Ana səhifə

Cİbali ocaği dedesi ve talipleriNİn aleviLİkle iLGİLİ GÖRÜŞleri


Yüklə 139.1 Kb.
tarix09.05.2016
ölçüsü139.1 Kb.
CİBALİ OCAĞI DEDESİ VE TALİPLERİNİN ALEVİLİKLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
Doç. Dr. İbrahim Arslanoğlu

G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi


Her Alevi ocağından bir dede ile derin görüşme yapmayı planlayarak bu görüşmeleri gerçekleştirdik. Bunlardan ikisi bu derginin geçen sayılarında yayınlandı. Konu ile ilgili olarak Cibali Ocağı dedelerinden Arif Hikmet Dalkılıç ile de bir görüşme yaptık fakat bu görüşme, adı geçen dedenin zamanının az olması sebebiyle sınırlı  oldu. Daha sonra  Şubat 1999’da Arif Hikmet Dede ile Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi’nde karşılaştığımızda daha önceki görüşmeyi genişleterek derin görüşmeye dönüştürmek istediğimizi  belirttik. Ancak, Dede Dalkılıç, bireysel olarak  görüşme yapmak istemediğini bununla beraber Aydost Vakfı bünyesinde yer alan Alevilik Kültürünü Araştırma Komisyonu’yla birlikte görüşlerini bildirebileceğini söyledi. Komisyon raporunun hazırlanmasında dede ile birlikte araştırmacı yazar ve bürokrat Alper Çağlayan, Duran Gürsu ve Yakup Akdoğan da görev almıştır.
Konuya geçmeden önce Dede Arif Hikmet Dalkılıç ile Aydost Vakfı hakkında kısaca bilgi verelim:
1938 doğumlu olan Arif Hikmet Dalkılıç Dede,  ilkokul mezunu  olup,   Bağ-kur emeklisidir. Çubuk Alevi ulularından Seyit Süleyman’ın torunu olan dede, Aydost Vakfı’nın danışmanlığını yapmaktadır. Cibali Ocağı taliplerinin diğer dedelerden daha çok itibar ettikleri ve saygı duydukları, bilgili, kültürlü ve konusuna hakim  bir kişidir.  Arif  Dede’nin üç çocuğundan ilki olan oğlu Ege Üniversitesi’nde bilgisayar doçenti, diğer oğlu Yıldırım Beyazıt İlköğretim Okulunda rehber öğretmen olarak çalışmaktadır. Kızı ise Mersin Maliyesinde memurluk yapmaktadır.
Kısa adı AYDOST olan Aydost Kültür, Kalkınma, Turizm, Yardımlaşma ve Güzelleştirme Vakfı, Çubuk Yöresi Alevileri’nin kurduğu bir vakıf olup, Ankara’da  faaliyetlerini sürdürmektedir. Vakfın Resmi senedinde amacı şöyle ifade edilmiştir: Üyeleri arasında maddi ve manevi dayanışmayı sağlamak, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma için gerekli çalışma ve araştırmaları yapmak, destek ve yardımcı olmak.
Adı geçen vakıf, amaçları doğrultusunda dershane, ortaöğretim kurumları, enstitüler, üniversiteler kurabilecek, sosyal faaliyetler için kültür merkezleri açabilecek, hastane, klinik, poliklinik, huzurevi ve konukevi kurabilecektir. Bundan başka ailelerin gelirlerine katkı sağlayabilmek için ev ve el işlerinin geliştirilmesine destek olabilecek, ülkemizin tarihi eserlerini ve folklorunu yaşatmak için faaliyetlerde bulunabilecektir. Ayrıca amacı ile ilgili bilimsel, tanıtıcı ve teknik nitelikte konferans, seminer, panel, sempozyum ve fuar gibi etkinlikler düzenleyebilecek ve bu konularda gazete ve dergi çıkarabilecektir.
Adı geçen komisyon raporu, daha önce Alevilikle ilgili olarak yapılan bir toplantıda sorulan sorulara verilen cevapları içermektedir. Onun için burada diğer dedelere sorduğumuz sorular olduğu gibi sormadığımız başka sorular ve cevaplar da yer almaktadır. Rapor metninde bir değişiklik yapılmamış ancak sorulara verilen cevapların anlamları bozulmayacak şekilde metin özetlenmiştir.
Alevilik nedir?
Alevilik: Allah’a kul, Hz. Muhammed Mustafa’ya ümmet, İmam Ali’ye talip olan, Ehl-i Beyt’i seven ve İmam Hüseyin yolundan giden topluluğun kabul edip benimsediği inanç biçimidir. Yani İslamlık eşittir Aleviliktir. Bu tanıma bağlı olan ve yaşamında bunu uygulayan kişi Alevi’dir.
Alevi: Eline diline ve beline sahip olan, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmayan; büyüğüne saygılı, küçüğünü seven, anaya, babaya ve komşusuna saygılı ve itaatkar olan, konuğu Hakk bilip saygıda ve ağırlamada kusur etmeyen; kadını erkeğe eşit gören; 72 milleti bir görüp Yaradan’dan ötürü seven; Allah’ın ademde (insanda) sır olup mekan tuttuğuna ve ademde tecelli ettiğine inanan; her türlü iyiliğin Tanrı’dan geldiğine ve her türlü  kötü fiilin insanın nefsi nedeniyle insandan olduğuna inanıp iman eden; alçak gönüllü olmayı kendisine düstur edinmiş, başka kişileri kendinden üstün sayan kişidir. Bu husus Kur’an-ı Kerim Nisa 79, 147, Rum 41, İsra 15, 84 ve Casiye 15. ayetlerde  belirtilmiştir.
Alevilik, Türklerin  Orta Asya’dan göç etmeye başladıklarında Horasan ve Önasya’ya geldiklerinde ortaya çıkmıştır. Türkler İslam’ın yayılması döneminde, Emevi baskı ve zulmüne tepki olarak İslam’ın tasavvufi yönü olan Aleviliği benimsemişlerdir. Türklerin İslamiyet’i seçmelerinde Hz. Ali’nin adaletinin büyük rolü olmuştur.
Alevilikte, Allah ile insan ilişkileri İlahi emirler bütünü olan Kur’an-ı  Kerim’de düzenlemiştir. Kur’an’ı en iyi yorumlayan ve bunu en iyi yaşayanlar başta Hünkâr Hacı Bektaş Veli olmak üzere Mevlana, Muhiddin Arabi, Beyazıd Bistami, Hasan Basri, Ahmet  Yesevi ve Yunus Emre gibi tasavvuf ustalarıdır. Bunlarda büyük bir Allah aşkı ve sevgisi hakimdir. Öyle ki, bunlar Allah dostu, Allah onların yoldaşıdır ve onlar Allah’la konuşurlar. Bakara Suresi 256, Al-i İmran 68. ayetleri gereğince Allah onlar için uzakta, ötede, başka yerde değil bizatihi kendilerindedir. Ayrıca Secde 9, Kaf 16 gibi ayetler de bunu kanıtlamaktadır.
Bu tasavvufi anlayışın içinde korku bulunmaz. Onlara göre korkmanın bir sebebi ve gerekçesi yoktur. Çünkü Allah evreni yaratırken sevgi temeli üzerine kurmuştur. Evrendeki güneşin ve diğer gezegenlerin hareketleri bu sevgi ile başlamıştır. Adem  bu sevgi ile hayat buldu ve İlahi aşkla tanışmıştır.
Korku yoktur, anlayışı haşa Allah’ın gazap etme gücü olmadığı anlamı taşımaz. Onun hak edene sonsuz rahmeti olduğu gibi, hak edene de korkunç gazabı vardır. Hz. Ali buyurur ki, “Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetin olacaktır.”
Alevi büyüklerinin Allah’a sevgi ve aşk ile ulaşma düşünce ve inançları Alevilere yansımış ve Alevi felsefesinde hayat bulmuştur. İşte bu anlayış, Alevilerin sosyal, kültürel yaşamına da etki etmiştir. Böylece Aleviler misafirperver ve Hakk dostu olmuşlardır.
Alevilikte Dört Kapı ve Kırk Makam ne anlama gelir?
Alevilikte Dört Kapı Kırk Makam: 4 kapı : şeriat, tarikat, marifet ve hakikattır.
Şeriat: Bütün kitap ehli olan peygamberlerin ümmetlerine mahsus bir inanış ve ibadet şeklidir. Bizim peygamberimiz Hz. Muammed’e biad eden ve ona tabi olan bütün inananların uyması gereken birinci ibadet şeklidir.
Tarikat: Hz. Peygamber ve Hz. Ali ile Ehl-i Beyt’e gönülden bağlanıp riyasız onlara tabi olanların yoludur.
Marifet ve Hakikat: Tarikat kapısından giren kişi, buradaki edep, erkan ve kırk makama tam uyarak, hizmet ve davranışları ile marifet ve sırr-ı hakikate ulaşabilir.
Bu 4 kapının herbirinde 10 makam bulunmaktadır.
Şeriatin Makamları: 1. Allah’a, peygamberlerine, kitaplarına, ahiret gününe, her türlü güzellik ve iyiliğin Allah’tan geldiğine, kötü fiillerin ise nefsimizin ürünü olduğuna inanmaktır. 2.Allah’a ve Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek, namazı dosdoğru kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmektir. 3.İlim öğrenmek 4.İhsan sahibi olmak 5.Evlenip nikahlı olmak ve kendi helali ile yetinmek. 6.Helal yiyip giyinmek 7.Sünnet ehli olup peygamberimizin yolundan gitmek Amentünün şartlarını yerine getirmektir. 8.Şevkatli ve merhametli olmak. 9.Helal kazanmak. 10.İyiliği ve güzelliği emretmek, kötülüğü ise nehyetmektir.
Tarikatın Makamları: 1.Yola girip, pirden el tutmak; nefisten, hırstan, tamahtan,  bütün kötü arzu ve isteklerinden arınıp, tövbe etmektir. 2.Bir mürşide mürid olmaktır. 3.Giyim kuşamı tarikata uygun olmak 4. Allah korkusu ile hareket edip, haksızlık etmemek 5.Hizmet etmek 6. Nefsi öldürmektir. 7.Allah’a dönmek ve ondan gayri hiçbir kimseden dilek dilememektir. 8.Meslek edinmektir. 9.Cemaate girmek, nasihat dinlemek, herkese sevgi beslemek. 10.Aşk, şevk, fakirlik ve kanaatkar olmaktır.
Marifetin Makamları: 1.Edepli olmak, kimseyi incitmemek. 2.Allah’tan korkmak, emrettiklerini yapıp men ettiklerinden sakınmak. 3.Nefsin terbiyesi, açlık ve kanaatkarlık. 4.Daima doğru olmak ve hiçbir zaman haksızın tarafında olmamak. 5.Utanmak, yani pirin, mürşidin, anne ve baba ve büyüklerin  yanında edepli ve saygılı olmak. 6.Cömert olmak. 7.İlim tahsil etmek 8.Sakin olmak ve daima hırs, kin, öfke gibi olumsuzlukları kontrol edip yanlış davranışlardan kaçınmak. 9.Gönül kırmamak ve herkesi hoşnut etmek. 10.Kendini bilip tanımaktır.
Sırr-ı Hakikatin Makamları: 1.Alçakgönüllü olmak, incinmemek, istekte bulunmamak, dilek ve iradeyi Tanrıya teslim etmektir. 2.Kainata tek bakışla bakıp, hüküm vermeden (kişileri söz konusu etmeden) iyiliğin ve kötülüğün kendisini görmek. 3.Nimetlerden yararlanmak fakat fazlasını Allah rızası için dağıtmaktır. 4.Ölmeden önce ölmek, yani nefsi öldürmek. 5.Hiçbir yaratığa zarar vermemek 6.Hoş sohbet, olgun olmak; mürşide tam istekle uymak. 7.İyi ve olgun kulların girdiği doğru yola girmek. 8.Kendinde görülen kerametleri gizlemek. 9.Sabretmek, Tanrıya yakarmak ve Ona ulaşmak. 10.İç gözüyle (can gözüyle) gözlemek, ilm-ü ledünü (Tanrısal bilim) öğrenmek.
Alevilikte 3 Sünnet  ve 7 Farz nedir?
Bunlar, Alevilikte uyulması gereken kurallar bütününün bir parçası olup, şekle değil, öze yöneliktirler.
Üç Sünnet: 1 Kelime-i şahadeti dilinden düşürmemek. 2.Düşmanlık, kin ve buğuz tutup kimseye düşmanlık beslememek, kendi nefsine dilediğini halka da dilemek. 3.Münakaşa edip, gönül kırmamak, gıybet etmemek, kimseye iftira etmemek.
Yedi Farz: 1.Sır saklamak 2.birlikte oturmak ve Hakk kelamı dinlemek 3.Hakkına ve yeminine sadık kalmak, bir günaha tövbe etmek, özür dilemek ve yalan söylemeyip, yalan yere yemin etmemek. 4.Edepli (ahlaklı) olmak. 5.Yolun kurallarına uyup riayet etmek. 6.Mürşit, pir, rehber haklarını vermek. 7.Musahip olmak ve gönülleri birlemek.
Alevilikte Üçler, Beşler, Yediler, Oniki İmamlar ve  Kırklar kimdir?
Alevilikte Üçler: Hz. Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’dir.
Beşler:  Hz. Muhammed, Hz. Ali, H. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir.
Yediler: Bunlar yedi ulu aşıklardır: Hatayi, Nesimi, Fuzuli, Kul Himmet, Virani, Yemini ve Pir Sultan Abdal’dır.
Oniki İmamlar: Hz. Ali Kerramallahü Veche, İmamı-ı Hasan, İmamı-ı Hüseyin, İmam-ı Zeynel Abidin, İmam-ı Muhammed Bakır, İmam-ı Cafer Sadık, İmam-ı Musa Kazım, İmam-ı Ali Rıza, İmam-ı Muhammed Taki, İmam-ı Aliy’yül Naki, İmam-ı Hasan el-Askeri, İmam-ı Muhammed Mehdi.
Alevilikte Kırklar : Alevi inancına göre kırklar, Tanrının ruhları yarattığında yaratılan, her devir ve zamanda yeryüzünde bulunduklarına inanılan ermişlerdir. Bu kırk ermiş dünyanın çeşitli zamanlarında insan suretinde yeryüzüne gelmişler, ölümlerinden sonra da değişik donlarda(başka kimlikte) yaşadıkları ve dünya durdukça da yaşayacakları kabul edilmektedir. Kırkların 23’ü erkek 17’si kadındır. Hiçbir kaynakta kırkının isimleri bulunamamaktadır.
Alevilikte Cem nedir, Ceme girmek için Musahipli olma gerekir mi?
Sözlük anlamı ile cem; toplanmak, biraraya gelmek demektir. Alevi cemaatinin bir pir önderliğinde toplanıp can cana, cemal cemale (yüzyüze) gelip Allah’a ibadet etmeleridir. Cemde 12 hizmet ve 18 erkan uygulanarak ibadet yapılır.
Ceme girmek için musahipli olmak gerekmez, yalnız ikrarlı olmak şarttır. Ancak hizmet sahibi olabilmek için musahipli olmak gerekmektedir.
Cemde içki içilmez, içkili ceme girilmez. Kısacası cemde içkinin yeri yoktur.
Alevilikte Edep ve Erkan nedir?
Alevilikte edep ve erkan, İlahi emirler bütünü olan Kur’an ve Peygamberin hadislerine dayanır. Edep eşittir ahlak demektir.  Kur’an-ı Kerim Peygamberimizi överken O’nun ahlakını ön planda tutmuştur. Zaten kendisi de İslam güzel ahlaktır, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim, buyurmuştur. Peygamberimiz başta olmak üzere Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in en önemli özelliklerinden birisi imrenilecek derecede örnek ve güzel ahlak ve edepli olmalarıdır.
Erkanın kelime anlamı, kurallar ve töreler bütünü demektir. Erkan çeşitli anlamlarda kullanılır. 1.Cem ayini 2.Tarikat ulularının koyduğu ilke, kural ve törenler bütünü. 3.Erkan çubuğu(tarik) 4. On iki İmamın kırklar ceminde ifa ettikleri hizmetler.
Bundan başka erkan:
a) Batıni anlamda Cennetteki Tuba Ağacından alınıp önce Cebrail tarafından Hz. Peygambere uygulanan ve Alevilerde cemde kullanılan ve kutsal olduğu kabul edilen bir ağaç çubuktur. Musahiplere Fetih Suresi 10. ayet ve Tövbe Suresi 4. ayet eşliğinde ve dualarla  musahiplilerin baş ve göğüs bölgelerine yatay olarak ve yavaşça incitmeden, 12 defa  vurulmasıdır.
b) Cemde belli sıralama ve periyotla yapılan hizmetler de erkan olarak anılır.
Alevilikte görgü nedir, görgüde sıralama nasıldır, görgüde kadın neden sonra geliyor ve neden erkeğin ayağını öpüyor?
Alevilikte Görgü: Peygamberimiz vefatından birkaç gün önce Hz. Ali ile Abbas’ı yanına çağırarak kendilerini mescide ashabının yanına götürmelerini ister ve onlarda istenileni yaparlar. Peygamberimiz önce makamına oturduktan sonra Allah’a hamd-ü sena eder ve sonra konuşmaya başlar ve şunları söyler: ”Ey ashabım, ben de sizin gibi faniyim ve aranızdan ayrılmamın yakın olduğunu sanıyorum. Öyleyse kimin bende hakkı varsa istesin ve bu dünyada helalleşelim. Bu bütün insanlara örnek olsun. Hiç kimse kul hakkı ile ahirete gitmesin. Çünkü Allah-u Teala, kul hakkını affetmez onu ancak hak sahibi bağışlayabilir. Onun için sakın ola ki, birbirinizden utanıp, ahirete birbirinize borçlu olarak gitmeyiniz.” Bu konuşmadan sonra birkaç ashabı ile kısas ve borç ödemesi yaparak bizlere örnek ve önder olmuşlardır.
Alevilikte görgü ve sorgu şöyle yapılır: Görgüleri yapılacak musahipli canlar, seccade üzerine çıkarlar. Pir aşkola yapar ve seccadede bekleyen canlara hitaben, “Geldiğiniz erenler meydanı, Hakk divanı, Allah can vermiş, akıl vermiş, el-ayak, göz, kulak, ağız, dil vermiş; gönül vermiş. Ey canlar, bu azalarınızla Hakk’a yarar ne işler yaptınız? Sakladığınız kötü hareketler var ise Huzur-u İlahide Ulu Divanda sorulacaktır. Burada açıklar iseniz, erenler yardımı ile hallola. Sizi sizden soruyorum. Dilli ol, başkaldır söyle.
Canlar, “Eyvallah, erenler meydanına Hakk divanına geldik” derler ve diz üstü otururlar. Dede sormaya devam eder: ”Ey canlar yıl içinde ağrıttığınız, incittiğiniz, gücendirdiğiniz veya herhangi birine vereceğiniz var ise bunları dile getirin, beyan eyleyin. Eğer burada bulunmayan bir kimse davacı olur ise, onların istek kapıları açıktır. Bu seccade hak mı, bu yol hak mı, Tanrı hak mı, ana-baba hakkı hak mı, komşu, pir, rehber, mürşit  yas-ı matem, mah-ı muharrem hak mı?” Canlar bu sorulara Eyvallah diyerek cevap verirler.
Dede yine sormaya devam eder:” Ey erenler, bu canlar darınızda, didarınızdalar. Döktüğünüz var ise dolduracağız, ağlattığınız var ise güldüreceğiz, incinmiş gönüllere mürüvvetimiz var. Eğer bizden bilerek-bilmeyerek ağrınmış, incinmiş bacı-kardeş, mümin, Müslim var ise isteklerini dile getirip talep etsinler. Erenler meydanında, pir huzurunda helalleşelim, diyorlar. Bu canlardan hoşnut ve razı mısınız?” diye üç kez sorar. Bütün canlar razı olduklarını belirten şu sözleri söylerler: “Allah işlerini asan eylesin.” Dede de tüm canlara “Siz bu canlardan hoşnut ve razı oldunuz, Allah-u Azimüş’şan da sizlerden hoşnut ve razı olsun”, der. Böylece canların görgü ve sorguları tamamlanmış olur.
Peygamberimizin bu sünnetine Alevi toplumundan başka hiçbir Müslüman toplumun uymadığını görüyoruz. Zira Aleviler Allah ve Resulüne ve O’nun Ehl-i beytine can-ı gönülden bağlanmış, ahdine vefa eden muhip canlardır. Bu güzel uygulamaya riyasız uyup, yaşamlarını ona göre düzenleyen mümin kardeşlerimizi Allah-u Teala her iki cihanda bahtiyar ve mutlu kılacaktır.
Görgü için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Peygamberimizin buyurduğu gibi, kendimize yapılmasını istemediğimiz nahoş hareketleri başkasına yapmamak; eline, diline ve beline sahip ol, felsefesine gönülden inanıp yaşam boyu bu düsturları uygulayan müminlerin mükafatları Allah katında sınırsızdır.
Görgüde görülenlerin sıralaması şöyledir ve bu sıraya göre niyazlaşılır.
a. Erkekler yaş sırası ile dururlar, kadınlar da yaş sırasına göre sollarında dururlar

b. Ana sağda, oğul solda durur.

c. Yaşlı kadın erkeğin solunda durur

d. Abla, erkek kardeşin solunda durur


Niyazlaşmada amaç, ayak öpmek değil, soldaki sağdakinin ayağına inerek, alçak gönülle Hakk’ın insanda tecelli ettiğini zımnen beyan ederken, sağdaki de onun başından niyaz alarak Hakk sende anlamında karşılık verir.
8. Alevilikte Musahiplik nedir?
Alevilikte Musahiplik, iki Alevi ailenin(karı-koca) dünyada ve ahirette kardeş olmalarıdır. Bunun temeli, Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanların oradaki bir aile ile birlikte kardeş olmaları ve sonunda Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin birbirleriyle kardeş olmalarına dayanır.
Musahiplikte amaç, iki tarafın birbirlerine maddi ve manevi her konuda destek ve yardımcı olmalarıdır.
Alevilikte Muharrem ayının önemi nedir?
Muharrem ayı, Arap aylarının ilkidir. Bakara Suresi 183. ayette “Ey iman edenler, oruç sizden önceki ümmetlere farz olunduğu gibi size de farz kılındı...” buyrulmaktadır. Ayrıca Fecr 1’den 5’e kadar olan ayetler “ilk 10 geceye yeminle başlar” Burada Muharrem ayının ilk 10 gecesi söz konusudur. Bundan başka Muharrem ayında Hz. Adem cennetten dünya inmiş, Nuh Peygamberin gemisi karaya çıkmış, Hz. İbrahim ateşten kurtulmuş, Hz. Yunus balığın karnından çıkmış ve Musa Peygamber  Kızıldeniz’i geçmiştir. İşte bu sebeple adı geçen peygamberler ikişer gün şükür orucu tutmuşlardır. Hz. Hüseyin ile Ehl-i Beyt’in Kerbela’da dünyada yaşanan en büyük zulümle katledilmesi bu orucu matem orucuna çevirmiştir.
Muharrem orucu, Bakara Suresi 183. ayette buyrulduğu gibi Hz. Muhammed’den önce de tutuluyordu. O Medine’ye  göç ettiğinde oradaki insanları oruçlu gördü ve kendisi de oruç tutmaya başladı. Matem orucu genellikle 12 gün tutulmakla birlikte bazı yörelerde 3 gün de Hz. Müslim ve iki evladı için olmak üzere toplam 15 gün olarak da tutulabilmektedir. Oysa matem 28 günlük muharrem ayı boyunca devam eder. Unutulmaması gereken önemli nokta, Muharrem orucu, Hz. Hüseyin ve yakınları için yas olduğu kadar, onların yüzü-suyu hürmetine Allah’ın rızasını kazanmak  içindir.
Alevilikte düşkünlük nedir?
Alevilikte düşkünlük, ikrarlı olan bir kişinin dine, inanca, yola ve kula (topluma) karşı yaptığı hatalı davranışlarından dolayı pir ve toplum tarafından cezalandırılmasıdır. Düşkünlük, suç ve ceza anlayışı ile çözülür. Yani suçlunun işlediği suça göre cezası uygulanır. Ceza genellikle toplumdan tecrit etmektir.
Alevilikte namaz ve oruç var mıdır?
Aleviler, İslam akidesinin gerektirdiği bütün ibadetleri yaparlar. Tabii ki, dış abdestle birlikte gönül abdestini de alırlar. Aleviler ibadetlerini (Enam Suresi 92, Araf Suresi 55, 209 ayetleri gereğince) gösterişten uzak ve gizli yaparlar. Ayrıca Alevilikte cemde pir huzurunda kılınan tarikat namazı da vardır ve bu Kur’anda orta namazı diye tarif edilmiştir.
Aleviler de camiye gidip namazlarını kılarlar. Ancak Emeviler, Ömer İbn Abdülaziz’e kadar camilerin mimberlerinden Hz. Ali ve Ehl-i beyte ağızlarının salyalarını akıtarak küfür ettirmiş ve lanet okutturmuşlardır. Camilerin tuvaletlerini, takunyalara kadar onlara küfür sözleri ile doldurmuşlardır. İşte bu ve benzeri davranışlar Alevilerin camilere gitmelerini engellemiş ve onları evlerinde  ve cemevlerinde ibadet yapmaya zorlamıştır. Buna rağmen bizim bildiğimiz pek çok Alevi camiye gitmektedir. Hiçbir Alevi dedesi hiçbir Alevi’yi camiye gitmekten men etmemektedir.
Ramazan orucuna gelince, burada da kimse kısıtlama altında değildir. İsteyen Ramazan orucunu tutar. Ancak ayet buyurur ki; “ ...Oruç tutmak, sadece yemekten içmekten kesilmek değil, nefsin isteklerinden uzaklaşmaktır. Birisi sana kötü yaklaşımda bulunursa ben oruçluyum, de.”
Alevilik  Sünnilik Ayrımı nereden gelmektedir, Kur’an’da  bu fark belirtilmiş midir, bu durum Ali’nin hakkı olan Halifeliğin Ebubekir’e verilmesi ile mi doğdu?
Kur’anda Alevilik, Sünnilik diye bir ayrım yoktur ve bu konuda bir fark da belirtilmemiştir. Ancak Alevi-Sünni farklılığı bir çok nedene dayanmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliri:
1. Hz. Peygamber’in her fırsat ve olayda haklı olarak Hz. Ali’yi övmesi ve yüceltmesi bazı kişilerde kıskançlık yaratmıştır.
2. Bir seferde İslam ordusuna köle kökenli Usame’nin başkomutan tayin edilmesi ve bazı kişilerin buna uymamakta ısrar etmesi.
3. Hz. Muhammed’in cenazesi kalkmadan ve Hz. Ali defin işi ile uğraşırken iktidar çekişmesinin başlatılması ve Ebubekir’in bir oldu-bitti ile halifeliğe seçilmesi.
4. Hz. Muhammed tarafından Hz. Fatıma’ya hediye edilen Fedek Hurmalığı’nın Ebubekir tarafından zorla Hz. Fatıma’nın elinden alınması.
5. Hz. Ali’nin baskılarla Ebubekir’e biad ettirilmeye çalışılması.
6. Peygamberimizin yakın dostları üzerine baskılar kurarak  bunların Hz. Ali’den uzaklaştırılmaya çalışılması.
7. Temeli sevgi, hoşgörü ve güzel ahlaka dayanan İslamiyet’in içerisine baskıcı, teokratik anlayış ve görüşlerin yerleştirilmeye çalışılması. Buna namaza eklemeler yapılmasını, camilerin çoğaltılmasını ve camilere minare eklenmesini örnek verebiliriz.
8. Kur’an toplanırken Hz. Ali’nin bilgisine başvurulmaması.
9. Fitne ve fesadın kaynağı olan Mervan’ı Peygamberimizin sürgün ettirmesi ve onu kendisinden sonra gelecek halifenin 40 konak öteye sürmesini vasiyet etmesine rağmen, buna Emeviler’den Halife Osman’ın uymayarak Mervan’ı geri getirmesi.
10. Hz. Peygamber ölüm döşeğinde iken “Bana kağıt kalem getirin, size vasiyet yazacağım” demesine rağmen Ömer’in, Peygamber hastalık bunaması içinde bize Kur’an yeter, diyerek Peygamberimizin bu isteğini yerine getirmemesi.
11. İslam’da adalet anlayışı esas iken halk fakr-u zaruret içinde yaşarken Osman’ın kendi akrabalarını (Ümeyye oğulları) mal-mülk sahibi yapması.
12. Peygamberimizin “Ben dünyayı değiştirdiğimde burada bulunup da benim cenazeme katılmayanlara benim şefaatim yoktur.” hadisini hatırlayıp da Hz. Peygamber’i kabirden tekrar çıkarıp tören yapma girişiminde bulunmaları ve bunun Hz. Ali tarafından şiddetle önlenmesi
13. Hz. Ali’nin halifeliğini tanımayarak Kur’an yapraklarını mızraklarının ucuna takarak İslam’a ne kadar inandıklarını göstermelerinden, hile ve desise ile Hz. Ali’nin elinden halifeliği almaya teşebbüs etmeleri.
14. Emevilerin Hz. Hasan’ı karısına zehirleterek şehit ettirmeleri ve onun cenazesini oklattırmaları, yine Hz. Hüseyin’i Kerbela’da susuz bırakarak kafasını kesmek suretiyle şehit ettirmeleri ve mübarek başını Şam’a getirip bir tepsi içine koyarak, lanet  Yezid’in  eline bir çubuk alarak mübarek başına ve dudaklarına vurarak “Keşke Bedir, Uhut ve Hendek’te şehit edilen dedelerim sağ olsaydı, ne gelen bir kitap var ve ne de bir peygamber. Eğer varsa gelsin kurtarsın torununu.” diyerek, Peygamberin makamında halifelik yapması.
15. Peygamber soyu olan 12 imamları zulüm ve işkence ile öldürmeleri ve sonunda  Emeviler’in  Ebu Müslim adlı bir Türk kahramanı tarafından yıkılmasından sonra Abbasilerin Ehl-i beyt’e şirin görünmelerine rağmen el altından imamları zehirletmeleri.
İşte mazlum insanlara ve Peygamber soyuna yapılan zulüm ve işkencelerin Hz. Muhammed’i hedef aldığı açıktır. Bu nedenle Aleviler, Hz. Muhammed saflarında yer alarak O’na ve soyuna yapılan zulümlere tepki göstermektedirler.
Alevilikte mezhepçilik var mıdır?
Gerek Peygamberimiz ve gerekse 4 halife döneminde mezhep diye bir şey yoktu. Abbasiler döneminde siyasi erkin talebi ile mezhepler tesis edilmiştir. Alevilere Caferi denmesinin nedeni mezhep üyesi oldukları anlamına gelmez. İmam-ı Cafer Sadık’ın yaptığı, Hz. Muhammed,  Hz. Ali ve Ehl-i beytin yolundan uzaklaşıldığını görmesi üzerine gerçek İslami anlayışı tekrar güncelleştirmesidir. Onun öğrencileri tarafından kaleme alındığı söylenen Buyruk’ta anlatılanlar tamamen Kur’an içeriliklidir.
Allah’a ulaşmanın yolu mezhepler değil, Fatiha 5, Yasin 4. vb ayetler gereğince Ehlibeyt anlayışı ve sevgisini içinde barındıran tarikattır.
Alevilikle Şiilik arasında ne gibi farklar vardır?
Alevilik ve Şiilik,  çıkış ve köken itibariyle aynı anlamı içerir. Her ikisi de Ali yandaşlığı anlamına gelir. Ancak günümüzde İran’da uygulanan Şiilik, siyasal İslam’ın cebriye görüşünün etkisinde kalarak taassuba yönelmiştir.
Anadolu Aleviliği ise mutezile görüşünü esas alarak Horasan evliyalarının ve özellikle de Hacı Bektaş Velinin aydınlık ve çağdaş bakışından esinlenerek, İslam dinine inanarak ve bunu Türk kültürüne göre  yorumlayarak uygulama alanına sokmuştur.
Günümüzde Alevilikle Şiiliğin Muhammed Ali, Ehl-i Beyt ve 12 imam sevgisi dışında ortak bir noktası yoktur.
Alevilikle Bektaşilik arasında fark var mıdır?
Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt Arap yarımadasında nasıl bir güneş gibi doğdu ise Hz. Hünkar Hacı Bektaş Veli de Anadolu’yu o manada aydınlattığını söylersek abartmış olmayız. Akla şöyle bir soru gelebilir: Ehl-i Beyt ve 12 imamlar Arap kökenli olduğu halde ve Hacı Bektaş da bu soydan gelir. O halde Hacı Bektaş  Veli, nasıl oluyor da Türk olup Türklüğün en önemli simalarından birisi, Osmanlı’nın devlet olarak kurulmasında olduğu gibi  ve askeri örgütü olan yeniçeriliğin kurulmasında da büyük rol üstlenip öz Türkçe’yi kullanan birisi olabiliyor?
  Daha önce de konu edildiği gibi Ehl-i Beyt gerek Emevi ve gerekse Abbasiler döneminde büyük zulüm ve kıyımlara uğruyorlar. Bunun üzerine Türkler bu imamlara kucak açıyorlar. Bu sebeple İmam-ı Musa Kazım ve İmam Rıza Türklerden gördükleri bu yakınlıktan dolayı Türk bölgelerine yerleşiyor ve orada Türk kızları ile evleniyorlar. Bu ulu insanların çocukları Türk töre, gelenek-görenek ve kültürü ile yetişiyorlar. İşte başta Hünkar Hacı Bektaş Veli, Seyyit Battal ve Hüseyin Gaziler, Abdal Musa, Haydar-ı Sultan buna örnektir. Bunlar Türkleşip Anadolu’ya göç ediyorlar ve burada Türklüğün ve İslamın temsilcisi ve koruyucusu oluyorlar.
Alevilik, İslam’ın kendisi olması sebebiyle çeşitli zamanlarda bazı düzenlemelere tabi tutuldu ise de asıl düzenleme Hünkar Hacı Bektaş Veli tarafından gerçekleştirilmiş ve bazı içtihadi değişikliklerle günümüze kadar gelmiştir.
Alevilikle Bektaşilik arasındaki fark, özde olmayıp ayrıntı ve uygulama (içtihat) ile ilgilidir. Alevilikte dedelik varken Bektaşilikte Babalık kurumu bulunmaktadır. Bununla birlikte Peygamber nesline bağlılık ile tevella ve teberra, ibadetin yalnızca Allah’a yapılabileceği, Hakk’ın insanda olduğu ve insanın kutsiyeti gibi sosyal yaşam ve anlayış biçimlerinde bir fark yoktur. Bununla birlikte Alevilikte dedelik soy takip ederken Bektaşilikte babalık atama veya seçimle olmaktadır. Bir de Bektaşilikte musahiplik yokken Alevilikte vardır.
Bektaşilik içtihadındaki değişiklikler, Balım Sultan ile başladı. Daha sonra tamamen şehir hayatına uyarlanan ve dede-baba sistemini bünyesine alan Bektaşilik, günümüzdeki şeklini aldı.
Sünni bir kişi Alevi olabilir mi?
Alevilik, ikrar vermekle vücut bulur. Bir kişi tüm benliğiyle özden Allah, Resûl, Ali ve Ehl-i Beytini sever ve bir pirden el-etek tutup, ikrar (söz) verirse ve ikrarında durursa Alevi olabilir.
  Alevi olmanın ölçütü, Alevi ana-babadan gelmek değil, Aleviliği iyi öğrenip benimseyerek  yaşamaktır. Nitekim günümüzde pek çok Sünni kökenli kardeşimiz Aleviliği tercih etmiştir.
Alevilikte kadınla erkek eşit midir?
Kadın-erkek eşitsizliğine kesinlikle karşıdır. Alevilik, kadın-erkek eşitsizliğini başlangıçtan itibaren  kabul etmek etmiş ve bunu yüzyıllarca uygulamıştır. Bu sebeple Alevilik, çok kadınla evlenmeye karşıdır. Söylenceye göre Hünkar Hacı Bektaş Velinin Anadolu’ya ruhani girişi sırasında Anadolu evliyalarını selamlaması ve bunu onların fark edememesine rağmen kadıncık ananın bu selamı alarak “yarenler üzerimizden bir er geçti” diye uyarması dikkat çekicidir. Nitekim, Hünkar Hacı Bektaş Veli,
Kadın erkek sorulmaz muhabbetin dilinde

Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde

Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok

Eksiklik ve noksanlık senin görüşlerinde


diyerek ham softayı azarlamaktadır. Alevilikte kadın ana, bacı ve müslimdir. Can yoldaşı, hayat arkadaşıdır. Doğru olanı, kadın erkek diye ayırmak yerine konuya  insan gerçeği açısından  yaklaşmaktır.
18. Alevilikte Semah nedir?
Semah, İlahi vecd ile Allah’la bütünleşmedir. Kırklar semahı cem ibadetlerinin özüdür. Kırklar semahı, batıni anlamda Hz. Muhammed’in Mirac dönüşünde kırklara uğradığında onlarla birlikte döndüğü semahtır. Miraclama ve şahlamalarla doludur. Semah dedenin duası ile başlar ve yine dedenin duası ile biter.
Kırklar semahı, musahip ceminde, musahip olanlar ile rehberleri tarafından, diğer cemlerde ise Üç bacı ve gözcü tarafından bütün cemaati temsilen dönülür. Yöresel semahlar ibadetten artan zamanda dönülür. İbadet dışında dönülmesi kural olarak doğru değildir.
Semah, inancımız gereği bir ibadettir. Bunun için semahın cemevindeki ibadet dışında düğün ve eğlencede dönülmesi caiz değildir.
Alevilikte Karakazan nedir?
Karakazan, İçinde kurban lokmasının pişirildiği kazandır. Hünkar Hacı Bektaş Veli, karakazan içinde 12 kurban kaynatmıştır. Karakazan da bir kutsiyet yoktur. Asıl kutsiyet bunu hak eden ve hazmederek yiyen canlardadır.
Alevilikte Kadıncık Ana dolusu nedir?
Kadıncık Ana Dolusu; Cemde bulunan ve layık olan bir bacının, bacılar adına içtiği doludur. Tüm bacıların bu doludan kandığı varsayılır.
Alevilikte Kur’an’ın değiştiğine inanılır mı?
Bu konu çok detaylı ve ciddi araştırma isteyen bir konudur. Bu konuda bazı iddialar var. Eğer sorun Ehl-i Beyt ile ilgili ise, elimizdeki Kur’an’da Ehl-i Beyti öven bir çok ayet mevcuttur. Kur’an’ın Allah kelamı olduğu konusunda Alevi-Sünni arasında anlayış birliği vardır ve yakalanan en önemli ortak noktada budur. Bu birlik mevcut iken  Kur’an-ı Kerim hakkında kuşkulu görüşler üretmenin ne ülkemize ne İslam alemine hiçbir yararı olmayacağı gibi, çok büyük problemlere, parçalanmalara yol açacağı aşikardır.
Kaldı ki, son zamanlarda Alevi alim ve aydınları, Aleviliğin İlahi emir olduğunu Kuran-ı Kerim’i kaynak göstererek açıklamakta ve ispat etmektedirler. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealinin  okunup incelenmesini bütün Alevi kardeşlerimize Komisyonumuz tavsiye etmektedir. Bu yapıldığında görülecektir ki; Kur’an, insanı  iyiye, güzele, doğruya götüren, hurafeden ve karanlıktan uzaklaştıran, ışıklı ve feyizli İlahi bir emirler bütünüdür.
Ancak  Kur’an-ı Kerim 6666 ayettir.  Oysa elimizdeki mevcut kitapta 6242 ayet vardır. Çeşitli nedenlerle 400 küsur ayet derlenememiştir. Eğer Kur’an toplanırken Hz. Ali’nin yardımına başvurulsaydı, herhalde bu eksiklik olmayacaktı.
Alevilikte Buyruk nedir?
Buyruk, İmam-ı Cafer Hazretleri’nin görüş ve anlayışını içeren bir kitaptır. Bu kitap onun kendi yazması değil ders verirken öğrencilerinin kaleme alması sonucu ortaya çıkmıştır. İslami anlayışı tamamen Ehl-i beyt bakışı ile sunmuştur. Bu sebeple biz Aleviler Buyruğa sıcak bakar ve saygı duyarız.
Alevilikte niçin tavşan eti yenilmez?
İslam’da geviş getirmeyen ve çift tırnaklı olmayan bütün hayvanlar murdar sayılır. Tavşan geviş getirmeyip, çok tırnaklı olduğu gibi insan gibi hayız görme özelliğine sahiptir. Bu nedenle Aleviler tavşan eti yemezler.
24. Yezid kimdir?
Yezid, Muaviye’nin oğludur. Türkiye’de onun soyundan gelen olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak aynı zihniyeti taşıyanların olduğunu söylersek herhalde hata yapmış olmayız. Ancak Hz. Ali’nin bir sözü vardır: “İnsanlar bilmedikleri şeyin düşmanıdırlar.” İşte bu sözden hareketle gerek Sünniler ve gerekse Aleviler birbirleri hakkında bir takım önyargılara sahiptirler. Bazı cahil Sünniler Alevileri  mum söndü yapmakla suçlamaktadırlar. Bunun gibi bazı cahil Aleviler de Sünnileri Yezid olarak adlandırmaktadırlar. Bunlar yanlış düşüncelerdir. Oysa Yezid Arap olup Türk olan Sünni kardeşlerimizle aralarında bir kan bağı yoktur. Aklı başında olan herkes Peygamber soyuna yapılan bu zulmü kınar ve yapanları lanetler.
 
Yavuz Selim Alevi kıyımı yapmış mıdır?
Yavuz’un Alevi kıyımı yaptığı konusunda kuşku yoktur.  Aleviliği korku ve baskı yöntemleri ile sindirip asimile etmek istemiştir.
Aleviler Atatürk’ü nasıl değerlendirirler?
Alevilikte Atatürk’ün çok önemli bir yeri vardır. Öyle ki, Aleviler, Hz. Ali’nin temsili resminin yanında Atatürk’ün resminin olmamasını eksiklik kabul ederler. Aleviler laiklik ilkesinin benimsenmesi ile taassubun zorlama ve baskılarından kurtulmada Atatürk’ün kendilerine yandaş olduğunu bilirler. Aleviler aynen Atatürk’ün düşündüğü ve uyguladığı gibi, bilim ve çağdaşlaşma ile teknolojik yenilikler ve gelişmeden yanadırlar.
Aleviler, dinin  Allah ile  kul arasında olması, başkalarının buna müdahale etmemesi konusunda da Atatürk’le aynı düşüncededirler. Atatürk bir meclis konuşmasında şunları söylemiştir: “ Ömer’in tesiri ile Ebubekir’e biad olundu. Görülüyor ki; halifelik seçiminde kamuoyunun tercihinden ziyade şahsi etki ve tesir rol oynamıştır. Emevi saltanatı, büyük istilalar yapmakla beraber baştan sona acı ve elim  olayı (Kerbela) yarattığı için ancak 90 yıl iktidarda kalabilmiştir.”
Yine Atatürk Kurtuluş savaşında  Hacı Bektaş’a gelerek Postnişin Cemalettin Efendi ve kardeşi ile görüşerek Alevilerin desteğini almış ve daha sonra Cemalettin Efendi’yi TBMM Başkanı yapmıştır. Bu nedenle günümüzde de Atatürk ilke ve devrimlerinin bekçiliğini büyük ölçüde Aleviler sürdürmektedirler.
Ali’siz Alevilik olabilir mi?
Alisiz Alevilik düşünülemez. Çünkü yalnız inanç anlayışı olarak değil, ayrıca Alevilik kelimesinin içinde Ali vardır. Alevilik, ruhunu Ali’den alır ve O Alevi yolunun kurucusudur. Ali öğretisi Kur’an’a dayanmanın yanında Hz. Ali’nin düsturları ile şekil ve vücut bulur.
Alevilik Türklere ne zaman ve nasıl geçmiştir?
Alevilik, Türklere Orta Asya göçlerinin Horasan ve Önasya’ya ulaşmasından sonra girmiştir. Türkler, İslam’ın yayılması  döneminde, Emevi baskı ve zorbalığına tepki olarak İslam’ın tasavvufi yönü olan Aleviliği benimsemişlerdir. Türkler İslam’ı seçerken, Hz. Ali adaleti bunda büyük etken olmuştur.
Kızılbaş kavramı nereden gelmiştir ve neden kötü tanıtılmıştır?
Hz Ali gözlerinin rahatsızlığı sebebiyle Uhud Savaşı’na katılamamıştı. Müslüman askerler, Peygamberimizin emrine itaat etmedikleri için savaşın sonlarına doğru Müslümanlar bozguna uğruyorlar. Bu sırada bir bedevi Peygamberimizin dişini kırıyor ve Peygamberimizi şehit edeceği sırada Hz. Peygamber “Yetiş Ya Ali” diye Hz. Ali’yi çağırıyor ve O anında oraya yetişiyor. Peygamberimiz, dişinin yerinden çıkan kanı yere  akıtmıyor, ağzında tutuyor ve Hz. Ali geldiğinde onun eline kanını çıkarıyor. Hz. Ali de Peygamberimize saygı açısından bunu kendisi için en uygun yer olan başına sürüyor. Güneşin de etkisiyle Hz. Ali’nin saçları iyice kızıllaşıyor. Kafirler, kaçın Kızılbaş geliyor, diyorlar. Bu anlamda Kızılbaş sözü utanılacak değil övünülecek bir şeydir.
Her güzel ve her orijinal inanç ve anlayış genellikle kötü ve çirkin gösterilmiştir. Bunun gibi Kızılbaşlık da Emeviler tarafından kötü bir şey olarak tanıtılmış ve propaganda edilmiştir.
Soydan Alevilik sadece Türklere mi mahsustur, diğer Uluslarda böyle soydan Alevilik var mıdır?
Seyyitlik dışında soydan Alevilik diye bir şey yoktur. İsteyen ve dileyen Alevi olabilir. Ancak Alevi olmanın koşullarını yerine getirmek gerekir.
Dedelik babadan oğula mı geçer, babası Dede olmayan Dede olabilir mi?
Töremize göre dedelik babadan oğla geçer. Babası Seyyit olmayan kişi dede olamaz. Yalnız her dede çocuğu dede olamaz. Bunun için ehliyetli, bilgili, görgülü olmalıdır. Bu yetenekleri ile tasavvufi ibadet olan cemleri usulüne uygun yürütebilmelidir.
Alevilik örtünmeye nasıl bakmaktadır?
Alevilik, örtünmeye de Kur’an-ı Kerim  ve çağdaşlık açısından bakar. Kur’an-ı Kerim’de (Nur Suresi 31. ayet) ziynetlerin ev halkından başkasına gösterilmemesi ve ses çıkaran ayakkabıların giyilmemesi emredilmektedir. Yani ziyneti gören başka kadınlar böyle bir olanaktan yoksun ise buna imreneceklerdir. Ses çıkaran ayakkabılar da aynı amaçla yasaklanmıştır.
Alevililikte gösteriş hoş karşılanmaz, öze uygunluk ve sadelik esastır. Aleviler, her şeyin aşırısına karşıdırlar. Giyinme ve örtünmede de kendilerine yakışan ve topluma uyan giyimleri tercih ederler.
Alevilik türbelere nasıl bakmaktadır?
Alevilik, türbe ve tekkelere Kur’an’ın ışığından bakar ve buralarda yatanların evliya olduğuna inanır. Kur’an-ı Kerim’de (Yunus Suresi 61. ayette) İyi bilin ki, Allah’ın evliyasında korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Bir başka ayette de Onları siz ölü zannetmeyin, onlar Allah’ın indinde diridirler, buyrulmaktadır.
Aleviler, inançlarını sade yaşarlar ve evliyaya muhabbet beslerler. Ancak bilinmelidir ki, muradları verici olan Allah’tır. Ondan talep edilip, O’na tapılmalıdır. Peygamberler ve evliya da O’ndan isterler. Ancak evliyanın tekke ve türbelerini ziyaret etmek onları sevmek başka, buraları putlaştırıp hacet kapısı görmek başkadır. Evliyadan istemek veya tekkeden beklemek tehlikelidir, bilmeden şirke düşülebilir. Biz yine adak adar, ziyaret ederiz ve “Ya Rabbi burada yatan evliyanın yüzü suyu hürmetine benim dilek ve dualarımı kabul buyur” deriz. Zira Yüce Allah, evliyanın referansını pek geri çevirmez.
Aleviler Peygamberimize mi yoksa Ali’ye mi daha çok bağlıdırlar?
Aleviler, Allah’a ve kitabına bağlı olduklarından O’nun Resülü Hz. Muhammed’i sever, sayar ve inanırlar. Hz. Peygamber’e olan sadakatten dolayı da Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e derin sevgi duyarlar. Fars bir filozof  “Ben Ali’yi çok sevdiğim için halk güya bana rafizi demiş. Eğer Ali’yi sevmek rafizilik ise, Allah rafizi, Muhammed rafizi ve Cebrail de rafizidir.” der.
Yaşamları boyunca hiç farklı düşünmeyen, hiç birbirine kırılmayan, gücenmeyen, İslam’ın sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısını birlikte oluşturan, birinin dostu ötekinin dostu, birinin düşmanı ötekinin düşmanı olan bu iki ulu insan Hz. Muhammed ile Hz. Ali arasında sanki farklılık varmış gibi düşünen kişi, eskilerin deyimi ile abesle iştigal etmektedir.
Aleviler; Allah, Muhammed ve Ali’yi  her zaman birlikte zikrederler. Aşık şöyle der:
Muradlar verici ol gani Seddar

Erdik muradımıza Elhamdülillah

Ali Muhammed’dir, Muhammed Ali

Gördüğüm ol nurdur Elhamdülillah


35. Alevilikte âşıklık nedir?
Cemde saz eşliğinde deyiş ve düazimamları okuyarak hizmeti tamamlayan görevliye aşık denir.
36. Alevilik; genç-yaşlı, kadın-erkek, evli ve bekara nasıl bakmaktadır?
Alevilik bütün bunlara bulundukları konumlara göre değil, sadece insan olarak  bakmaktadır. Ancak yaşın olgunlaşmada özel bir önemi vardır. Burada aranması gereken özellik, olgunlaşma ve donanımlı olmaktır. Örneğin Hz. Ali çocuk yaşta İslamiyet’i kabul etmiştir ve hiç putlara tapmamıştır ve bu yönüyle diğer sahabelerden ayrılmaktadır. Diğer taraftan Abbasilerdeki bütün alimlerin ve hatta kadılar kadısı unvanını taşıyan İbrahim Halid’i; düşünce, inanç, ibadet konularında yenmiş olan, İmam Cafer Sadığın çocuk yaştaki kız öğrencisi Hüsniye’dir.
Alevilikte kaç türlü abdest vardır, “Gönül Abdesti” nedir?
Alevilikte; boy abdesti, namaz ve Kur’an okumak için alınan abdets ve gönül abdesti olmak üzere üç türlü abdest vardır. Bunların arasında en önemlisi gönül abdestidir. Zira içimizde diğer insanlara karşı kin, kibir, buğuz, garez, fesat, fitne ve benzeri ahlak düşkünlüğü bulunurken ben temizlendim, denilebilir mi?
İnsan mutlaka dışını temizlemeli, ancak iç temizlik olmadan da Hakk’a ulaşılamaz. Bu yüzden Aleviler, “Ölmeden önce ölünüz”  hadisine önem verir ve bunu ibadetin temeli olarak kabul ederler.
Alevilikte kadının Cennette yeri var mıdır, varsa ikisi birbirine eşit midir?
Kadınlardan Hz. Fatma’nın  Hz. Muhammed’in kızı olması dolayısıyla şefaat etme hakkı bulunduğu gibi, Cennette kadın ile erkek arasında bir fark yoktur. Herkesin bildiği gibi, dünyada iken bizim cemlerimizde de kadınla erkek eşittir. Bu konuda Seyyit  Süleyman’ın bir deyişine yer vermek istiyoruz:
Cem olup bir yere geldiği zaman

Dilleri dür döker, derler el aman.

Bacı kardeş cümle muhibban

Lahmike kavlinde bir ten görünür


Alevilikte kadın ve erkek mirası eşit paylaşırlar mı?
Bizim anlayışımıza göre mirası kadın ve erkek eşit bölüşmelidir. Zaten medeni kanun bunu emretmektedir. Ancak özellikle kırsal kesimde kadın kendi rızası ile bazen bu hakkından vazgeçmektedir. Bu tamamen bir gelenek ve usuldür. Aleviliğin böyle bir talebi olamaz.
Alevilik bilime nasıl bakmaktadır, genlerle gelen özellik dolayısıyla anne ve baba günahkar olur mu?
Alevilik, mistik tasavvufi ağırlıklı (görmeden inanmayı ilke edinen) bir anlayış olmakla beraber, somut olgulara, realizme, bilime ve tekniğe büyük önem verir. Kur’andaki bir ayette “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”, hadislerde “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz, ilim Çin’de de olsa bulunuz”, buyrulmaktadır. Yine Hz. Ali “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”, Hacı Bektaş Veli “ İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”,  demişlerdir. Aleviler bütün bunlara özden bağlı olduğundan bütün gelişmelere ve oluşumlara bilimsel açıdan yaklaşırlar.
Genlerin incelenmesi, çağımızın en önemli araştırma konularından birisi olup genetik biliminin konusudur. Ancak genlerle gelen özelliklerde anne veya babanın bir suçu ve kusuru olamaz. Günah ancak bilerek ve istenerek yapılan bir fiil dolayısıyla söz konusudur. Onun için insanın genlerinden kaynaklanan bir sevap veya günahtan bahsedilemez. Bu durum Kur’an’da (Nisa 79, Rum 41, Nur 11. ayetlerde) dile getirilmektedir.
Alevilerle  Sünniler birbirleriyle evlenebilirler mi, evlenirlerse eşleri Cemlere girebilir mi?
Kişi, yaşamının bütün evrelerini beraber geçireceği insanı kendisi seçmelidir. Ancak kural ve prensipler bu konuda kısıtlamalar getirmektedir. Bir Alevi kızın, Sünni bir erkekle evlenmesi kurallara ve Alevi anlayışına göre uygun değildir. Ancak evleneceği erkek, Aleviliğin inançlarını kabul eder ve kurallarını yerine getirerek Alevi olursa evlenebilir. Bir Alevi delikanlı, evlendiği eşine doğru, iyi ve güzeli  sinesinde barındıran Aleviliği benimsetirse neden olmasın?
42. Aleviler, Ermişlik kavramına nasıl bakmaktadırlar, niyaz etme doğru mudur? (Örneğin Zöhre Ana’ya)
Aleviliğin ermişliğe nasıl baktığı daha önce belirtilmişti. Niyaz ise Hakk’ın insanda olduğu İlahi düsturunun ifadesidir.  Kur’anda Enfal 54, Secde 9, Kaf 16. ayetler bu konuyu işlemektedir.
Ademin yaratılması ve meleklerin ona secde etmesi boşuna değildir. Alevilikte, niyaz karşılıklıdır. Anlamı, niyaz eden “Sen yücesin, Hakk sende”, diğeri de “Sen de öylesin, Hakk sende”, anlamına gelmektedir. Seyyit Süleyman’ın deyişiyle:
Hayalle bulunmaz bu ilmin şehri

Kendin bilmez isen pire sor bari

Çünkü  ademdedir Hakk’ın cemali

Gerçek ara, gerçeği bul, gerçek ol.


Kişiler  ile ilgili açıklama yapmak komisyonumuzun çalışma alanı içinde değildir.
Aleviler namaz kılıp oruç tutarlar mı, Alevi namazı nedir?
Aleviler, İslami akidelerin bütününü uygularlar. Aleviler, dış abdestle birlikte gönül abdesti alarak (En’am 92, Araf 55 ve 209. ayetler gereğince) ibadetlerini gösterişten uzak  ve gizli yaparlar. Bununla birlikte Alevilikte bir de cemde pir huzurunda kılınan tarikat namazı(halka namazı) vardır ve Kur’an’da bu orta namazı olarak tanımlanmaktadır.
Ramazan orucuna gelince, bu konuda da hiçbir Alevi kısıtlama altında değildir. İsteyen Alevi Ramazan orucunu da tutar. Ancak bir ayette: “Oruç tutmak, sadece yemekten içmekten değil, nefsin isteklerinden de uzaklaşmaktır. Birisi sana kötü bir yaklaşımda bulunursa ben oruçluyum de.” buyrulmaktadır.
Ayrıca Nisa Suresi 92. ayette; orucun herhangi bir suçun kefareti olarak tutulabileceği  açıklanırken, Bakara Suresi 183. Ayette, “Sizden öncekilere oruç emredildiği gibi size de emrolunmuştur”, buyrulmaktadır. Yine Fecr Suresi 1-5. ayetler, ilk 10 geceye yeminle başlar. Burada Muharrem ayının ilk 10 gecesi söz konusu edilmektedir.
Alevi köylerinde cami olmaması doğru mudur, eğer böyle ise sebebi nedir?
Alevi köylerinde cami bulunmadığı doğru değildir. Cami olmayan Alevi köyü çok azdır. Ama genelde Alevi köylerindeki camilerde minare bulunmamaktadır, bu sebeple cami yok sanılabilir.
Alevilerin şeriata uzak durup, soğuk bakmalarının sebebi nedir?
Alevilerde şeriat, 4 kapının ilk makamıdır. Bu, Allah’a, Peygamberine ve Kur’ana inanıp ibadet etmeyi içine alır. Aleviler buna karşı olamazlar. Onların karşı olduğu şey, dinde zorlama yapılması ve şeriatın devlet yönetim biçimi haline getirilmesi, dinin siyasallaştırılması ve dejenerasyona  uğratılmasıdır. Bu anlayış cebriye anlayışıdır. Bundan Müslümanların bir kazancı olmamış, ayrılma ve bölünmelere yol açmıştır. Din Allah’la kul arasında bir bağdır. Zorlama, baskı ve zulmün İslam’da kesinlikle yeri yoktur. Kur’an’daki İsra 84, Casiye 15, Maide 105. ayetler bu hususu çok güzel açıklamaktadırlar.
Aleviler niçin camiye gitmezler?
Alevilerin camiye gitmedikleri doğru değildir. Ancak Muaviye ve yandaşları (Ömer İbn Abdülaziz müstesna) camilerin minberlerinden Hz Ali ve evlatlarına ağızlarından salyalarını akıtarak küfretmiş ve lanet okumuşlardır. Bununla da yetinmemişler ve camilerin tuvaletlerine ve takunyalarına Hz Ali’nin ismini yazmışlardır. Bu ve benzeri davranışlar Alevileri camiden soğutmuş ve onların evlerinde ibadet etmelerine yol açmıştır. Buna rağmen bir çok Alevi halen camiye gitmektedir. Hiçbir Alevi dedesi veya önderi Alevileri camiye gitmekten alıkoymamaktadır. Bilinmelidir ki, Bakara Suresi 256 ayete göre  dinde zorlama yoktur.

Alevi kadın toplulukla namaz kılabilir mi? (Özellikle Cenaze Namazı)


Alevilikte, diğer konularda olduğu gibi, ibadette de cinsiyet ayrımı kabul edilmez. Cem törenlerinde; sır suyu dağıtma, kırklar semahı yapma ve  cem birlemede kadınların görevleri vardır.
Namaza gelince, toplu halde kılınan namazlara kadınların katılamayacağına dair ilahi bir hüküm yoktur. Cenaze namazı da bu anlamda değerlendirilebilir. Eğer uygulamada buna aykırı bir durum söz konusu ise bu tamamen geleneklerle ilgili olmalıdır.
Sonuç olarak kadın ve erkek her yerde ve her zaman toplu namaz kılabilir. Yeter ki, abdest ve kılık kıyafet gibi ön şartları yerine getirilmiş olsun.  İslam dininde Kadınların cenaze namazı kılmasında hiçbir engelleyici kural yoktur.
Kişi öldükten sonra yargılanacağına göre görümde yargılanması doğru mudur?
Öldükten sonra yargılanma gerçektir. Görümde yargılanmasının sebebi ise, kişinin kul hakkı ile Tanrının huzuruna çıkmaması içindir. Zira Allah, kul hakkı ile ahirete geleni bağışlamayacağını ayetleriyle beyan etmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber de bir çok hadiste bu hususu dile getirmiştir.
Alevilikte genel kural, bütün anlaşmazlıklara ve hatalara görümde pir huzurunda ve erenler meydanında çözüm aranması ve bunun açıklanmasıdır. Burada amaç kişiyi rahatsız etmek değil, sorunların çözümlenmesidir.
Cem törenindeki hizmetlerin adları, çıkış sebepleri ve amaçları nelerdir? (12 erkan 18 hizmet)
Mürşid: Hakk’a hakikate ulaşmak isteyen insanları eğitip doğru yolu gösteren ve onların birer kamil insan olarak yetiştiren bir piri görüp gözeterek talibe gönderen seyyittir.
Pir: Allah’a kul, Peygambere ümmet, Ali’ye talip ve Ehl-i Beyt’e tabi olan kimseleri eğitip, onları bedensel ve ruhsal kirlerden arındıran ve gerçek bir mümin olarak yetişmelerini sağlamaya çalışan seyyittir.
Rehber: Bu yola talip ve mürit olmak isteyen gençlere yol gösterip eğitip yola girmelerini sağlayan görevlidir.
Gözcü: Cem ayinindeki bütün düzenden sorumlu, canların edep-erkan ve ahkama uymalarını sağlayan görevlidir.
Zakir: Hizmetlerin icrası sırasında, hizmetler ile ilgili deyiş ve düazimamları okuyan; miraclama ve semah hizmetlerindeki nefes, deyiş ve düazimamları da icra eden kimsedir.
Saki: Hizmet sırası geldiği zaman canlara engür (üzüm) şerbeti sunan görevlidir.
Delilci: Delil mersiyesini okuyarak delili yakan kişidir.
Kurbancı: Kurbanı tığlayıp (kesen), yüzen ve parçalayan kişidir.
Lokmacı (karakazan): Yemek işlerine bakan hizmet sahibidir.
Sakka: Cemaate su veren, hizmet sırası gelince Sakka Suyunu dağıtan kişidir.
Süpürgeci (Carıcı): Her hizmetten sonra meydanı süpürerek maddi ve manevi kirlerden arınmasını sağlayan hizmet sahibidir.
Kapıcılar: İçeride ve dışarıda düzeni sağlayan ve cemevindeki güvenliği sağlayan ve koruyan görevlilerdir.
Sofracı: Sofraları kurup kaldıran görevlilerdir.
Sırsucu: Sırsuyu hizmetini yerine getiren bacıdır.
Seccadeci: Seccadeyi serip kaldıran hizmet sahibidir.
Kahveci: Çay, kahve yapıp canlara dağıtan görevlidir.
Üç Bacı : Cem birleyen ve kendileri için asaleten ve diğer bacılar için vekaleten iki rekat tarikat namazı kılan bacılardır.
Pabuşcu: Ceme gelenlerin ayakkabılarını alıp, giderlerken kendilerine teslim eden hizmet sahibidir.
Ocakcı: Cemevinin ısıtılmasından sorumlu olan görevlidir.
Kilerci: Cemevine gelen naz niyaz ve meyveler ile yiyecek maddelerinden sorumlu görevlidir.
12 Erkanın çıkış  noktası, batıni olarak kırklara, hizmet olarak 12 imamlara atfedilir. Diğer hizmetler de bu hizmetlerin pirlerine dayanır.
Hizmetlerin amaçları, belli bir sıra ve düzene göre tarikat ibadetinin yapılmasını sağlamaktır.
Cemevine girildiğinde nefisler körlendiğine göre bacılar niçin halkada (Kırklar Meydanı) oturamıyorlar?
Cemevine girildiğinde nefislerin körletildiği doğrudur. Ancak her topluluğun olduğu gibi cemin de kendine göre kuralları vardır. Yani bacıların halkada oturamamaları nefislerin körletilemediğinden değil, kuralların işletilmesinden dolayıdır.
Sünnilerin Ceme alınmayış sebebi nedir?
Ceme girmek için ikrarlı olmak gerekir. Ceme girmek isteyen bir Sünni önce ikrar vermelidir ancak bundan sonra  kurallara uyarak ceme girebilir.
Horasan’dan geldiğimiz söylenmektedir, Horasan neresidir,  kökümüz Arap mıdır?
Türklerin İslam’ı kabul ettiği dönemlerde Horasan özbe öz Türk kenti idi. Bu dönemde Horasan’da Ahmet Yesevi Okulu en verimli ve en etkin dönemini yaşamakta idi. Orta Asya’dan yüzlerce yıl devam Türk göçlerinin Ön Asya ve Anadolu’ya gelen kolları, bir uğrak merkezi olan Horasan’dan geçmekte idi. Horasana gelen kollar burada bir süre kalmakta ve Yesevi okulundan yetişmiş dervişlerden, erenlerden her boya, bir koruyucu ve kollayıcı atanarak, boyları ile birlikte Anadolu’ya gönderilmiştir. Bunların  Türkmen boyları üzerinde kesin ve etkin otoriteleri vardı. Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Cibali Sultan bu pirlerden sadece birkaçıdır.
Bu pirler, Türkmen gelenek ve görenekleri ile İslam’ı karıp hamur ederek Aleviliğin Anadolu’da yerleşmesini ve yaşamasını sağlamışlardır.
Yeniçeriler’in Bektaşi olduğu doğru mudur, doğru ise nasıl Bektaşi  oldular ve bu Ocak niçin kapatıldı?
Osmanlılar’ın kuruluşunda, Ocağın ilk oluşturulduğu sırada, Orhan Bey bu acemi oğlanları yanına alarak bizzat Hacı Bektaş Veli Hazretleri’ne götürmüş ve onun hayır dualarını alarak Ocağı dualatmıştır. Bu tarihten sonra yeniçeriler Bektaşi olmuşlardır.
Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasında bir çok neden olmakla birlikte yeniçerilerin Bektaşi olmalarının rolü büyüktür. Alevi-Bektaşi ağırlığının ve etkisinin devlet üzerindeki etkisini hazmedemeyen ham softa ve medreselilerin uzun bir çalışma ve etkilemeleri sonucu yeniçeri ocağı bozulmuş ve asli görevlerini yapamamışlardır. İşte bu görevi yapamama bahane gösterilerek Yeniçeri Ocağı dağıtılmış ve yakalanan Yeniçerilerin büyük bölümü liderleriyle birlikte kılıçtan geçirilerek öldürülmüştür. Tarihte ilk kez bir devlet kendi asli unsurunu böyle sistematik biçimde yok etmiştir. Bunun vebali ise gerçek Müslüman olduklarını iddia eden ham softa devlet yöneticilerinin boynundadır.
Kadın bizzat kurban kesebilir mi?
Geçmiş sorularda da konu edildiği gibi Alevilikte erkek-kadın ayrımı yoktur. Bize göre kadınların yetenek, cesaret ve mahareti varsa kurban kesebileceği gibi erkeklerin yapabileceği bütün i


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət