında, ciddi doğalgaz rezervleri olmasına rağmen, doğalgazın elektrik üretimindeki ortalama payı % 11,4 gerçekleşirken, doğalgaz kaynağına sahip olmayan Türkiye’de doğalgaz payının % 35,5 olması dikkate değerdir. Üstelik 2005 yılında bu oranın % 50’nin üzerine çıkacak şekilde planlama yapıldığı da bilinmektedir. Elbette ülke ekonomisi, özellikle sanayi açısından doğalgaz kullanımını da gerektirir. Ancak mevcut tablo makro ekonomik açıdan değerlendirildiğinde ulusal kaynakların harekete geçirilmesinin ithal girdi ile üretime göre daha fazla katma değer ve istihdam sağladığı bir gerçektir. Genel hatları itibariyle, kömüre dayalı termik santrallerin, doğalgaza dayalı santrallerle karşılaştırılması durumunda aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır;


  • Enerji üretiminde kömürü avantajlı hale getiren temel iki neden vardır. Dünya’da kömürün, diğer fosil enerji kaynakları arasında en uzun ömüre sahip olması bunlardan ilkidir. Kömürde süre 270 yıl, doğalgazda 60 yıl, petrolde ise 40 yıldır. İkincisi ise kömürün stratejik üstünlüğüdür. Zira kömür bütün kıtalarda hemen hemen eşit dağılmış durumdadır. Bu nedenle temininde güven ve fiyatında da istikrar vardır. Doğalgaz ise Dünya’da belirli noktalarda yoğunlaşmıştır (Basra Körfezi ve Hazar Bölgesi gibi). Bölgesel istikrarsızlıklara son derece duyarlı olup, fiyatları da aşırı dalgalı ve yüksektir. İstikrarlı bir şekilde temininde de riskler mevcuttur.

  • Ülkemiz açısından değerlendirildiğinde doğalgaza dayalı termik santrallerin yakıt girdileri ithalata ve dolara bağlıdır. Diğer taraftan Botaş’ın satım taahhüdünün de olması nedeniyle kaynaklar yurtdışına aktarılmaktadır. Kömüre dayalı termik santrallerde ise ana yakıt, yani kömür ulusal kaynaklardan temin edilmektedir.

  • Doğalgaz santrallerinde yatırımlar makine, teçhizat ağırlıklı olmaları nedeniyle istihdam edilen personel sayılı son derece düşüktür. Diğer bir ifadeyle yaratılan istihdam sınırlıdır. Bir doğalgaz santralinde 100-150 kişi çalışırken, aynı güçteki bir kömüre dayalı termik santralde maden sahaları dahil 3500-4000 kişi istihdam edilmektedir. Ülkemizin, bugün içinde bulunduğu işsizlik sorunu dikkate alındığında bunun önemi daha iyi anlaşılacaktır. Üstelik bu istihdam kırsal alanda gerçekleştiğinden, yarattığı katma değerin yanında, göçü de engellemekte ve kentsel alanlarda yapılması gerekli altyapı yatırım maliyetlerini de düşürmektedir.



  • Doğalgaz santrallerinin yatırım maliyetleri % 80 oranında ithal makine ve teçhizata bağlıdır. Bu nedenle yatırım maliyeti tutarında bir kaynak yurtdışına akmaktadır. Kömüre dayalı termik santrallerde yerli yatırım malı kullanım oranı özellikle maden sahalarında son derece yüksektir.

  • Doğalgaz çevrim santrallerinde yabancı ortak paylarının yüksekliği nedeniyle yaratılan değer yurtdışında transfer edilmektedir. Kömüre dayalı termik santrallerde ise kaynaklar büyük oranda ülke ekonomisinde kalmakta ve tekrar ülke yararına yatırıma dönüşmektedir.

  • Birim enerji üretim bedelleri doğalgaz santrallerinde, kömüre dayalı termik santrallerin en az 2.5 katı olup, bu oran bazı santrallerde 3.5, hatta yatırım finansman maliyetleri de dikkate alındığında beş katına kadar çıkmaktadır. Bunun anlamı ise, sanayide girdi maliyetlerinin artması nedeniyle enflasyonist bir baskı yaratılması ve ülke sanayinin rekabet gücünün zayıflatılmasıdır.

Yukarıda ortaya konan tablonun bize söylediği şudur.

Elbetteki, ülke içindeki kaynakların, elektrik enerjisine yetmemesi durumunda dış kaynaklara yönelim bir zorunluluktur. Ancak bundan önce doğal kaynaklarımızın üretime alınması bir “olmazsa olmaz” gerekliliktir. Ülkemizde bilinen kömür rezervlerinin kullanılmasına yönelik engellemeler kaldırılmalı, kömürlerimiz elektrik enerjisi üretimine yönlendirilmelidir.



Diğer taraftan, özelleştirme çalışmaları kesintiye uğramamalı ve sonuçlandırılmalıdır. Doğru yapılan bir özelleştirmenin ne kadar olumlu sonuçlar yarattığı Çayırhan Termik Santrali’nde gözlemlenmiştir. Çayırhan Termik Santrali’ne kömür tedarik eden işletmenin kömür üretimi 500 bin tondan 4 milyon tona çıkarılmış, 400 milyon ton rezerve sahip olan kömür ocaklarında 200 milyon DM yatırım yapılmıştır. Kömür ocaklarının özel sektöre devrinden sonraki 5 yılda yaratılan katma değer 240 milyon dolardır. Termik santralin kapasite kullanım oranı % 60’lardan, % 83’e çıkmış ve kamuda 11 cent olan elektrik birim maliyeti 4.5 cente düşürülmüştür. Bu rakamlar madencilik ve enerji sektörlerinde yapılacak doğru bir özelleştirmenin ekonomimize ne derece katkı sağlayacağının en büyük kanıtıdır. “İddia”mız, ulaştığımız bu başarının, Türkiye’nin sayısız yerinde yeniden başarılabileceği yönündedir.

- -


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət