Ana səhifə

Bir Malatya Hatırası: kirilan su testileri


Yüklə 19.93 Kb.
tarix08.05.2016
ölçüsü19.93 Kb.

Bir Malatya Hatırası: KIRILAN SU TESTİLERİ





(Yıllar öncesinden, Malatya’da bir yaz tatili öyküsü)



Yaz geldi, ilköğretim okulları tatil oldu. Yaşasın tatil!.. Birçok aile, çocukları için tatil planını yaptılar, yeni bilgisayar oyunları alındı bile. Çeşitli yaz kursları, spor okulları, sahil kentlerinde tatil, deniz, internet cafelerde oyun, üç aylık tatil süresince çocukların başlıca uğraşları olacak. Ne mutlu günümüz çocuklarına!..

Bizim çocukluğumuzda bu gibi tatil olanakları, kurslar hiç yoktu. Bundan 50 yıl öncesi, okullar tatil olunca, şehirdeysen haydi sokağa, köydeysen haydi bağa bahçeye, bir sürü iş seni bekliyor. Mişmişler toplanacak, islim damı yakılacak, bahçe sulanacak, harmana kalkılacak, daha neler neler…

Şehirdeysen haydi sokağa dememe bakmayın siz. Çoğu aileler çocuklarının yaz tatilinde başıboş kalmasını, sokaklarda oynamasını istemezler, boş gezenler “Çakal” olur diye boş bırakmazlardı. En iyisi “Çıraklık” tı. O zamanlar yaz tatili denince çıraklık akla gelirdi. Tanıdık birinin dükkânına çocuğunu çırak vermek. Bu şekilde çocukların boş gezmesi, yaramazlık yapması, mahalle çocuklarıyla kavga etmesi önlenmiş ve kontrol altına alınmış olurdu.

Kunduracı, terzi, gömlekçi ve berber dükkânları en çok itibar edilenlerdi. Kalaycı çıraklığına pek itibar edilmezdi. Zaten aileler çocuklarını okumaya yönlendirmek için  “ Bak, okumazsan kalaycı çırağı olursun!” derlerdi.

Çocukların eli, yüzü, elbisesi “yağ-pas” içerisinde kalacak, bir de onların temizliğiyle mi uğraşılacak diye, tamirci çıraklığı da aileler tarafından pek istenmezdi. Ancak ilkokuldan sonra okumayan çocuklar bir meslek edinsin diye, karın tokluğuna gönderilirdi tamirciliğe.

En temizi ve iyisi, gömlekçi çıraklığıydı. Rahmetli babam, o yaz tatilinde beni halamın oğlu Bayram Ustanın gömlekçi dükkânına çırak vermişti. Kız Enstitüsü’nün (Kız Meslek Lisesi) hemen karşısındaki “Özer Kardeşler” gömlekcisi, Malatya’nın en tanınmış gömlekçilerindendi. Benden başka iki çocuk daha vardı, o yaz aynı dükkanda çıraklık yapan. Büyükçe bir dükkândı burası. Ön tarafta kocaman bir “Biçki masası” vardı.
 



  Duvarda da boy boy ölçü cetvelleri asılıydı. Yine duvardaki büyük raflarda top top gömleklik kumaşlar sıralanmıştı.
Bayram Usta bu büyük masada, aldığı ölçülere göre müşterilerin kumaşlarını keser, arkadaki dikiş atölyesine verirdi. Atölye bölümü ile öntarafı ayıran bir kapı vardı. Daha doğrusu buna kapı da denilmezdi. Geçişi sağlayan perde gerili bir boşluk vardı. Atölyede üç kalfa çalışıyordu. Kalfalardan biri Bayram Ustanın kardeşi Fahri Ustaydı. Dikiş makinaları harıl harıl çalışır, dikilen gömlekler kömür ütüsüyle ütülenip yakası kolalanarak vitrine sıralanırdı.

Haftalık alırdık yaz boyunca. Çırağın haftalığı ne olacak? Bir sinema parası. Çok sevinirdik haftalığımız olan 25 kuruş avcumuza konulduğunda. Pazar günü hemen sinemaya koşardık.

O zamanlar televizyon hiç bilinmiyordu. Radyo da yaygın değildi.Ancak hali vakti iyi olan ailelerde, kocaman pilleri olan radyolar vardı. Halkın tek eğlencesi, siyah-beyaz filmlerin gösterildiği sinemalardı. İki yazlık ve beş kışlık sinema vardı Malatya’da. Hepsi de dolup dolup taşardı. Çarşamba günleri gündüz bayanlar matinesi de olurdu. Renkli Sinema, Şark Sineması, Yeni Melek Sineması, Şehir Sineması, İstanbul Sineması, o zamanın başlıca sinemalarıydı.




Sinemalara yeni bir film geldiğinde halka duyurmak için, kocaman film afişini ahşap bir panoya yapıştırıp, bir faytonun Arkasınayerleştirirlerdi.

Elde de büyükçe bir huni şeklinde teneke, megofon gibi kullanılarak, cadde sokak dolaşarak bağırırlardı, nefese kuvvet:

“Yılın en güzel Türk filmi sinemamızdaa. Yeni Melek Sineması iftiharla sunaar. Maceraa, heyecaan, aşk, hepsi bu filmdee. Geliin, görmedim demeyiiin. Bu güzel filmi kaçırmayıın…”



Yoldakilerin gözleri faytonun arkasındaki afişte olurdu. Acaba artistleri kimler, baş rolde kimler oynuyor, merakla bakarlardı. Sesi duyan bazı esnaflar dükkânın kapısına çıkar onlar da sinema afişine merakla bakarlardı. Bazen de, fayton yerine hamalların sırtına asılırdı bu film afişleri. Elde teneke megafon, cadde sokak dolaşıp dururlardı.

Çırak olarak görevimiz; sık sık dükkanı süpürmek, yerdeki kırpıntıları (Kumaş parçacık-larını) toplayıp çuvala doldurmak, arada bir dükkânın önünü sulayarak serinlik sağlamak, su bitince de “Akpınar Çeşmesi’nden” soğuk su getirmekti.


Diğer boş zamanlarda, tahtadan yapılmış kocaman ütü masasının altında otururduk. Masa ayaklarının etrafı bez perde ile çevrili olduğundan bizi atölye bölümünde pek gören olmazdı. Ayrıca ayak altında dolaşıp kalabalık etmemiz de bu şekilde önlenmiş olurdu.

Otur otur sıkılırdık üç çocuk bu kapalı yerde. Ütü yapan kalfanın ayaklarına bakıp dururduk. Uykumuz gelirdi. Başımızın altına kırpıntı torbalarını koyduk mu yastık niyetine, hatta yastıktan da yumuşak, haydi uykuya… Dikiş makinalarının sesi ninni gibi gelirdi bize. Bazen kalfalar takılıverirdi bize şakadan; “Yata yata kavun-karpuz gibi oldunuz” derler, sık sık suya gönderirlerdi.





Pınara gidin elinizi yüzünüzü yıkayın, soğuk su da doldurup getirin” derlerdi. Bizim için pınara su doldurmaya gitmek en güzel işti. Hapisten kurtulmuş gibi olurduk. Kaptık mı üç çırak, su testisini, içindeki suyu dükkânın önüne serperek, koşarcasına giderdik suya. Bayram Usta arkamızdan bağırırdı:

  “Koşmayın, yavaş gidin, testiyi kırmayın sakın…”



O zamanlar su şebekesi yoktu dükkânlarda. İhtiyaçlar, Yeni Camii ile Söğütlü Camii’nin şadırvanlarından veya kaynak çeşmelerinden, testilerle taşınarak sağlanırdı. Malatya’nın içme suyu kaynak suyu olduğundan çok soğuk olurdu. Testi de suyu soğuk tutardı ama yinede uzun süre bekletmeye gelmez, ısınıverirdi. Bu nedenle ısınan su ile dükkân önleri sulanarak, testinin suyu sık sık tazelenirdi.

 
Biz üç çırak, bir testiyi sıra ile taşıyarak, Kalfalara, Bayram Usta’ya soğuk su getirmek için dükkana camiilerden daha yakın olan “Akpınar Çeşmesi’ne” giderdik.

Gömlekçi dükkanının karşısındaki Kız Enstitüsü’nün hemen yanındaki Antepli Sokağından geçerek giderdik çeşmeye. Bizim evimiz de bu sokağın içindeydi. ( Şimdi, Kiğılı Camii’nin bulunduğu yer) Sokağı geçince bir alt caddeye çıkardık. Akpınar Çeşmesi bu cadde üzerindeydi. Buz gibi sular akardı çeşmenin kalın demir borusundan gürül gürül.





Yoldan geçenler mutlaka su içip yüzlerini yıkayarak serinlerlerdi. Elde testi sıraya girerdi çıraklar su doldurmak için. Faytoncular da atlarına su içirirlerdi çeşmenin yalağından. Bazen, kovalarla su dökerek faytonlarını yıkadıkları da olurdu. Atlar yalaktan su içerken, çeşmeye yaklaşamazdık korkudan. Onlar ayrılıncaya kadar beklerdik.

Testi küçüktü ama yinede çabuk yorulurduk suyu taşırken. Sıra ile taşırdık, yorulan diğerine verirdi. Bazen elimizden düşüp kırıldığı da olurdu testinin. Her yaz 3-4 testi kırılırdı Akpınar çesmesinin yolunda. Bayram Usta: “ Kırılan testi parasını haftalığınızdan keseceğim” derdi ama yine de kesmez, kendince cezalandırırdı hemen sıcağı sıcağına!



Bayram Usta, biz çırakların elleri boş, suçlu suçlu gelişimizi görünce, hemen kumaş biçmekte kullandığı uzun cetveli alır, biçki masasının önünde bizi beklerdi. Başımız önde, sessizce dükkana girerdik. Hemen bizi duvarın önünde sıraya dizerdi. Testi nerede? Ne oldu? Kim kırdı? diye hiç sormazdı. Elimizi açar uzatırdık kendisine doğru. Minicik avuçlarımızda şakırdatırdı cetveli sırayla. Boncuk boncuk yaşlar süzülürdü yanaklarımızdan. Sonra kızaran avuçlara sıkıştırılan parayla, önce testicinin yolunu tutardık, sonra da Akpınar’ın…

Bayram Usta yine arkamızdan bağırırdı: “Parayı düşürmeyin, testiyi kırmayın sakın, yoksa haftalığınızdan keserim…”


* * *
İşte bizim çocukluğumuzda yaz tatilleri böyle geçerdi. Bir hafta çıraklık yapmanın karşılığında hafta sonu sinemaya gitmek, çok mutlu ederdi bizleri…



SON

Not: Bayram usta, Adana’da halen mesleğini sürdürmektedir. Türkiye’de, TSE belgesi alan ilk gömlekçidir.












Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©anasahife.org 2016
rəhbərliyinə müraciət