Ana səhifə

Chp genel Başkanı Deniz Baykal, ''Daha hesabını


Yüklə 18.19 Kb.
tarix13.05.2016
ölçüsü18.19 Kb.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Daha hesabını

vermemiş bir insana 'peygamber' demenin, inançla, dinle, imanla, İslamiyet’le bir

ilgisi olabilir mi?'' diye sordu.

Baykal, partisinin TBMM grubunda, geçen hafta Meclis Genel Kurulunda

yaşanan olaylara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bu konunun din istismarı boyutu olduğunu ifade eden Baykal, AK Parti eski

il başkanının bir süre önce, ''Herkesi rencide edecek, anlamsız, gülünç ve

yakışıksız'' bir şekilde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a methiye düzdüğünü

söyledi.

Baykal, referansın peygamber olduğunu ifade ederek, ''Peygamber bu

milletin peygamberi, bir siyasi partinin değil. Sadece Türkiye'nin, İslam

aleminin değil, peygamberlere saygı gösteren bütün inanç sahiplerinin peygamberi.

Böyle bir ulvi sembole, şahsiyete 'falan kişi, adeta odur' dediğin zaman, o

insanı ezip perişan etmiş olmazsın ama herkesin peygamberine en büyük

saygısızlığı yapmış olursun''diye konuştu.

Erdoğan'ın, ''fezlekelerin hesabını vermemiş, ithamlar altında bir

siyasetçi, vicdanları, hakkı, adaleti çiğnemiş, bu dünyada, milletin önünde ve

Yüce Divan'da daha hesabını vermemiş bir kişi olduğunu'' ileri süren Baykal,

''Sen bunu benzetirsen olur mu?'' diye sordu.

''İSTİSMARA BAKIN''

Bunun yanlış olduğunu, ancak yanlışın, bu kişilerin zihniyetinde,

anlayışında bulunduğunu savunan Baykal, kısa bir süre önce de başka bir belediye

başkanının, ''Herkes iki rekat Erdoğan'a şükür namazı kılsın'' dediğini

söyledi.


Namazı siyasetçiye değil, Allah'a kıldıklarını dile getiren Baykal, ''Şu

haddini bilmezliğe, ölçüsüzlüğe, istismara bakın. Bu konular siyasette eğer

işletilir, kullanılır, değerlendirilir, himaye görürse, tepkiyi de beraberinde

tahrik eder. Bu dine saygı mı? Dine, peygambere en büyük saygısızlık. Böyle bir

namaz kılma teklifinin, Müslümanlık ile izah edilir tarafı var mı? Bir

siyasetçiye, daha hesabını vermemiş bir insana 'peygamber' demenin, inançla,

dinle, imanla, İslamiyet’le bir ilgisi olabilir mi? Olmazsa bu tepkiyi öncelikle

onların göstermesi gerekmez mi?'' diye sordu.

''ALI AL, MORU MOR''

Baykal, Genel Kurulda o gün yaşanan olayların bir de saldırı boyutunun

bulunduğunu ifade ederek, MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş'un

açıklamalarını, AK Parti Grubunun sükunetle dinlediğini, içlerine sindirdiğini,

hiçbir tepki gelmediğini söyledi.
Deniz Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kavga, bu sözleri AK Parti Grubu hazmettikten, Başbakan'ın alı al, moru

mor, tahrik edici tepkiyi ortaya koyması üzerine, AK Parti Grubu, 'Galiba biz

görev ihmalinde bulunduk, Başbakan bu kadar kızdı, biz kızmadık, şimdi bir de

bize kızarsa, acaba bunu nasıl telafi edelim...' diyerek, birden ayağa kalktılar,

saflar halinde. Sıralarından kalkarak, muhalefet grubuna doğru savlet ettiler.

Saldırı, sözlerden çok sonra, Başbakan kürsüye çıktıktan sonra, kızdığı

ortaya çıktıktan sonra, partisel, kitlesel olarak, kızan, kızmayan, hazmeden,

etmeyen 'aman ha, gün bugündür' deyip yürümüştür. Bu çok açık bir saldırı. Bunun

sorumlusu, doğrudan AKP ve Başbakan'dır. Başbakan'ı kürsüden arkadaşları, 'gel

artık, burada durma' diye uzaklaştırmışlardır. Erdoğan, 'Gerilim siyasetinin

içinde biz yokuz, buna prim vermeyeceğiz' diyor. Türkiye'de yaşanan gerilimin tek

sebebi sensin, senin varlığın, her konuda böyle. AKP, kötü bir sınav

vermiştir.''

''EDEP GEREĞİ''

Baykal, kavganın yaşandığı gün birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Güldal

Mumcu'ya karşı yönelik tavrın, ''ayrı bir facia'' olduğunu ifade etti.

AK Parti yöneticisinin, selamsız, sabahsız, habersiz, rap diye kılık

kıyafet değiştirilmesi, dinlenilmesi için Meclis Başkanvekiline tahsis edilen

makama girdiğini söyleyen Baykal, konuşmasına şöyle devam etti:

''O mekanda, uygun görürse, o kişi, yöneticilerle de konuşabilir. Oranın

sahibi bir kadınsa, her türlü tereddütün ötesinde, bırakın siyaseti, Anayasayı,

demokrasiyi, yasama, yürütme ilişkisini, askeri nezaket, ahlak ve edep gereği

oraya izinsiz, ruhsatsız girilmez. Birisi giriyor, Ali kesen baş kesen, Meclisin

efesi... Gelmiş, talimatını veriyor, 'şöyledir, böyledir...' Sana ne? Senin

kürsün, grubunun sözcüsü var. Şikayetin varsa, ortaya koyarsınz. Böyle özel

ilişkiyle, baskı yaparak, sindirmeye çalışarak, tehdit ederek, sen onu kadın diye

sahipsiz mi zannettin?

İşin bir de Anayasal boyutu var. Gelen kişi Başbakan Yardımcısı, Meclis

yönetimine, Meclisin Başkanvekiline talimat veriyor. Buna senin ne hakkın var?

Sen yürütmesin, yasamaya karışamazsın, saygı göstereceksin.''

''VİCDANINDA NASIL TAŞIYABİLİYORSUN?''

Başbakan Yardımcısının, Meclis Başkanvekili ile görüşürken, bir

milletvekili hakkında da iftirada bulunup, gıybet yapıp, hakaret ederek,

''sarhoş'' dediğini savunan Baykal, bununla hiçbir ilgisi olmayan bir kişiye bunu

söylemenin, ''ne ahlaka, ne dine, ne imana sığacağını'' kaydetti.

CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal'ın kilo verdiğini, yemesini

kestiğini, içmeyi gündemden çıkardığını anlatan Baykal, o gün Soysal'ın yanında

bulunan kadın milletvekiline ''Senin böyle bir izlenimin oldu mu?'' diye

sorduğunu, ''Hiç alakası yok, olsa farkına vardım'' karşılığını aldığını söyledi.

Baykal, ''Ağır itham ve ayıp var. O kişi diyor ki; 'Meclis Başkanvekili

isterse, özür dilerim' Özür dilemek, siparişle, taleple olmaz. Senin vicdanın,

ahlakın, ilkelerin, yanlış yaptığını sana söylüyor da sen özür diliyorsan o başka

şeydir. Ben senin vicdanını harekete geçirip, sen diyorsan, o zaman sana saygı

duyarım. Ama sen onu da yapamıyorsun. Dedikodu yaptığın kişiye karşı vicdani

sorumluluk hissetmiyor musun, ithamını kanıtlayabilir musun, olmadığı halde o

iftirayı yapmayı, vicdanında nasıl taşıyabiliyorsun?'' diye sordu.

''PKK OLSAYDI''

TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin,

haklı davalarının peşinde koştuğunu, kırıp dökmediğini sadece haksızlığa karşı

tepki gösterdiklerini anlattı.

''Sen TEKEL'i sattın diye, onun içinde çalışanları da mı sattın

sanıyorsun'' diyen Baykal, sözlerini, ''Hakkını yedirmek istemeyen TEKEL işçisine

sen dünyayı dar edeceksin. Bir Bakan da 'TEKEL işine şeytan karıştı' diyor. İşin

içinde şeytan varda onun ne olduğunu bilmek lazım, biz o şeytanı biliyoruz. İşin

içine şeytan karışmış, PKK varmış. PKK varsa senin işin ne? Arkadaşların

mücadelesinin içinde PKK olsaydı, Habur'da PKK'lıları karşıladıkları gibi alay-ı

vala ile karşılarlar. Ne istiyorsunuz diye sorarlar, işlerini hallederlerdi öyle



olsaydı. Böyle yapmadıklarına göre PKK'lı yok'' şeklinde tamamladı.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət